Anasayfa arrow Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defterine Yaz


Administrator    08 Ocak 2013 01:41
İÇSELER DE AYIKSALAR!!!

Belki de birileri buda ne deyip yazıyı okumadan da bırakıp geçecektir. Ancak ne demek istediğimi anlatmaya çalışacağım elbette ki..

İslam dünyasında içkiye haram deyip yasak kor içenleri de günahkar cehennemlik der alır koca koca katran kazanlarına elleriyle atacaklarmış gibi, düşünür ve rahatlarlar.. O gibiler Yüce Tavan Hazretleri adına karar verirken, kendi kendilerini kandırarak hele yollarına devam ededursunlar..
Eğitimini geleceğe o yönde hazırlamış bir sistemde kandırarak kullanmaya hazır o kadar insan var ki...
Sakın benim bu sözlerim yanlış anlaşılmasın.. Ben alkol bağımlısı birisi değilim, Ancak özüme sözüme, isterse şöyle diyeyim, kafama uygun biri yada birileri ile buluşup zamanı ve mekanı yakaladığımız da oturur.. Dem dediğimiz rakımızı da soframıza bir araç olarak alır sohbetimize başlarız..
Sonunda, bu akşamı bir daha da yakalayabilir miyiz, diyerek muhabbetten dolduğumuz gibi saygı ve sevgiyle de ayrılırız..
Bizim yaşlılardan rahmetli birisi.. Bu bir mihenk taşıdır, içenin ayarını değerini ve ahlakını ölçer ve ortaya kor derdi&
Almanya da bir ustamdan söz edeceğim. 70 li çalıştığım yıllarda, (H.K) isminde yaşlı ve eski Nazi yanlı Adolf Hitler e sempati duyan birisi idi.. Ancak iş yerinde yasak olmasına rağmen her iş bitiminde iş yerinden içkili, kafayı bulmuş öylesi birisi olarak ayrılırdı..
Alkol alıncaya dek aramız hiç de iyi gitmezdi. Her iş başı ettiğinde kafayı bulana kadar çok zaman benimle mecbur olmazsa konuşmazdı da..
İçip kafa tam olduğunda arar bulurdu beni ve başlardı. Ben yabancıları da seviyorum senide, sizlerde insansınız, der söze başlardı.. O zaman rahmetli akrabanın o sözünü hatırlardım.. Bu adamın kökü kökeni zaten insan, öyle de geldi dünyaya, aldığı duygusal çevre eğitimi onu öylesine yozlaştırmıştı ki, alkol aldığı zaman da asıl kendisine dönebiliyor ve insanlaşıyordu da&,
Asıl diyeceğim bir cümleyi yazımı bağladığımda diyeceğim de, ondan önce bazı ustalarımızın ilgili deyişlerinden de örnekler vermek gerekiyor diye düşünüyorum..
Hani dini kurallara göre alkollü içki haramdır vs deyip, içenlere o gözle bakan birileri var ya..

Sen münkirsin sana haramdır bade
Bekle ki içesin öbür dünyada
Bahsetme HARABİ bundan ziyada
Çünkü bilmez helal ile haramı

Demiştir Edip Harabi Baba.
-------------------------------------


Ben yitirdim ben ararım
Yol benidir kime ne
Gah giderim dost bağına
Gül dererim kime ne

Gah giderim medreseye
Ders okurum Hak için
Gah giderim meyhaneye
Dem çekerim kime ne

Softalar haram diyormuş
Şarabın bir katresin
Saki doldur ben içeyim
günah benim kime ne

Ben melanet gömleğini
Delip taktım eynime
Ar ile namus şişesin
Taşa çaldım kime ne

Al sofu sen secdeni
Git mescit yoluna
Pir eşiği benim kabem
Kıble gahım kime ne

Gah çıkarım gök yüzüne
Seyrederim alemi
Gah inerim yer yüzüne
Güzel severim kime ne

Kelp rakip haram diyormuş
Güzel sevmek günahtır
Ben severim sevdiğimi
Günah benim kime ne

Nesimi ye soruyorlar
Yarin ile hoş musun
Hoş olayım olmayayım
O yar benim kime ne

Seyit Nesimi Babanın da bu beyitinde dediği gibi. Kimden kime ne..?
Ancak; huysuzca yolsuzluk yapıp devlet malı deniz deyip çivilemesine dalıp alıp götürdükleri, haram günah değil de, kazanıp satın alıp muhabbete araç deyip edep ve terbiyesiyle içenler için rakı şarap harammış güya. Hadi oradan sende..

