Anasayfa arrow Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defterine Yaz


Administrator    25 Şubat 2013 01:26
KENDİNİ AŞAN SÖZÜ SARFETMEK AKLI SELİM
İNSAN İŞİ OLMASA GEREK/

Dünyada hiç de bir devlet adamının demediği yada dedirtmediği, sözleri TC Başbakanı çok da rahat bir üslupla diyebiliyor.. Cem Evleri İbadet Yeri Değil de Kültür Evi imiş)
Biz dinin de bir kültür olduğunu biliyoruz.. Ancak:
Sayın Tayip Bey bilerek önüne bir hedef koydu, dini siyasete karıştırıp bu çıkışları yaptığı herkes tarafından da anlaşılıyor olsa gerek&
Hiç mi hiç, Tanrı tektir, deyip inanan bir kavim ya da ümmete gökten böylesi bir emri Cebrail indirmiş olabilir mi dersiniz., ya da buna vakıf olan bir din düşünürü, evet diyebilecek bilgiye sahip midir, acaba..?
23 Kasım Mersinde buluşan Avrupa ve Türkiye Alevi Şii ve Bektaş örgüt temsilcileri tertip edilmiş bir sempozyumda buluşup hep şu düşüncenin altını çizmişlerdi..
Türkiye ve tüm dünya ülkelerinde Alevi Bektaşi inancından olan herkes, orada H.Bektaşi Velinin 72 Millete aynı gözle bak  düsturunu Alevilik olarak bir sağ duyuyla anlatmaya çalıştılar..
Sünni İslam inanç sahibi insanlarında bu sav ı kabullendikleri ve bin yıldır bu topraklarda birlikte problemsiz yaşadıkları da birlikte vurgulanmaktaydı&Ancak, siyasetin her dönemde sincice katliamlar tertip ettirdiğine de yakın tarihimiz şahittir &

Elbistan, Maraş, Sivas, Gazi, Çorum, Malatya gibi yerlerde, İnsan yakmak, kesmek ve benzeri katliamların arkasında hep iktidarların olduğu yerli ve yabancı basın tarafından yazılıp anlatıldığı gibi görsel TV kanalları da anında halka gösterip izletmekteydi ..
Ve görevlendirilen katilleri de halen faili meçhuller olarak gizlenmiyorlar mı?..

Cem Evleri: Cümbüş yada kendi din anlayışlarına göre kültür evi dediler..
Birileri de: 40 Bin Alevi ye kan kusturdum diyebiliyor, arkasında faşist cunta vardı..
Bir diğeri: Aleviler Cennet e giremez diyor..  Arkasında ki gücü ve güvendiği iktidardır..
Devlet yetkilileri Lise Edebiyat kitaplarına yıllarca Kızılbaşlığı ana bacı bilmezlikle tarif etti ve okullarda okutturmadılar mı..? Bunlar hepsi de O Yüce Tavan Hazretleri adına konuşmaktalar..

Osmanlı dönemi 1517 de kitlesel katliamlarla Emeviler ce dayatılıp asıl İslam budur deyip kurumlaştırılan, günümüzde bile onunla iktidarının ömrünü uzatmaya çalışan bir iktidarın ülkeyi nerelere sürüklemek istediği onlara oy verenlerce de bilinir olmalıdır diye düşünüyoruz&

AY da ve yıldızlarda hayat arayan dünya milletlerinden örnek alınması gerekirken, Laik Anayasal bir Cumhuriyet ülkesinde Başbakan kimlerin nerede ve nasıl ibadet edeceğine TANRI adına, açıklama yapmaya kalkışmıştır..

Din bir inanmak olayı değil midir?, inananların nasıl ve nerelerde ibadet edeceğine o kişinin kendisinin karar verme yetkisine sahip olması gerekmez mi..?

