Anasayfa arrow Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defterine Yaz


Administrator    18 Ekim 2010 02:38
RADYO ARGUVAN YAYIN SİTESİNDEN SORULARA YANITIM
08.10.2010
Sevgili Deniz, kolaylıklar diliyorum.

1- Sayın Uğurlu sizi Arguvan ve Genel Alevilik mücadelesini yakinen izleyen herkes bir şekilde tanıyor zaten, fakat yeni nesiller ve konuklarımız için kendinizi tanıtır mısınız? Ali Rıza UĞURLU kimdir?
-Aslen Orta Asya dan yoğun göçler arasında 1071- 13 yy aralıklı olarak Anadoluya gelen Oğuz Türkmenlerinin Beydili kolundan olup İsaköyü ne gelip köyleşen sülalenin bir ferdiyim.Yani İsaköyü lü Beylerindenim. 1938 doğumlu olup çocukluğunu pek de iyi yaşayamayan ve o nedenle sadece köyünde ilkokulu okumakla sınırlı kalan, o konuda talihsizlerden biriyim.
1958 evlendim beş çocuk babasıyım. Babam çok erken öldü. Elim işe yettiğinde askerlikten önce de sonunda da, köyde çiftçilik yaptım. Okumayı seven artık yazmakla da zamanını kullanan bir işçi emeklisiyim.
--------------
2- Almanya ya gidiş süreciniz, buna iteleyen hayat koşulları ve Almanya da sınıf mücadelenizdeki rolünüzden bahseder misiniz?
- Almanya ya bir iş gücü olarak gitmeyi göze almanın elbette ki bir nedeni vardı, emeğin ciddiye alınmadığı bir Türkiye de geçinmek zordu, Askerden döndüğümde borç harç aldığım yarım Traktör yaşamımızı kolaylaştırır dedikse de tersi oldu, borç yükümüz ağırlaştı ve ilk çağrıya beş çocukla annelerini annemize emanet edip arkamıza bile bakmadan gittik. Asker olup beklediğimiz ve vergi verdiğimiz ülkemizden, öyle bir uzaklaştık ki, yüzde seksenimizin o gidişi oldu.
Ben Türkiye de bir patron yanında emek karşılığı çalışıp o iş hayatını yaşamamıştım, 1957 Malatya Şeker Fabrikası üretime açıldığı ilk sene, köyden birkaç genç pancar işçisi olarak baş vurup çalışmıştık, 12 saat tam gece çalışmışlığım 35 gün, hepsi o kadardı.
1969 da Almanya ya geldiğimde Köln Fort fabrikasında bantlarda çalıştırıldım. Aklımda hep bir çokları gibi, biraz para biriktirip dönmek vardı. Ancak, iş yeri toplantıları, uyarı grevleri, grevler bana bir şeyler öğretiyordu. Fort da 4 yıl çalıştıktan sonra Bremen de hemşeri ziyaretine gitmiştim ve orada çok Türkiyelinin de çalıştırıldığı demir çelik anlatıldı, özendim çıkıp oraya gittim. İş koşulları alabildiğine ağırdı, çalıştırıldığım yer yüksek fırınlar oldu. 1975 yılında yabancı iş gücüne de eğitim seminerlerine katılma hakkı anlatılıyor. 1976 Şubat ayı olsa gerek, yazılıp bir haftalığına o seminerlere katıldım. Orada Bir şiir yazdım 
11 kıtalık bu şiirim Almancaya çevrilip her gün dersten önce bir sefer Almanca Türkçe dinletilirdi. Halk Eğitim Merkezi Volks Hoh Şcule den gelen hocalar hafta boyu hep sorularını bana yöneltirdi ve beni bir yer keşf eder gibi yakaladılar.
Bremen de her yerde beni konuşmaya başladıklarını duyuyordum. İş yerinde temsilciliğe kadar gidip beni konuşuyorlar ve temsilci olsun diyorlar. Ben de sanki ona hazırlanıyormuşum gibi iş yasalarını, mahkeme kararlarını, iş yeri anlaşmalarını, arayıp bulup hep okurdum, aynı zamanda Türkiye den haftada bir gelen Cumhuriyet Gazetesine de aboneydim. İş yeri işletme toplantılarında çıkıp iş yasalarından yabancı sorunlarını konuşmaya başladım ve hem iş yerinde Sendika temsilciler yönetimine, hem de İş yeri İşçi temsilciliğine seçildim, Bulunduğum ilde SPD Sosyal Demokrat Partiye üye oldum ve tüm görevlerimde yararlı olduğuma ve 1992 de emekli olduğumda içim rahat ayrıldığımı da söyleyebilirim.
--------------
3- Almanya Alevi örgütlenmelerinde aktif rol aldığınız, Bremen Alevi Kültür Merkezi Genel
Başkanlığı yaptınız ve Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu bünyesinde aktif olduğunuzu biliyoruz, Bu süreci ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