Bir garibim meyhaneci
Var mıdır derdim ilacı
Şarabın olsa da acı
Babam, İçmek istiyorum

Yastığım taş yatak diken
Ayrılıktır belim büken
Doldur doldur ki içem
Canım, İçmek istiyorum

Yitirdim dost ahbapları
İstemem o sabahları
Durma doldur kadehleri
Dost, İçmek istiyorum

Anla çatık kaşlarımdan
Ağarmış şu saçlarımdan
Usandım göz yaşlarımdan
Koçum, İçmek istiyorum

Sevemedim bu dünya yı
Sevdim senin meyhaneyi
Hoş gör bugün Ali Rızayı
Kardeş, İçmek istiyorum / Ona ne ki?

-20. 01.1996 akşamı gurbette katıldığım bir dernek gecesinde yazmıştım&
Alkolün önüne günah ve yasaklarla kandırılıp çıkarılan kesim, işsizliğe açlık ve yokluğa kader ve yolsuzluklarla insan hakkı gasp amaçlı düzen kurup koruyanlara,insan hakkı yiyorsunuz günah neden demiyorlar da, birde oy verip o fırsatı çala kaçıra kullandırtıyorlar..
Allah Aşkına; sol gösterip sağ konduran Tayip ERDOĞAN hükümeti hep kalkınmaktan söz eder..
Biliyoruz kendileri alkol haram der içmezler,. Ancak tüm yöneticileri dahil, içki içe içe kalkınan ülkelerden komşu ülkelerde insan kanı akıtmak pahasına, birilerini de korumak için patriot rampaları ve uzmanlar çağırdılar..
Ben şöyle diyorum, bu güzelim ülkeyi on yıldır içki içmeyen sizler yönetti ülke kalkındı mı? Alkol alan birileri bu ülkeyi şimdiye kadar yönetmiş olsalardı, bugüne bugün ülkede ne savaş korkusu ve ne de konu komşularla sorun yaşanmış olacaktık ve ne de bu düzeyde işsizlik açlık soygun vs. gibilerden söz edilirdi ve ülke itibarı da bu günkü kadar hırpalanmış olmazdı diye düşünüyorum..

Sayın Başbakan ve bakanları Mustafa Kemal Paşa örneği, rakılı bir akşam sofrasında ülke meselelerini konuşmaya otursunlar, 180 derece değişeceklerine inanıyorum ve o sabah ülkede bir rahatlama kendini gösterecekti diye düşünüyorum.. Keşke de, daha da zaman kaybetmeden içse de ayıksalar bari diyorum.

Saygılarımla.

Administrator    29 Aralık 2012 04:50
2013 YILINA GİRERKEN

Emperyalizmin kanlı gücüne sırt vermiş, dünyaca bir avuç vicdanı kirli kimselerin çıkarlarına malzeme olmuş 2012 yi güle eğlene uğurlayacak da değiliz herhalde ..
Kirletilerek alabora edip gönderilen böylesi bir yılın gidişi olsun da benzeri bir daha gelmesin diyoruz&
Geçimsizlik, boşanma ve intihar etmelerin yanında, terör, ayırımcılık, kayırmacılık, açlık, işsizlik
ve de savaş korkularının yaratılıp yaşatıldığı 2012 yi arkasından teneke çalmak yerine uğurlamak mı?
Kar buz üstünde terlikle okula gidenlerden utanmazlar, 80 Milyon nüfusun gözlerinin de içine baka baka, bunda başı tüylenmedik yetim hakkı da var demeden, gemi yanına gemi aldırtanların ve yolsuzluklarla palazlanmış, halklarının önünde sorgulanmaktan kaçanların yılı 2012 yi, güle güle uğurlamak ise, işte o şekilde yılı kullananların şanına düşer ve yakışır da..

Onca günah vebal ve ayıplar bırakıp uğurlayacakları yılın yerini dolduracak olan 2013 de alkışlayarak karşılama hazırlıklarını da tamamlamış olmalılar..

2012 yıllandı kirletildi, gidiyor dönmeyecektir de..