İbadetin (yeri, yönü, şekli, dili, diye bir tanrı buyruğu var mıdır?, Din bilginleri durup dururken bir siyaset adamı İslam da ibadetin yeri cami yada mescittir diyebiliyor.. Kendini aşan bir sözü sarf etmek hele de dini konuda, kimsenin haddine düşmemelidir& 25 Milyon alevi inançlı kimseler ibadet yerlerinin CEM EVLERİ olduğuna 1400 sene evvel belirlemiş ve orada da ibadetlerini yaptılar yapmaya da devam etmekten de yanalar..

Ben bir din bilgini değilim ve kurallara da hiç itibar etmeyen kıblesini İnsanlaşmışsa insan bilip sevgi ve saygıyla ona dönen, özgür yaşamadan yana ve değişmeyen bir insan olarak bilinmek ve yaşamaktan yanayım .

23.02.2013 .

Administrator    13 Şubat 2013 21:27
Hz. HIZIR Haftası Ve Anlamı

Hızır Aleyisselam Abu hayat (Ölümsüzlük Suyu ) içerek ölümsüzlüğe ermiş diye inanılır&

Kendisine Tanrı tarafından batın bilgisi (Ledün İlmi - Hakikat ilmi - Gerçek ilmi) verilmiş diye anlatılır. Dar zamanlarda imdada yetiştiğine inanılır ve bir peygamber ermiş kişi olarak anlatılır...
Ölümsüzlüğü ile ilgili bilgi bulunmamakla, halk inanışlarına göre, Hızır İSRAFİL ölüm meleği ile görüştükten sonra yer yüzünde Allahın dinini koruyup kollamak için ölümsüzlüğe ulaşır diye anlatılır...

-Yahudi Süryani kaynaklara göre;
Peygamberliğinden bahsedilen (İskender Zülkarney) insana ebedi hayat veren bir çeşme olduğunu alimlerinden öğrenir ve inanır. Bunu aramak için askerleriyle yola çıkar, yolda başına gelen doğal olaylar nedeniyle askerlerini kaybeder, yanında yalnız aşçısı olduğu söylenen HIZIR kalır. Karınlarını doyurup biraz istirahat etmek için bir çeşme kenarında konaklarlar, aşçısı beraberinde getirdikleri yiyecekleri hazırlamak için çeşmenin başına gider, orada olan tuzlu balığı yıkamak için suya uzattığında balık suya değer değmez canlanır ve suya atlar, atlar atlamaz da kaybolur. Aşçı bu suyun aranan su olduğunu inanır ve bir miktar da içer gelir&
Zülkarney e anlatır. Zülkarney de aynı çeşmeden içmek ister ve kalktığında çeşmeyi yerinde göremez&

-İslami kaynaklarda ki Mevcut metinler Şöyle söyler;
Zulkarney halasının oğlu olan Hızır la, ebedi hayat veren, insan üstü güç kazandıran bu çeşmeyi birlikte aramaya çıkar. Zülkarney halasının oğlu Hızır la askerlerinin refakatinde yolculuğa başlar, yolda bir fırtına yüzünden Zülkarney ve Hızır askerlerden ayrı düşerler. Bir hayli meşakkattan sonra buldukları hayat çeşmesinin yeri olan karanlıklar diyarına gelirler, çeşmenin yerini aramak için, Zülkarney bir tarafa Hızır bir tarafa çeşmeyi aramak için ayrılırlar. Uzun maceralardan sonra günlerce yol alırlar. Bir gün Hızır ilahi bir ses duyar ve bir nur görür ve bu sesin kendini çektiği yere varınca hayat çeşmesini görür, suyundan içer ve yıkanır da. Hem ebedi hayata kavuşur hem de insan üstü güç ve kabiliyetler kazanır&
Zülkarneyi arar bulur durumu ona anlatır dönüp çeşmeyi ararlar, fakat bir türlü çeşmeyi yerinde bulamazlar.
Zülkarney makamına döndükten bir müddet sonra ölür..
Zülkarney 124 nebiden birisi olarak Kuran da adı geçer. Yani Peygamber olarak bilinir&
Zülkarney kaynaklarda görüldüğü gibi, NUH Aleisselamın torunu YUHA nın soyundan geldiği söylenir&
Bir çok kaynaklarda ve KURAN da dinsel ve din dışı pek çok yapıtlarda, Hızır dan İlyas dan İskender Zulkarney den ve ilişkilerinden söz edilir&
Hızır Aleisselam, Zulkarney den sonra;
-İbrahim Halilüllah
-H.Musa
-H.İsa
-Hatta Haz Muhammet le de buluştuğu görüştüğü yazılarda anlatılır.
Haz Muhammed bir hadisin de, oturduğu yer otsuz bir yer, o kalkıp gittikten sonra yerleri yemyeşil otlarla dalgalanır der&