-Evet, öncelikle Almanya da ilk geldiğimizde ucuz iş gücü olarak çağrıldığımızın bilinci ile
örgütlenme yolunu düşünmüştüm ve bulunduğum il Delmenhorst da kısa adı D.T.İ.C. (Delmenhorst Ve Çevresi Türk İşçileri Cemiyeti) ni kurduk, 1977 de seçilen ilk başkan olarak emekten yana mücadele de aktifleştiğimi sanıyorum.
1992 de emekli olduğumda Alevi hareketi başlatılmıştı, yörede biraz da olsa tanınmam nedeniyle harekete katılmam sık sık istendi ve aleviyim diyen birileri de hareket içinde Sünni İslami dayatmalarla aleviyim demeye başladılar. Ben öğreti de önemli yeri olan ve yaşayan 7 ozanımız Nesimi-Yemini- Hatayı- Fuzuli- Pir Sultan Abdal- Kul Himmet- Virani - ustaların sürdürdüğü ve deyişleriyle de anlattıkları Alevilik çarpıtılacak kaygılarımla örgütlenme de yerimi almıştım.
Bir çok arkadaş da benim gibi emeğin öğretide önemini kavrayarak yola koyuldukları için yanlarında olmaya gönlüm razı oldu. En çok da dedelerin öğretinin sadece dini yanıyla Alevilik yapmaya soyunmaları da bence büyük bir eksiklikti. Bir cem töreninde hep ahret ve cennet cehennem konuşulurdu. Oraya gelen lokmaların eşit bir şekilde paylaşılması ve tüm cemaatın rızası sorulmadan yenilenemeyeceğinin içeriği bile anlatılmıyordu. Elbette ki, y.yıllar yasaklar altında, gizli yerlerde, kapılara bekçiler koyarak o lokmalar bile gizli paylaşılırdı, o insanlar camilere de özendirilmişlerdi. 20 yıllık bir örgütlü mücadele ile tam da olmasa dünyaya açık ve kıblesini insan olarak tarif eden bu öğreti o 7 ozanımızın öğütleri doğrultusunda örgütlenmenin gereğini düşünmüştüm. Tabi ki, bu örgütlenme Avrupa çapında olduğu gibi, dünya dada, bir çok ülkede Alevi varlığına ışık tuttu ve öne çıkmalarına da örnek oldu diyebilirim.
Bu hareketle Türkiye de çok köye cami yapılmasının engellendiği gibi o hareket sayesinde Türkiye Alevi örgütlenmesi de güç kazandı diyebiliriz.
İyi de etmişiz, her katkıda bulunan yandaşlarımıza şükranlar arz ederken, İnsanı insan tanıma , keşfetme hak ve hürriyetlerini ele bele, dile sahip ol, düsturu ile yaşatmak için o yola koyulduk diyebilirim.
---------------
4- Araştırmacı yazar olarak bir çok kitap çalışmalarınız var, kaleme aldığınız kitaplar ve içerikleri nelerdir?

Sevgili kardeşim, 4, şiir 2. Öykü, 1, Araştırma gibi, kitaplarımın yanında bir çok siteler de en çok da (Radyo Arguvan) da 300 kadar belki daha fazla yazılarım yayınlamışımdır. Ömür vefa kılarsa çoğalta bilirim de. İçerik hakkında beni ben gibi tanımış olanlara demiyorum, tanımayanlar ancak okuduğunda kitabın içeriğini anlayabilecektir. Ben sözünü ettiğim öğretinin meclislerinde büyüdüm, emekten yana kavgada ömür boyu yerimi aldım.
İçinde dönüp durduğumuz yuvarlak nasıl ve kimlere kaptırılmış, birilerinin palazlanması uğruna savaşlarla insan kanı akıtılıyor, doğa tahrip edildi, Açlar dolu dünyada, diyen bir kişi bunlara sebep ve öncülük eden kişilere övgüler yağdıracak değil ya.
---------------

5- Siz el atana dek bazı Arguvan yöresine hitap Web Sitelerinde Şah Sultan İsaköyü ve İsaköyü Beyler bağlamında bir takım olumsuz yazılar vardı, bahsi geçen süreçle ilgili araştırmalarınız ve sonuçları hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