2013 e hazırlıklar bütçe hazırlık çalışmaları yapıldığında görüldü.. Yılın yıldan daha da beterine çevrileceği herkesçe de anlaşılmıştır diye düşünüyoruz &

Özel sektör denen iş dallarında ve taşeron kıskancında çalıştırılanlar için, 2002 yılına göre, asgari ücretleri artırdık demişti S. Bakan Şimşek, ÇVSGB da sonuç malum yeniden artırdık deyip müjdelediler..
İktidarın on yıllık icraatları içerisinde yaptıkları işlerden asgari ücretlilere emeğin gasp sistemi içinde zam yaptıklarından da anlaşılacağı gibi geleceğin kaderi de kolayca okunup anlaşılacaktır diye düşünüyoruz.. Eğer, hamam ve tas da değişmez ise..

Hükümet, mevcut meclis çoğunluğunun arkasına sığınarak,yaşamı emeğine dayalı o güzel üreten, memur, işçi, emekli, öğrenci talepleri karşısında, oturup konuşmak yerine gazlı sopalı kavgayla susturmaya alıştılar da &
Helal olsun, seçmenler arasında inandırıp da güvendikleri bir kesim kendileri açısından
sağlam.. Yasama Yürütme Yargıyı da, atayacakları başkanın emrine aldıkları gibi, dünyada ki ilk on büyüğün de büyüğü olmaları için bir neden kalmasa gerek..

Böyleyken, 2012 yılının kimler tarafından uğurlanacağı, 2013 yılının da nasıl ipek halılar üstünde bir hazır kıta gibi, selamla karşılanacağı perşembenin geleceğinin çarşambadan anlaşılacağı gibi açık&
İnanıyorum ki, üreten sosyal kesimi bir hiç sayarak, ilkel monarşist bir anlayışla amacına koşanların önünün kaçışı olmayan bir uçurum olsa gerek&

Onun için; Emperyalist ve ona yamalı yalaka iktidarların kirleterek gönderdikleri,  2012 den kalan ayıp ve haksızlıkları, yazıyoruz, yazmaya da devam edilecektir..
Elbette ki, 2012 yılı, yaşamı emeğine dayalı insanlar için, korku ve sıkıntılı bir yıl olarak sadece ömre bir yaş yazılarak çekip gidecektir..

Diyorum ki; tüm dünya halklarıyla verilmesi gereken mücadelede daha da geç kalınmamalıdır, yeni deyip dayattıkları Dünya düzenini ya anlamışızdır, ya da anlaşılmalıdır artık &

Sözün noktası; Dünya durmuyor, umutlar yitirilmemelidir derken, 2013 ü barış ve huzur bekleyen tüm dünya halklarının yılı olması dileğimle Saygı Sevgi ve muhabbetlerimle kutluyorum..

28.12. 2012-

Administrator    26 Aralık 2012 04:24
ARGUVAN İSAKÖYÜLÜ SANAAT ÖNDERLERİNDEN
DERVİŞ MUHAMMED