Büyük tasavvuf adamı Muhiddin Arabi (El fütühat ül mekkiye) adlı yapıtında Hızır la ilgili rumuzlara oldukça yer verir&
Muhuddin Arabi 11, yy sonlarında yaşamıştır&

Hacı Bektaş Veli, adına yazılan velayetname nin 75, sayfasında Hızırın kendini ziyaret ettiği yazılı ve müsaip yol kardeş olduklarında da bahsedilir&

Evliya Çelebi; Seyahatname sinde Hızırın Anadolu da çeşitli yerlerde mucizeler göstermiş olduğu anlatılır..
Evliya Çelebi 16 yy da yaşamış...

KURAN da (KEHF) suresinin 60-80 ayete kadar Musa Peygamberi sınava çeken genç görünümlü birisinin HIZIR Aleyisselam olduğu söylenir. Bu sınavın yapıldığı yer ise (Cebelitarık Boğazı) denilmekte&
Halk arasında anlatıldığı gibi, (Su da -Kara da- Hava da) Allahın halifesi vekilidir. Darda sıkıntılarda kalanlara çağrıldığında yardıma gelir diye anlatılır&

Yine rivayete göre,
-İbrahim Ethem
-Maruf Kerhi
-Bisri Hafi bunların yazılanlara göre Hızır la karşılaştığı denilmekte..

Ayağında kırmızı pabuçlar,
Üzerinde çiçeklerden örülmüş cüppesi
Ak sakallı nur yüzlü bir yaşlı olarak görünmelerinin yanında başka donlarda da göründüğü anlatılır&

Eski takvime göre 30 Ocak 2. Şubat ML (13-14-15) Şubat günlerinde oruç tutarlar ve sonunda Hızır hediği, Kömbesi pişirip konu komşuya dağıtırlar ve kurban kesip cem de yapanlar olur...
Yetişkin gençler arasında oruç günlerinde su içmeden yatıp rüyada su verecek birisi niyet edilir&
Anadolu Alevilerine göre ayrıca 5-6 Mayıs da her yıl iki günü birbirine bağlayan, kardeşi veya arkadaşı (İLYAS la- HIZIR) yeryüzünde buluşup tabiata canlılık verirler diye inanılır&

Edirne Bektaşileri, batı ve güney Anadolu tahtacıları-Çepniler - Orta Anadolu Kızılbaş Alevileri, aşağı yukarı aynı anlamda kutlarlar, Lokmalar edilir, oruçlar tutulur ve cemler düzenlerler.
Bu günün adına da, Sohbet ve şenlik bayramı der kutlarlar&

Hızır Haftası Bayramınız kutlu ve geleceğin güzel habercisi olsun dileğimle.

Saygılar&

Administrator    12 Şubat 2013 01:09
YENİ VE SİVİL ANAYASA DENDİĞİNDE

Eğitip yetiştirmede, sağlıkta daha doğrusu huzur içinde yaşamımızı çağdaş bir yönetimle sağlamak için vekil atadığımız kimseler, hani ne yapıyorsunuz, neye hizmet ediyorsunuz, deyip bir soru sorabiliyor mu vatandaş?, ya da, sorduruyorlar mı?, hayır sordurmuyorlar&
Artık hadi bizi yönet deyip oylarımızla hizmete atadığımız andan itibaren yaşamımız pamuk ipliğine bağlı gibi o ipi koparıp koşmuyorlar mı koltuklarına ..?