-Elbette ki, Derviş Muhammet, Ahmet Aşıki gibi, Şah Sultan da İsaköy doğumludur ve orada eğitimini almış genç 17 yy hanımefendisi bir şairdi, Yaşamında olumsuzluklarla karşılaştı, gibi söylentiler aslında beni de hayli rahatsız etmiştir, 1988 de Şah Kulu Dergahına böylesi bir not bırakılmış. Ben yazılarımda bu değerlerin hepsinin yaşamlarıyla ilgili konularda olduğu gibi, özellikle de Şah Sultan ın birkaç göbek yakını olan iki kişiyle konuşup ve ondan sonra aldıklarımı kitabıma da koymuştum.. .
Soru şu idi, Şah Sultan Anzahara nasıl ve niçin gitti? Soruyu (Oğuzların Uzantısı Arguvanın İsaKöyü) kitabımı yapmadan önce sormuştum.
Yanıt şu,  Anzahar da Gamber Ağanın türbesinde hizmet için gitti&
Dedikleri doğrudur, onu oraya yönlendiren asıl neden, hatta çok deyişlerini mahlasında onun adıyla söylediği Derviş Muhammet daha önceden o dergaha hizmet için gitmiş ve oradaydı.
Olay şu; Dabanbüklü Teslim Abdalın Torunu Derviş Ali İsaköyde Beğlerin rehber kapısı olarak sık sık bulunur, Kışla köyünde de dedelik hizmeti sunar. Kerkük ten gelip Hacı Bektaşa dergaha giden Kelküklü Hüseyin İsaköy de Derviş Ali yi duyar ve her gelişinde de İsaköye uğrar Beğlerde misafir kalır. Gün gelir Derviş Ali nin ve Beğlerin de desteğiyle köyde Avşar kızı Fatma ile evlendirilir. 1755 de de Derviş Muhammet dünyaya gelir, daha çocuk yaştayken de Derviş Muhammed babası Hüsiyni kaybeder. Adları günümüze kadar da ulaşan Derviş Muhammet- Ahmet Aşıki- Şah Sultan, yol erkan hakkında eğitimlerini de Derviş Ali den alırlar, onun yanında ozanlıkla da kendilerini yetiştirirler.
Hünkara dergaha gitme merakı Derviş Muhammet ve Ahmet Aşıki de gidip gelirler, Gani Babanın babası Gamber ağa Babalık baratını alıp dergahtan ayrıldıktan bir süre sora köyü olan Anzaharda vefat eder. Gamber Ağa ile Babası Hüseyinin de manen yakınlıkları Derviş Muhammet tarafından da bilinir ve o vefatı duyduktan sonra da kendisi Anzahara gider ve orada Gamber ağanın Türbesinde kalır. Karahöyük , Bozan gibi bir çok köyü de o dergahta tanır kendine manevi bağla da tutar mürit edinir. Derviş Muhammet e manevi bağı olan Şah Sultan da, olayı duyar onun arkasından gider, Derviş Muhammed in vefatına kadar kendisi de o dergahta hizmete katkı sunar&
Olay bu. Ve Derviş Muhammeti kaybedince de dönüp tekrar baba evine İsaköyüne gelir, bir süre sonra Derviş Muhammet müritleri bozanlılar gelip Şah Sultanalıp Bozana götürürler ve türbesinin orada olduğu tüm çevre halkı tarafında bilinir ve ziyaret edilir.
Ahmet Aşıki ise, dergahtan köyü isaköye döndüğünde Felahiye ye bağlı Ecirli köyünde misafirken hastalanır ve orada (1821- yada 1822) de vefat eder ve mezarı ordadır. Derviş Muhammed in Babası hatta Annesi de, nerde vefat ettiler ve mezarları nerededir, bilinmiyor.
Derviş Muhammed babasının vefatından sonra kendisinin de Kerbelaya gidip geldiği söylenmektedir. Ve bir yolculuğunu da şu beyitiyle anlatmaktadır.

Gönül Arz eyledi kendi hanemden Gemiyi geçende handa yatalım
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru Gam ile kederi orda atalım
Hüseyne gitmeye niyet eyledim Bir gerçeğin eteğinden tutalım
Kalk gidelim gönül Hüsene doğru Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Nerdeyse, dokuz kıtalık bu beyiti de bir başkalarına mal edeceklerdi. Şah Sultan hakkında anlatılanlarsa, ara dedikodulardan ibaret olsa gerek ve bir kaynak gibi de bir yerlerde alıp ne yazık ki, kullananlar oldu.
-------------
6- Arguvanın bir çok köyünde yaşayan saygın, sözü dinlenir, kapısı her zaman insanlara açık olarak bilinen Beyler Sülalesinin yapısı ve tarihte oynadığı rol nedir?