1071, Oğuzların Anadolu ya girmesiyle dağılıp yer bulma ve köyleşme çabaları bir (500) yıl sürer. Köyleşme olayı diyorum. Çünkü Oğuz Türkmenlerini şehir kent ve benzeri yerlere ne Selçuklular ve ne de Osmanlılar bırakmamıştır.. Tabi ki, onlar da bir yerler bulup konup yer edinip kalacaklardı..
Bunlardan Oğuzların Boz Oklar kolundan ayrılan büyük bir bölüm Beğ DililerSivas-Tokat-Çorum- Malatya gibi yörelerde buldukları boş yerlere Dağ Bayır ya da eski toplulukların bıraktığı yerlerde köşe bucak demeyip, konup köyleşir kalırlar..
Bu yer edinmelerden söz ederken, asıl gelmek istediğim nokta yer ve kökeni Orta Asyaya uzanan küçük bir kent Arguvan ve yöre köyler 1560 Tahrir kayıtlarında görüldüğü gibi, bu günüyle de mezralar hariç, (46) köy olarak varlıkları devam eder..
Arguvan, kendine has özellikleriyle yeniliklere açık olduğu gibi, kültüründe süregelen aşıklık ozanlık geleneği de o köke dayanır ve sürüp gitmektedir&
Bunların bu günkü sayılarını verebiliriz, ancak gün be gün artan bu sayıları takip etmek o kadar da kolay olmasa gerek, çünkü orası Arguvan...
Öyle olunca, öncelikle kendi geçmişlerinden aldıkları bayrağı elden ele günümüze dek uzatan üç büyüklerin yaşamına söz başında değindiğimiz gibi sırasıyla yer vermek istedik.
Bunlardan Tasavvuf yanıyla da bilinen büyük usta Derviş Muhammed
Derviş Muhammed aslen 1755 Arguvan İsa Köyü doğumlu olup Kelkük Türkmenlerinden Seyit Hüseyinin oğludur..
Seyit Hüseyin ünü tüm alevi dünyasına yayılan H. Bektaş da dergaha sık sık gelir ve her gelişinde İsa Köy de misafir olur..
İsa Köy de taliplerinin içinde aynı soydan akrabası İsa Köy Beylerinin de dedesi Derviş Alide oradadır..
Her ikisinin de, İmam Musa Kazım, soyundan seyit oldukları bilinir. Her Dergaha gelmesinde İsa Köye yolunu çevirip Akrabası Derviş Ali ile buluşmasının asıl nedeni de o olmalıdır diye düşünüyoruz..
Derviş Ali Baskile bağlı yeni adı Dabanbük köyünden Süleyman Dedenin oğlu Teslim Abdalın da torunu olur.. O kökle de ozanlık geleneği sürüp günümüze dek de gelmektedir.
Derviş Ali o tarihlerde, İsa Köyünün dışında Gümüşlü- Kışla- Doydum bu köylerde de taliplerinin olduğu ve uğrayıp oralarda da Alevi yol hizmeti icra ettiği bilinir..
Zaman zaman İsa Köylülerle tanışıp ve onlara ısınan Seyit Hüseyin köy ileri gelenlerinin ve Derviş Alinin de isteği üzere, Fatma isminde bir Avşar kızı ile evlendirilir..
Bu evlilikten 1755 de Derviş Muhammed dünyaya gelir.. Derviş Muhammed daha çocuk yaşlarda iken babası vefat eder..
Babası Seyit Hüseyin ve annesi Avşar kızı Fatma nerde ve ne zaman vefat etti, araştırıp soruşturmama rağmen bu konuda bir bilgiye ulaşma olanağım olmadı..
Derviş Muhammed babasını kaybettikten sora kendisi de baba vatanı Kelküke ve oradan da Kerbelaya gidip geldiğini büyüklerimizden dinler duyardık&O yolculuğunu bir beytiyle şöyle anlatmaktadır;


Gönül arz eyledi kendi hanemden
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru
Hüseyne gitmeyi niyet eyledim
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Gemiyi geçince Harput ovası
İçerimden çıkmaz şahın duası
Bir konak yaptırmış beyler ağası
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Gemiyi geçince handa yatmalı
Gam ile kederi orda atmalı
Bir gerçeğin eteğinden tutmalı
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Yüksek olur Diyarbakır kalesi
Zaza dır şenliği başlar belası
Yetiş ki Mardin e haber sorasın
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Düjük Baba derler yolun sağında
Yolumuz uğradı Bürhan dağına
Argızı da Diyarbakır önünde
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Elif taç giyinip kemer kuşanmak
Yası matem günü kara bağlamak
Bir niyetim şah Necef e uğramak
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Kelkükün şehrinde garip eğlenir
Aşkı olan yanıp yanp dağlanır
Zeynel Abidinde işler sağlanır
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Mardin den inince Musul un düzü
Erler himmet edin gönderin bizi
Celallı Abbas a sürelim yüzü
Gönül kalk gigelim Hüseyne doğru

Su Bağdat ın şehirine varalım
Erenlerin divanına duralım
Güzel hüseyine yüzler sürelim
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Giderim giderim ne güzel yollar
Sağımda solumda açılır güller
Cenneti alada öter bülbüller
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Derviş Mumammedim böyle söyledi
Yaktı ciğerlerin büryan eyledi
Hüseyne gitmeye niyet eyledi
Gönül kalk gidelim Hüseyn e doğru

Diyen Derviş Muhammed,in 11 kıtadan oluşan bu deyişinden de Kerbelaya gidip geldiği anlaşılıyor olsa gerek.
Derviş Muhammed tüm beyitlerini Derviş Muhammed`im olarak yazıp okumuş ve günümüze dek de eserleri Derviş Muhammed,im mahlası ile çalınıp okunmaktadır..
Derviş Muhammed doğduğu İsa Köyü de çocuk sayılacak yaşlarda Derviş Aliden saz yol ve sürek eğitimi alır. Yine bir beytinin son kıtasında şöyle der.