Hal böyleyken, bir de hukuk tan, demokrasiden insan hakları falan gibi, lafları herkesin anlayamayacağı bir dille kulaklardan eksik etmezler&
Tartışmalar başladı, öncelikle en kısa sürede sivil Anayasa yapma çalışmaları deyip komisyonlar kurdu kavgayı başlattılar..
Önümüzde mahalli ve genel seçimler için hazırlıklarda gündemde.. Mecliste grubu olan dört siyasi parti, sivil bir anayasadan söz ediyorlar ya&
Öyleyse anayasa sivilleşecekse ne niçin kıyametler koparılıyor..? Yapılacak Anayasa, sivil ve 75 Milyon için yapılacaksa, paylaşılması zor ve burada zorlanmaların asıl bir nedeni mi vardır..?

Denilen anayasa birileri ya da bir siyasi partinin amaç ve gayeleri için dayatılacak olursa, o zaman hak hukuk, demokrasi laflarını ağızlarda örseleyip durmasınlar..
Mart sonuna dek anlaşma olmaz ise, tek başımıza biz yaparız&O zaman bunun adına parti programı demeyip de, Yen ve sivil anayasa mı diyeceğiz?
Bu dayatmacı tavırla kalkıp biz yaparız demek, ülkede bölücülüğe zemin hazırlamak demek değil midir.? Madem Türkiye de bir anayasa hazırlıklarından söz ediliyor ise, çok partili bir meclisten bu tip çıkışlar hiç mi hiç kimsenin haddine bile düşmemelidir diyoruz..

İşsiz, yoksul, evsiz, ortada perme perişan insan yerine bile konmamış insanlara oylarını alıncaya dek, verilen onca söz, seçimler son bulduğu andan itibaren unutulur, bir daha da akıllarının ucundan bile geçmez..

Her iş başına gelen iktidar geçmişten enkaz devraldık, şimdi her şey gül pembe der, giderken de o enkaz bir yağmur çukuruna çevrilir, milli gelirden her ne kaptılarsa aldıkları gibi gözlerden kaybolurlar..

Hafta da en çok da konuşulan diğer bir konu.. Kömürüne kara bile diyemedikleri ABD nin Ankara büyük elçisi. Ülkenin ne derece bir demokrasi ile yönetildiğinin fotoğrafını çizdi ve basına dağıttı..
Adamın üstüne üstüne, her ne kadar giderlerse de gitsinler, tamam özür dilettiler.. Ancak, adam saçlarını kesip eteklerine döktü&
Dünya halklarının kanıyla beslenmiş bir ülke diplomatı bu kadarlarını diyebilmişse, istedikleri kadar hop otursun hop da kalksınlar..
Hırsızlık, yolsuzluk, kayırmacılık, işsizlik, yoksulluk, soygun, geçimsizlik, daha da önemlisi, başta Suriye, ve tüm komşu ülkelerle gelinen nokta..

Anayasa bir siyasi parti çalışma programı gibi hazırlanıp biz yaparız deyip 75 Milyon a dayatıldığında, huzursuzluğa zemin hazırlamak olur..
Bir çok dünya ülkelerinde çağdaş insancıl Anayasalar yürürlüktedir, ülke koşulları da esas alınarak, aydın tarafsız birkaç hukukçu kişiye hazırlatılıp halkın önüne yüz akıyla çıkılması gerekir ve o Anayasa da her yeni gelecek iktidara itirazsız yön verir..
Kavgasız bir gelecek de bunu gerektirir diye düşünüyoruz..

