Anasayfa arrow Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defterine Yaz


Administrator    04 Haziran 2012 17:31
DEMOGOJİ ALDATMACADIR //

1950 den itibaren 62 yıl gibi uzun bir süre dışa bağımlı sermaye yanlı partilerin yönlendirip yönettiği Türkiye, çekilmesi istenen karanlıklara sürüklenip durdu..

O günden günümüze dek, çağdaş bir yapılanma için çabalar çökertilmek istendi..
Yani, Osmanlının hilafeti ile yeniden buluşmak mıdır amaç?

1950 lerde Demokrat Partinin Başbakanı Merhum A. Menderes demişlerdi, Bu millet isterse hilafeti de getirir. Ülke çıkarlarını emperyalist sömürüye feda etme çabaları elden ele AKP iktidarına devredilmiş oldu &

27 Mayıs 1960 ihtilaliyle önü kesilmek istenen çarpık sistem, 1965 le vatan Millet Sakarya çığlıklarıyla, Allah muhafaza ülke demokrasi adıyla despotizmle yönetilir oldu..

Sermayenin el değiştirdiği iktidarlar arasında AKP koltuğundan o kadar da emin ki,
Dine omuz verip vurun abalıya yapıyor..

Son HAVA İş çalışanlarına grev yasağı getirerek Demokrasiyi de küllük eşeği gibi iyiden iyiye küle örselemiş oldular&

Din adına atılan laf ve üretilen politikalar 75 Milyon nüfuslu bir Türkiye için uygun mudur değil midir, kimseler tarafından hiç de önemsenmemekte..

Peki bu gidişatın önünü kesmek o kadar da zor olmasa gerek. Bir siyasi partiyi halk iktidar eder ve geri de indirebilir...

Ülkenin yanlış bir yolda olduğunu yurttaşlara anlatmak, bugüne bugün parlamentoda muhalefet koltuğunda oturanların asıl görevi olsa gerek. Mecliste ki Muhalefet konumunda olan partiler bunun burasını iyiden iyiye biliyor olmalılar..

Ülkenin içte ve dışta ister siyası ve de ekonomik olsun, tekeri dayandı diyen bu işin uzmanları durmadan yazıp servis etmekteler..

Dindar yetiştirilecekmiş, kürtaş yasağı, çalışanların sendikal grev haklarına yasak, esnaf kepenk kapatacak, tarım bitirildi, işsizlik, yolsuzluk, iç borç dış borç vesaire, peki bunlara çözüm üretmek iktidarların işidir, yapılmıyorsa?, takip etmek muhaliflere ad edilen asıl görev değil midir?

Doğal zenginlikleriyle el aleme el açan bir ülke olmanın nedeni ise ülke iyi ellerde yöneltilmiyor demektir&
Mesele illaki ben iktidar olayım yerine el alem bilim le yol kat ederken, Türkiye insanı bilimdışı yönlendiriliyor ise, yukarda bahsettiğimiz sorunların aşılması için, muhalefet etmenin ne olduğunu o görevi kabullenen partiler dediğimiz gibi kendileri iyiden iyiye biliyorlar diye bilinir...

Bilim çağında demogoji sılogan olarak kullanılmaktaysa, halklar aldatılıyor demektir.

Saygılarımla.

Administrator    26 Mayıs 2012 22:10
ARGUVANA KIYILMAMALIDIR/

Arguvan çağdaş kendine özgü kültürü ve yaşam biçimiyle ülkenin güzelliklerine oldukça katkı sunana ve her yerde adı konuşulan bir ilçedir..

O nedenle ARGUVAN ilçe olarak kalmalıdır .. Kültür ve sanatla dünya halklarının kaynaşma çabası içinde olduğu şu çağda, Arguvan gibi bir ilçenin konumu korunacağı ve ona katkı sunulması gerektiği yerde ve büyük bir nüfusun ilçe dışında olması hesap bile edilmeden, ilçeliği düşürülmek isteniyorsa, büyük büyük haksızlık olur..

Türkiye genelinde Yüz Bine yakın nüfus kendileri İlçe sınırları dışında iş yada mecburi görev nedeniyle kalmak zorunda iseler de, gönül ve gözleri hep Arguvan da ve Arguvanlı olduklarını da her fırsatta gururla, sevinçle der ve o duygularla yaşarlar..

Onca Arguvanlının Arguvan dan ayrı yerlerde bulunmalarının asıl nedeni de, Arguvan ve köylerinin ihmal edilmesinden kaynaklanmıştır..

Öyleyken; Arguvanın ilçe olmaktan düşürülmesine gerekçe sade ve sade nüfus eksikliği ise, Arguvan 46 köy ve mezralarıyla, dedikleri sayıyı en kısa süre içerisinde kat kat artırmaya da hazırız diyeceklerine inanıyoruz ve şüphe de edilmemelidir diyoruz..