Derviş Muhammedim yolundan kalmaz
Mirayı olanlar bu sırra ermez
Harici gerçeğin izini sürmez
Kırkların sürdüğü yolum var benim

Babası Seyit Hüseyin, Garip Musa evlatlarında Anzahar´lı Gani Baba ve Babası Gamber Ağa ile H.Bektaşda dergah da buluşup dost olduğu gibi, kendisi de aynı dergahta Gamber Ağa ve Oğlu Gani Baba ile, yola ve süreğe bağlı gönül birliğine varırlar..
O nedenle Derviş Muhammed Gamber Ağanın vefatından sora Gamber Ağanın köyü olan Anzahara gider ve orada olan yola bağlı taliplere Bektaşi süreği ile ilgili hizmet sunar..

Derviş Farsça bir kelimedir. Bir tarikata girmiş, onun kurallarını törelerini benimsemiş kimse demektir.
Yoksulluğu, çilekeşliği benimsemiş, her şeyi hoşgörüyle karşılayan alçak gönüllü uysal sakin adam Sufi mutasavvuf yol ve sürek mensubu olanlara derviş denmektedir..
Mütavazi, arif kanatkâr ve rahat düşünceli kimselerdir..
Derviş Muhammed bu vasıflara haiz olmakla H.Bektaş da dergahtan eğitimli olarak ayrılır.

Dergahtan alınan yazılı belgeye de Barat da denir.


Derviş Muhammedim o hatem sende
Özür kusur günah cümlesi bende
Kesik baş yalvarır geldi önünde
Aman Mürvet arz eyledi halini

Derviş Muhammed sunduğu güzel hizmetlerden dolayı da, bir çok etraf köylerde
talipler edinir ve o talip ve sevenlerince günümüzde de, Derviş Muhammede manen bağlılık devam eder.
Derviş Muhammed´in Mezarı da Anzaharda Kamber Ağanın türbesi içindedir..
150 nin üzerinde deyişleri günümüze aktarılmış ve bir kısmı da, bazı sanatçılar tarafından okunmaktadır.
Derviş Muhammed,in yaşamından Oğuzların Uzantısı Arguvan ın İsa Köyü kitabımda bahsetmiştim.
Gününün değerli ozanı, henüz genç yaştayken 15 yaşlarına kadar  İsa Köyü de Derviş Aliden saz ve sürek hakkında eğitim ve bilgi aldıktan sonra, Kerbelaya ve baba yurdu Kelküke gidip geldiğinden ve diğer zamanını yukarda da bahsettiğimiz gibi, H. Bektaş da dergahta sürdürür ve Divriği Anzaharda bir hizmet ehli olarak yaşamı devam eder ve orada da noktalanır.