10. 02. 2013

Administrator    04 Şubat 2013 17:26
ABDAL MUSA SULTAN HAZRETLERİ

Anadolunun ulu ve ünlü erenlerinden ve ermişlerinden olan Abdal Musa Sultan aynı zamanda ünlü bir ozan ve düşünür olduğu bilinmektedir&
Aslen Horasan lı Azerbaycanın Hoy kasabasına gelmiş ve bir süre orada yaşamış olduğundan Hoylu olarak tanınmıştır.. Hacı .Bektaş Velinin amcası Haydar Atanın oğlu Hasan Gazinin oğlu olarak bilinmektedir&
Kaygusuz Abdal Menkıbesine göre Kösre Musa adıyla da anılır. Abdal Musa Sultan Horasan erenlerinden ve Hz. Peygamber soyundan olduğu bilinir. 14.yy. yaşadığı ve Osmanlıların Bursayı fethi yıllarında Orhan Beyin askerleriyle savaşlara katıldığı ve büyük yararlıklar sağladığı bazı kaynaklarda görülmektedir..
Abdal Musa Sultanı Hacı Bektaş Velinin önde gelen halifelerindendi denmekte.. Payesi sultanlık mertebesi Abdallık. Pir evindeki hizmet postu ise, ayakçı postudur.. Bu post Bektaşi tarikatındaki on iki postan on birincisi olup diğer adı Abdal Musa Sultan postudur..
Bazı kaynaklarda da Hacı Bektaş Velinin vefatından sonra posta oturan ilk postu nişan olarak okunmaktadır..
Elmalı Tekke köyündeki dergahı ilk Bektaşilerin dört büyük asitanesi Bektaşiyen dan biridir..
Ancak Anadolunun inanç coğrafyasında seçkin bir yeri etkin gücü olan Abdal Musa Sultan adına daha bir çok yerde makam ve mezarlar yapılmıştır&
Bir çok yazar ve araştırmacı Abdal Musa Sultanı konu alan araştırmalar yapmışlardır.. Bazılarına göre, Abdal Musa Sultan Bursa fethine katıldıktan sonra Manisa,Aydın ve Denizli yöresinde bulunmuş, daha sonra da Türkmen ve Yörüklerin yoğun bulunduğu Elmalı da tekkesini kurmuş.. Ayrıca Denizli de yatan büyük yatağan Babadan esinlendiğini de belirtmişlerdir..
Abdal Musa Sultan Elmalı yöresinde kurduğu tekkesinde sayısız kişiler irşad etmiş yetiştirmiş ve bunlar arasında büyük ozanlar da yetişmiştir.. Bunların en üstünü de Alevi Bektaşi edebiyatın abidelerinden sayılan Kaygusuz Abdaldır..

Onunla ilgili olarak Abdal Musa Sultan velayetnamesinde konu edilen söylenceler şöyledir..
Alaiye beyinin oğlu Gaybi, Abdal Musa Sultana derviş olup Kaygusuz adını alınca , babası oğlunu kurtarmak ister. Tekke Beyinin yardımını talep eder. Tekke Beyi de Kılağılı İsa adlı pehlivan yiğidini Abdal Musanin tekkesine yollar, İsa dergaha varır ve kapıya gelince . Çağırın bana Abdal Musayı diye gürler, ancak atı ürker ve İsayı sırtından atar sürükleyerek parçalar.. Tekke beyi bu olaya çok sinirlenir ve ordusuyla harekete geçer.. Abdal Musa Sultanı yakmak için öbek öbek otlar yığılır, Ateşler tutuşturulur.. Abdal Musa Sultanı da üç yüz atlı mürüdi ile semah ederek yola koyulur.. Bu öyle bir geliş ki onlarla birlikte dağlar, ağaçlar, kayalar da beraber yürür.. Dervişler gülbenk ler çeker girer. Ateş onları yakmaz onlar ateşi söndürürler.. Bu manzarayı gören Kaygusuzun babası duruma hayranlıkla bakar, Abdal Musanın ellerini öper ve geriye döner..
Kaygusuz bu dergahta kırk yıl hizmet eder..