Belki de, köy ve ilçe sayısı bir tasarruf amacıyla azaltmak isteniyorsa, özellikle de Arguvan bunun dışında tutulmalıdır&

Arguvan il ve ilçe bürokratları tarafından da bu böyle düşünülüyor olsa gerek.. Arguvan ve çevre köylerinde söylenenler de bu sözümüzü aynen doğrulamaktadır..

Aynen de öyle; haberin duyulduğu andan itibaren Sayın Kaymakam, S. Belediye Başk. S.Nüfus Müdürü haberden oldukça üzgün ve yerli halktan daha da fazlasıyle, işin telaşında oldukları duyulup ve konuşulmaktadır&

Sanat ve kültür adına sayın, yetkilileri özellikle de  Arguvan için kararlarını yeniden gözden geçirmelerini diliyoruz.

Saygılarımla.

Administrator    22 Mayıs 2012 17:44
ÖRGÜTSÜZ TOPLUM KORKULU TOPLUMDUR /

Demokrasi dediğimiz yapının adı bildik bileli kullanıldı. Peki nedir ne bu, deyip oturup tartışır olsak, sorun gelip masaya kendiliğinden küt diye oturacak elbette ki&
Aslında örgütlü olmanın önemi feodal yapıdan kapitalizme geçişle birlikte gereği anlaşılmış ve hızlı bir yapılanmaya geçme çabaları da başlamıştı bile..
Demokrasi dedik amaç değil araç dendi gördük ve yaşıyoruz da..

Örgütlü bir toplum olmak da gaye sömürülmemektir.. Emeğin sermaye pençesinde sömürülmesiyle elde edilen artı değer zincirlemesine dünya çapında bir avuç mutlu sınıfın mutluluğunu da güvenceye alıyor demektir..

Tırnak içinde diyorum: Kapitalizmin Siyasal Teorisi Faydacılıktır

Bunu görerek yaşayan emekçi kesim üyesi olduğu örgüte sadece aidat ödemekle bağımlı bırakılmakta..
Parlamentoda emekçileri sömürüye taban etmeye soyunan birileri işin başına getirilince. Bakın ne olur, Nasrettin hoca leyleği tutmuş önce gagasını sora ayaklarını yarı yerlerinden kesip koymuş karşısına şimdi kuşa benzedin demiş.. sonuç emeğin karşılığını örgüt örgüt olmamış ise tam da öylesine benzetirler..
Bu gün emeğin temsil edilmediği sakat bir örgütlenme ile işçi ve memur örgütlerinin toplu iş sözleşmeleri karşısında eller bilekten bağlı gibi, görülen işte ve gayet de açık..
Bakanın yaptığı 3 artı 3 teklif güya ki kızdırdı. Eğer anlaşma sağlanmazsa son sözü hakem heyeti söyleyecek..
Bu nasıl bir toplu pazarlıksa, adamın gülesi geliyor vallahi. Aslında ilk sözü de hakem heyeti söyledi de, adam hani anlarsınız ya&
Bilhassa geri bırakılmış ülkelerde emekçiler sendikalaşmış da olsa, taleplerinin önünde sermayenin iktidarı sistemin yasaları yani tam gücüyle oturur. Sendika üyeleri dediğimiz gibi, aidat öderler, pazarlıkta ne patron ve ne de sendika temsilcileri söz sahibidir. Sonuçta noktayı hakem heyeti koymaktadır..

Peki, ya  BM İş Örgütü ULO nun görevi neydi?
1980 Faşist darbecilere başkanını bakan bile veren TÜRK İŞ sendikasının üyeliğini askıya almıştı, hepsi o kadar.. Peki sonuç?, cunta gittikten sonra üyelik askıdan indi, ancak ne TÜRK İŞ de yapı deyişti ve nede yerine gelen iktidarlarda..

Dünyanın tepesine oturmuş, emperyalist yapının güdümünde, emekçiler emeğinin karşılığı için uyanmazlar ise, sadakaya el açarcasına şükürle hepten avutulacaklar&

Örneğin bu günkü  Türkiye Kamu Emekçileri Sendikasının grev hakkı olmadan, güya ki, pazarlık yapıyorlar, masadan masaya hop oturup boş da kalkarlar..