Hazırlayan - ALİ RIZA UĞURLU-

Administrator    12 Aralık 2012 05:20
İNSAN HAKLARI HAFTASINI KUTLUYORUZ

Göreceğiz, ülkelerinde insan hakları yerine bir avuç vurguncunun vurgunlarla sistem içinde palazlandırdıkları  kendilerine göre ayırdıkları ve de yaşattıkları Asil sınıf adına ülke yönetenler yine ekranlara geçip haftanın anlamı adına haktan hukuktan söz edecekler.. Hem de insan yerine bile koymadıkları o güzel insanların yüzlerine gözlerinin de içine baka baka.. 24 Ekim 1945 de kurulan Birleşmiş Milletler Örgütünün öncelikle amacı Dünya da barışı ve güvenliği sağlamaktı.. 10 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Örgütü İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini bu amaçla kabul ve ilan etmişlerdi..
30 maddeden oluşan bu beyanname insana değer veren, özgürlük, eşitlik, tanıyan üyeliği olan her ülkenin de kabul etmesi şart olan bir duyurudur..
Peki İnsan Hakları deyince ne anlıyoruz: İnsanlar arasında ırk, din, renk, yaş, cinsiyet ayırımı yapmadan, sevgi, saygı, dostluk duygularını geliştirmek, insanın insan olmak haysiyeti ile sahip olması gereken hakların hepsine İnsan Hakları denir, kişiyi kendi özüyle yaşatacak kurallardır..
İnsanlara insan oldukları için sahip olmaları gereken bir takım hakların bulunduğu fikri ilk kez İngiltereden ortaya atılır.19. YY, Amerika ve diğer bir çok ülkelere yayılan bu fikir akımından sonra 1789 Fransız İhtilali Avrupada insan haklarının kabul edilmesini ve uygulanmasını sağlamıştır..
Amerikan Cumhurbaşkanı Roosvelt ile İngiliz Başkanı Churcill tarafından imzalanıp duyurulan Atlantik Beyannamesinde insan hakları genişletildi. Bu beyannamede insanlara millet, inanç, ırk ayırımı gözetmeksizin herkes için eşit haklar konmuş ve yasaların korumasına verilmiştir..
Peki, şu günlerde yukarda sıraladığımız yıllar önce yazılıp kabullenilen sözleşmenin, asıl o sözleşmeye sahip çıkması gereken insanlar olarak neresindeyiz.?,deyip sorup yanıt alınacak birileri var mıdır? Tabi ki vardır,.(Dünya BMÖ) Öyleyken bu örgüt en modern silahlarla donatılmış süper güçlerin kuklası olarak kullanıldığı da gözlerden kaçmış olmasa gerek..
Korkmalı mıdır..?, kesinlikle..
O silahlılar, paralılar, aynı zamanda dünya kamu oyuna karşı gizli de olsa anlaşılan o ki, örgütlüler.. Peki ya yıllardır sözleşmeye konan haklardan yararlanması gereken üretken asıl insan olan kesim, onlara karşı bu hakların hayata geçirilmesi için mücadele edecek dünyaca örgütlü bir güçten söz edebilir miyiz..?.
Aslında onların  tankından da topundan da, daha güçlü olan bu mağdurlar da artık jeton düşmeli ve uyanmalıdırlar diyoruz..
Şu günlerde TBMM de 2013 yılı bütçe hazırlıkları yapılmakta.. Hükümet kanadı, özgürlüklerden, eşit yurttaşlıktan, eşit haklardan, tarafsızlıktan, demokratlaşmadan ve kalkınmadan alabildiğinde söz ederken donup şaşırmamak elde değil..
Görülen o ki  Muhalefet partilerinin durum karşısında parlamentoda sayıca azınlıkta olmaları bakanların ağızlarını kulaklarına kadar açıp dillerini uzatmalarına yetiyor..
Örneğin, Deniz Feneri olayını son yy en büyük yolsuzluk olayı olarakAlmanya, ilan etmişti, suçluları sorgulayıp cezalandıran Almanya yolsuzluğun bir kolunun Türkiye ye uzandığı açıklamalarını da birlikte yaptı. Öyleyken. Türk yargısı olayı sorgulayan Türk savcılarını görevden almakla kalmayıp tutukladıkları da herkesçe bilinen bir gerçek olsa gerek..
YY. En büyük yolsuzluk olayı olarak ilan edilen (Deniz Feneri) kolunun Türkiye ye de uzantısı iddiasına Haktan hukuktan çok söz eden İktidar tarafı tutum ve yanıtlarıyle geçmişte olduğu gibi bütçe tartışmalarında da değişmiş gibi bir izlenim veremediler..
11. Aralık 2012.. Yılın İnsan Hakları Haftasını hayırlara vesile olması dileğimle,haktan ve haklılardan yana olan herkesin, bu güzel haftasını saygı sevgi ve muhabbetlerimle kutluyorum.

Administrator    01 Aralık 2012 02:45
MALATYA VE YÖRE HALKLARINDA SUS PUSLU YAŞAM !!