Abdal Musa Sultanın kerametleri, kendi adı verilen Velayetname de de anlatılır.. Abdal Musa Sultan Velayetnamesi günümüz Türkçesi ile Ali Adil Atalay tarafından beşinci kez olarak yayınlanmıştır
Kerametlerinden bir de şöyle: Abdal Musa Sultam, bir pamuk içine kor halinde bir ateş parçasını Geyikli Baba ya gönderir. Geyikli Baba da ona bir bakraç geyik sütü gönderir..

Mücuzeler dışında Şair, düşünür, Horasan Abdal Musa Sultanın keramet ve erdemleri yedi yüz yıldan bu yana dillerde söylenir..
Antalya Elmalı ilçesine bağlı Tekke Köyünde ki tekkesi 14, yy. da Selçuklu Mimarisi örneğinde yapılmıştır..
Tekke hakkında en önemli bilgiyi 17, yy. da burayı ziyaret eden ünlü gezgin Evliya Çelebi Seyahatnamesinde vermiştir..
Bilgilere göre Tekkenin Kubbesindeki altın alem beş saatlik yerden görülüyormuş.. Abdal Musa Sandukası ucunda seyid olduğunu gösteren yeşil imamesi durur.. Tekkenin etrafında bağ ve bahçeleri uzanır.. Misafir haneler, kiler, mutfak meydanlar gibi bir çok ek binalar varmış.. Mutfakta kırk derviş hizmet eder, meydanın dışında ayrıca büyük bir misafir hane bulunur ki üst konak altı ise iki yüz at alacak kadar büyük bir ahırdır.. Misafir hiç eksik olmaz..

Tekke yapıldığı günden beri mutfağında hiç ateş sönmemiştir.. Tekkenin çok zengin vakıflarından söz edilir, on binden fazla koyunu, bin camızı, binlerce devesi ve yedi değirmeni, daha bir çok varlığı ile üç yüz elli yıl önceki Abdal Musa Sultan Tekkesinin çok büyük zenginliklere sahip bir kurum olduğunu belirtir Evliya Çelebi..
Yeni Çeri Ocağının kaldırılmasından sonra dağıtılan tekkeler arasında Abdal Musa Sultan Tekkesi de nasibini alır.. 1829 da hükümetçe gönderilen memurlar tarafından dergahta mevcut eşyalar ve binlerce canlı hayvan satılıp defteri İstanbula gönderilir..
Bu hal tekkelerin 1925 de kapanmasına kadar yaşanmıştır.. Değişik dönemlerde onarım gören tekke zaman içinde yıkılmış, günümüzde ise sadece Abdal Musa Sultan tekkesi kalmış ve tekke her yılın Haziran ortalarında ziyaret edilmektedir&

Türbede Abdal Musa Annesi, Babası, kız kardeşi ile Kaygusuz Abdalın kabirleri bulunmaktadır..

Derleme. Yazar Şair, Ali Rıza UĞURLU.