İşi kolay kılmak için, mevcut hain emekçi düşmanı dünya düzeni karşısında, sağlıklı ve sağlam bir ÖRGÜTSÜZ TOPLUM KORKULU TOPLUMDUR /

Demokrasi dediğimiz yapının adı bildik bileli kullanıldı. Peki nedir ne bu, deyip oturup tartışır olsak, sorun gelip masaya kendiliğinden küt diye oturacak elbette ki&
Aslında örgütlü olmanın önemi feodal yapıdan kapitalizme geçişle birlikte gereği anlaşılmış ve hızlı bir yapılanmaya geçme çabaları da başlamıştı bile..
Demokrasi dedik amaç değil araç dendi gördük ve yaşıyoruz da..

Örgütlü bir toplum olmak da gaye sömürülmemektir.. Emeğin sermaye pençesinde sömürülmesiyle elde edilen artı değer zincirlemesine dünya çapında bir avuç mutlu sınıfın mutluluğunu da güvenceye alıyor demektir..

Tırnak içinde diyorum: Kapitalizmin Siyasal Teorisi Faydacılıktır

Bunu görerek yaşayan emekçi kesim üyesi olduğu örgüte sadece aidat ödemekle bağımlı bırakılmakta..
Parlamentoda emekçileri sömürüye taban etmeye soyunan birileri işin başına getirilince. Bakın ne olur, Nasrettin hoca leyleği tutmuş önce gagasını sora ayaklarını yarı yerlerinden kesip koymuş karşısına şimdi kuşa benzedin demiş.. sonuç emeğin karşılığını örgüt örgüt olmamış ise tam da öylesine benzetirler..
Bu gün emeğin temsil edilmediği sakat bir örgütlenme ile işçi ve memur örgütlerinin toplu iş sözleşmeleri karşısında eller bilekten bağlı gibi, görülen işte ve gayet de açık..
Bakanın yaptığı 3 artı 3 teklif güya ki kızdırdı. Eğer anlaşma sağlanmazsa son sözü hakem heyeti söyleyecek..
Bu nasıl bir toplu pazarlıksa, adamın gülesi geliyor vallahi. Aslında ilk sözü de hakem heyeti söyledi de, adam hani anlarsınız ya&
Bilhassa geri bırakılmış ülkelerde emekçiler sendikalaşmış da olsa, taleplerinin önünde sermayenin iktidarı sistemin yasaları yani tam gücüyle oturur. Sendika üyeleri dediğimiz gibi, aidat öderler, pazarlıkta ne patron ve ne de sendika temsilcileri söz sahibidir. Sonuçta noktayı hakem heyeti koymaktadır..

Peki, ya  BM İş Örgütü ULO nun görevi neydi?
1980 Faşist darbecilere başkanını bakan bile veren TÜRK İŞ sendikasının üyeliğini askıya almıştı, hepsi o kadar.. Peki sonuç?, cunta gittikten sonra üyelik askıdan indi, ancak ne TÜRK İŞ de yapı deyişti ve nede yerine gelen iktidarlarda..

Dünyanın tepesine oturmuş, emperyalist yapının güdümünde, emekçiler emeğinin karşılığı için uyanmazlar ise, sadakaya el açarcasına şükürle hepten avutulacaklar&

Örneğin bu günkü  Türkiye Kamu Emekçileri Sendikasının grev hakkı olmadan, güya ki, pazarlık yapıyorlar, masadan masaya hop oturup boş da kalkarlar..

İşi kolay kılmak için, mevcut hain emekçi düşmanı dünya düzeni karşısında, sağlıklı ve sağlam bir örgütlenmeye kesin kes gerek var diyoruz.

22.05.2012
örgütlenmeye kesin kes gerek var diyoruz.

22.05.20122

Administrator    14 Mayıs 2012 12:21
MALATYA DA İLK DE OLSA ÇAĞDAŞ BİR ADIM //

1 Mayıs 2012 günü açılışı yapılan Malatya Kitap Fuarı bizzat da Malatyalıları bu bir ilk de olsa mutlu etmiş olmalı..
Yeni belediye sarayı yanında her açıdan müsait olan bu yer 6 gün kitap sevenler tarafında dolup taştı diyebiliriz..
Aslında yalnız Malatyalılar açısından değil, aynı zamanda okuyucu ve onları kitapla buluşturan yayın evleri ve yazarlar da 6 günü bir bayram havası içinde uğurlamış oldular.

Valilik ve belediyenin ortaklaşa hazırladığı Malatya kitap fuarı yapılan tüm emek ve masrafları değer desek yeri var..

Okumanın önemi herkesçe de bilinen bir gerçek olsa gerek, o nedenle Malatyalılar öylesi bir haftayı iyi değerlendirmiş olmalıdırlar..

Sayın Valimiz, Belediye Başk, Millet vekilleri, Üniversite Rektörü bizzat fuarı tek tek gezip görüp ve görülen ilgiyi bizzat yerinde izlemekteydiler. Malatyalı yazar şairlere ayrılan bölümü de ziyaret edip kitaplar imzalatıp fuar hakkında görüş de aldılar..