Ne yapmak istendiği halktan gizlenmeye çalışılsa da Kürecik yükseğine konanfüze Radarı nın nedeni herkesçe iyiden iyiye anlaşılmış olsa gerek..
Arkasından Nato dan talep edilenPatriot füzeleri ile amacın tam olarak anlaşıldığı konusunda tartışmaya hiç de yer kalmadı demektir..
Peki Suriye de Esad ın içine itildiği bunca belalarla başı dertteyken, Türkiye ye bir saldırı hazırlıkları düşünmek akıl işimidir..?
Sora Esad ın devrilmesi ile o ülke bir Alevi liderden kurtuldu diyebilirsiniz. Ondan sora da bu ülkenin asıl sahipleri olan25 Milyon Alevi den kurtulma hazırlıkları da var mıdır gizli gündeminizde..?
Bilinmelidir ki; Alevilik öğretisi ilme açık, tüm dünya milletlerinin insanca yaşama koşullarını öneren bir inanç biçimidir. Ve dünya dediğimiz koca yuvarlak da tüm hızıyla aynı yöne dönmeye devam eder..
AKP iktidarı siz bu gün, Emevi, zulmünü örnek almakla öğünmeyin, o amellerle amacınıza ulaşamazsınız..
Hem de bunca çabalarınız, bir emperyalist ülke çıkarları uğruna olduğu net olarak anlaşıldı demektir.. Uyanın artık, dünya çağla birlikte, hiç de arkasına bakmadan tam hızıyla döndüğü gibi dönmeye devam edecektir.. Siz onu istediğiniz yöne çeviremeyeceksiniz..
Bilinen o ki, orta doğuda ABD nin çıkar zorbalığına karşı olan herkes o füze ve kalkanın İsrail belasını korumak amaçlı koşullandığını bildiği gibi, muhalefet partiler de, aynı görüşü sık sık tekrarlamaktadır..
Durup dururken, komşu ülkelerle ilişkilerin hep iyiye gittiği bir dönemde, ülke çıkarları da bir hiç sayılarak Suriye ye karşı düşmanca alınan tavır anlaşılır oldu demektir..
Ülkenin en dar sokağa sıkıştırıldığı bir dönem, 1974 Kıbrıs çıkarmasında, yapılanlar ne çabuk unutulmuştu ki, Dünya da ABD Avrupa ve onlara yalakalıkla bağımlı ülkelerin tavrı ve Ambargolarla tek başına bırakılan bir Türkiyeye bir dost ülke olarak desteğini esirgemeyen Libya Gaddafi sine de, ne yazık ki bir benzeri yapılmıştı..
Emperyalizmin Ortadoğu da ki çıkarlarına İnsan kanı dökülmesi pahasına,
aynen öyledir de çaba harcama politikaları tarihe bir ayıp olarak girecektir
elbette ki..
Yahu, bu kadar yanlışların arkasında soluk soluğa, koşuşturan bir iktidar
hakkında, bu ülke insanları ne düşünüyor diye, çok insanımız merak içindedir..
Her fırsatta gerisin geri, ilkelliğe doğru yeni bir gündemle, kafalar tümden karıştırılmaktadır.. ülke ve İnsan yaşamı ile ilgili sorunlar akla bile gelmeden hiç de şık olmayan, arka arkaya yeni bir tartışma ortamı yaratılmaktadır..
Bir hukuk ülkesi olup da, hele de bu feza çağında gerisin geri giden bir dünya ülkesi düşünülebilir mi..?
Dindar insan yetiştireceğiz, sözlerinin arkası çorap söküğü gibi çözülmeye başladı..
Okullarda kıyafet serbestliği deyip kız çocuklarına yarı kollu elbise giyme yasağı da ne oluyor? Karşılığı ders saatlerinde bile türbanın serbest edilmesi siyasetin asıl yüzü olarak yorumlanacaktır elbette ki.. Gün gelir de büyük küçük her yaştaki kadının yeri siyah çarşaf içidir dendiğinde, bu günün ilkel politikalarına sessiz duran günün hanımefendileri ne düşünüyorlar acaba..
Demokrasi amaç değil, araç olarak ele alınmasıyla, Eğitimden kıyafete kadrolaşmadan yargıya varıncaya dek, yapılanlar asıl varılması istenen noktaya doğru ilerlemenin bir belirgisi değil midir..?
İşte Suriye konusunda da, inanan yada inanmayan, her insan kendi ülkesinin bir savaş belası ortamına itilmesine göz yumabilir mi?, amin demek kolay olmasa gerek.
Hem de başka birilerinin çıkarı pahasına.

Saygılarımla.


308
Toplam kayıt bulunuyor
Design: Joomlamarket.de
© 2005 – 2020 www.alirizaugurlu.com