Administrator    17 Ocak 2013 05:20
PARİS DE Kİ KATLİAMIN ARKASINDAN

9. OCAK 2013, o üç canı bir arada katletmenin nedenine yanıtı arana dursun.. O canlara kıyıp katil olmanın adı ve tarifi tek cümleyle sapık işidir, sapıklıktır diyorum&
Irkçı bir yapılanmanın dayatmasıyla, ölüp öldürtme ile amaca varılamayacağı anlaşılınca bir mutabakattan söz edildiği konuşulmaktadır.. Madem öyle..
İnsanlık adına şartsız dayatmasız, herkesin sağ duyulu olarak o bir kocaman kaya da olsa, altına herkesin elini uzatması gerekir diye düşünmekteyim&
Şu günlerde üç canın katledilmesi konusunda rast gele bazı laflar edilecektir ve ediliyor da&
30 yıldır böylesi bir kavgada bunca insanın kanına ve canına kıyılmasının asıl sorumluları geçmişten günümüze, Irkçı inatlaşmada direnen her dönemin hükümetleri ve muhalefet edenlerde dahil, soruludur denilmelidir artık..
Emperyalist işkalcı zorbalardan bu vatan kurtarılıncaya dek bu topraklar, üzerinde yaşayan herkesindi.. Ölenler öldü ve huzura kavuşulduktan sonra da, Herkes Türk dür, Ve Sünni dir, başka farklı inanç dil ve kültür insanlarının oldukları gibi yaşamalarının önünü yasaklarla kesip cezalandıranların, gün olur da böylesi bir kavganın başlatılacağı ve nelere mal olacağı niçin düşünülmedi ise..?
Şimdiyse ırkçı inatlaşmadan geç hem de çok geç kalındığının da hesabını iyiden de iyiye yapıp mutabakatın hızlandırılması kaçınılmazdır&
Çünkü bu vatanın genç evlatları bir birini öldürdü ve öldürmeye de devam ettirilmektedir.. &
Sakine CANSIZ, Fidan DOĞAN, Leyla SÖYLEMEZ i, kurban veren Kürt kardeşlerin acılarını paylaşıyor merhumlara rahmet diliyor toprak incitmesin diyorum..
Ve diyorum ki, bu acı süreci etkilememelidir ve eski ırkçı inatlaşmalardan geri durup, süreç uzatılmamalıdır diyorum ve gereklidir de..
Irkçı inatlaşmaların bir benzeri, iktidarda kalmak pahasına dini siyasete alet edip yapılanmanın, bu tip huzur bozucu olaylara gebe kalacağı da akıllardan uzak kalmamalıdır..
Öyleyken, Muhalefet kamu ve sivil topluluklarla olayın çözümüne sağ duyulu bir mutabakatla yaklaşmanın önü açıldı gibi diyor ve düşünülüyor da..
Ben bilirim anlayışı ile, inatlaşarak meseleye tek başına yaklaşacağını diyen sorumluların samimiyetine inanmak da oldukça zor..
Çok zaman tekrarladığım bir konuya da değinmeden geçemeyeceğim.. Şimdiye dek,feodal bir yapı kıskacında Ağa koltuğunda, Jandarma kontrolünde, bu insanlara bu gibi yaşam reva görülmekten de öteye, Kürtler siz Türksünüz, Alevilere, siz de Sünni siniz , deyip dayatmanın sonuna gelinmelidir artık.. Şimdiye dek hükümetler ve o anlayışa sırt verip dal dayayan muhalefetler, ettiler edecekleri kadar..
Daha da inatlaşıp zora baş vurmadan, kamu oyunun da sabırla beklediği bu olaya dayatmasız mutabakatın, yumuşatılarak  huzura doğru adımların atılması sabırla beklenmektedir..

İktidar yalnız Öcalan ile değil, TBMM de dahil, herkesle diyalog içinde olunmalıdır, örgütün başka yanları da işin içine çekilmelidir, hatta CHP de AKP birlikte hareketten yana değilse bile, ayrı heyetler halinde örgütün her tarafıyla diyaloga başlaması da barışa oldukça önemli katkı sunacaktır diye düşünüyoruz, BDP de bu mutabakata sıcak görünürdeler..
Ülke de huzur ve istikrardan yanayım, gibi lafta kalan sözlerin sık sık tekrarlanması ile de, bir santim ileriye gidilemedi beyler..
Sorun büyüdü ve büyümektedir de.. iktidar muhalefet kamu ve sivil toplum örgütleri, huzurdan yana olan herkes, el ele diyoruz, çünkü halklar acilen çözüm beklemektedir &

17 Ocak Perşembe günü cenazelerin Diyarbakır da olacağı açıklandı ve yoğun bir karşılamadan da söz edilmektedir. Umarız törende bir sağ duyu hakim olur, bu inancımla, herkese sabır ve baş sağlığı dileklerimi tekrarlıyorum..

16.01.2013


308
Toplam kayıt bulunuyor
Design: Joomlamarket.de
© 2005 – 2020 www.alirizaugurlu.com