300 Bin insanın katıldığı 2012 Malatya Kitap Fuarına görülen ilgiden dolayı ilgilileri gelecek yıllar için de düşündürmüş olsa gerek..

Sabah saat 10 itibariyle okul hocaları ve öğrencilerin fuara bir coşku ve heyecanla dalıp dağılmalarıyla fuara apayrı bir güzellik sergilemekteydiler..

5. Bin metre kare bir alana kurulan fuarda öğrencilerin sıra ile fuarı gezip kitaplarla tanışmalarını Sayın Valimiz Ulvi Beyin istediği de konuşulmaktaydı..
Sayın Valimize özellikle bu gibi konulardaki duyarlılığından dolayı teşekkür ediyoruz..

Genel olarak kitap okumakta bir gerileme olduğu herkes tarafından da konu olduğunda konuşulmaktaydı. Okumayan toplumların çağa ayak ve uyum sağlayamayacağı bence tartışma götürmese gerek..

O nedenle, 1.Mayıs 2012 tarihli Malatya kitap fuarı kitap tanıtmada ve önemli ölçüde insanlara okuma ve ona yönlenme alışkanlığına katkı sunmuş olmalı diye düşünüyoruz..

Uzun sözün kısası, herkes okumalıdır, okuyalım okumamız gerek dostlar.

13.05.2012

Administrator    05 Mayıs 2012 14:14
1.MAYIS LARLA ZORDAN HUZURA //

Sermaye ve iktidarlarının önünü kesmeye çalıştığı emeğin bayramı 1Mayıs tüm baskı ve zorluklar da aşılarak kutlanılmış oldu..
Tüm gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelerde bu böyleyken, Türkiye de bu gün bizim de günümüzdür, demenin neydi günahı?
Sistemde egemen güçlerin emekçilere gaz cop ve zaman zamanda kurşun sıktırıldığı 1.Mayıslar, Türkiye tarihinde kara sayfalar olarak kaldı.. Mesela 1977 ve benzerlerle&

1886 da kavgası kurulan ve 1910 yılında Paris de ilan edilen emeğin bayramı, Türkiye emekçileri tarafından bir asır sora da olsa kazanılacaktı ve kazanıldı, yasal olarak da bir bayram havası içinde kutlandı bile..
Çalışma Bakanı Sayın Faruk ŞEN Tandoğan da bu gün bana nasip oldu, artık siz isteyeceksiniz bizde vermeye çalışacağız dediler..
Sayın bakana sormak lazım, bu günün sermaye adına çalışma bakanı siz olabilirsiniz, 1 MAYIS emeğin günüdür, nasip de kazanım da her şeyiyle emekçilere aittir, asıl sevinmesi gerekenler de onlar olsa gerek.. Lafla da değil, kanlı kavgalı mücadelelerin kazanımıydı bu 1. Mayıs..
Ancak sermayenin emek üzerinde hakimiyeti sizlere siz isteyeceksiniz biz de vermeye çalışacağız dedirtebilir..
Emekçiler hak ettiklerinin karşılığını her şeye rağmen alacaklardır, yeter ki birileri çıkıp Taksime gitmek için ayet hadis mi var gibi sudan sebeplerle emek karşıtlarının beklediği böl yönet politikalarına maşa olmaya soyunmasınlar..
Taksim denen o meydanlarda 1.Mayısçılar emekçi kardeşlerini emek uğruna kurban verdiler, oraya gitmenin apayrı bir anlamı elbette ki var. Ayet mi var diyenlerin deyip ve gittikleri yerlerle ilgili de, ne ayet ve nede hadis söz konusuydu..
Emeğin karşılığını almak için 1.Mayıs, mücadele ve dayanışma günü olarak hem de tüm dünyaca adlandırılmıştır..
Hiç mi hiç kimse, Ayet mi Hadimsi var diyerek dayanışmaya çelme atmaya kalkmamalıdır diyoruz..
2012 - 1.Mayıs emeğin bayramının bir huzur ve coşku içinde olaysız geçmesi herkesi en içten de sevindirmiş oldu..
Daha yakın geçmişe kadar emekçi kardeşlerimize yapılan ölçüsüz davranışlar ne gözlerden ve nede hafızalardan asla silinmiş de değil..
Tüm dünya da, emek üzerindeki baskı ve zor var oldukça ve siz isteyeceksiniz biz de vermeye çalışacağız gibi ağızlar değişmedikçe, 1.Mayıslar yıl be yıl o alanları daha da daraltacaktır diye düşünüyoruz&

Saygılarımla.


308
Toplam kayıt bulunuyor
Design: Joomlamarket.de
© 2005 – 2020 www.alirizaugurlu.com