- Anlatayım; Beyler Oğuz Türkmenlerinin Bey Dili boyundan olup Türkmen Alevilerdir.
Aşağı piyer olarak söylenen kendi yaptırdıkları çeşmenin içinde taşlara oyularak yazılmış Arapça Farsça yazılı bir şiir var

Mir Yusup eyledi revan ( Mir -Bey demek oluyor aşiret reislerine olan hitap şekli
Rahmet ede gafuru Rahman
Mustafa Bin Hasan buldu sırullah
Sahibine Gıl Şefaat Ya Resulullah
Akıttı çeşmeyi Mamur Etti Köyü
İçirdi Hasan Hüseyin aşkına suyu

Yazılarda kırıklar çok olduğu için yalnız şiiri tercüme ettirebildim ve kitabımda 26, sayfada resmi de görülebilir. Beyler sürüleri ve adamlarıyla ilk geldikleri yer Yıldızeli yaylalarıdır ve inip kışladıkları yerse Alaca Han. Bu yöreye bir çok bu tip göçlerden gelenlerden bazıları kış aylarında geri sıcak Urfa yörelerine kışlamaya gittikleri kaynaklarda görülür. İsaköyü ve etraf köylerdeki akrabalar yöreye yerleştikten sonra daha fazla uzaklara gitmeden tohma su kenarlarına kadar da inip oraları kullandıkları yaşlılarımız tarafından söylenirdi. Son olarak İsaköyü nün hemen batısında Çağıllı Vaysören denen yerde de çadırlı kaldıklarına dair izler bulunmaktadır.
Sonuçta bu günkü köyün yerini MÖ bir yerleşim yeri olarak keşfedip yerleşip ve kalırlar&
Hanedanlık geleneği günümüze dek de sürdü diyebilirim.
Osmanlıyla zaman zaman araları açılsa da, önemli görevlere getirilen beylerden birleri de var. Örneğin, Bunlardan adı geçen Zeynel Bey saltanat valiliğine kadar da yükselmiş.

-------------
7- İsaköyü de restore ettiğiniz Tarihi eserler hakkında bilgi verir misiniz? Kimlerden kalmadır? Restore etmeden evvelki durumları nasıldı? Restorasyon sürecinde destek sunanlar oldu mu?

-Tarihi o eserlerin içinde köye ilk gelip yerleşen iki kardeş Abbas Bey - Yusup Bey ve eşlerine ait mezarları var, etraf da da, o aileye ait bir çok mezarlar bulunmaktadır&
Büyük Selçuklu zamanında türbelerde olduğu gibi kumbetler dede parlak bir gelişme görülmekte. Bu eser Selçuklular zamanından kalmasa da, onların bıraktığı hatta İranlılar ve Orta Asya da görülen mimarı eserler, özellikle örnek alınarak yapılmıştır&Zamanında büyük emek verilerek işlenen Ağın Apuşma dan getirilen kesme ocak taşları üzerinde onca motifler ne yazık ki imha edilmiş. O eserlerin yapıldığı gibi korunmasına ben yetişmekte geç kaldım diyebilirim. 1920 lerden sonra mimarı eser köy halkı tarafında sökülerek yapılan yeni evlerin köşelerine kullanılmış, geç de olsa buna tanık olabildik.
Tek kemer üzerine kalıp dökülen esere el atmak hele olanaklarım vardı da kullandım ve eksikleri olan sekiz kemer için Kayseri Emre Taş ocaklarından getirttiğim iki araba ocak taşlarıyla eseri köye bakan güzel bir duruma getirdik. O nedenle kendimi çok da mutlu hissediyorum. Çünkü o bir tarihti.
Destek konusuna gelince, asıl yardım etmesi gerekenler etmediler, akrabalardan bazıları işçilikte usta çalıştığında yardımcı oldular.

-------------
8- Emekli olduktan sonra hayatınızı Almanya ve Malatya ağırlıklı sürdürdüğünüzü biliyoruz,Malatya dayken nelerle meşkul oluyorsunuz, zaman nasıl geçiyor emeklilikte?

-İşte asıl sorun burada, kahve alışkanlığınız yoksa tek başınıza kalırsınız. Önemli değil internet çağındayız, o arkadaş oluyor size.
-------------
9- Arguvan Türkü Festivali Organizasyonundan bahsedelim, Festival yapılanmasının fikir babası olduğunuzu bilenler biliyor, bu süreci detaylıca anlatır mısınız?

-1997 den 2003 e kadar, Arguvan da bir Türkü şöleni yapılmalıdır diye yola koyulduğum ve çabalarım, bazı işi başından takip eden, dürüst erdemli kişilerce yerli basın ve internet sayfalarında yazılıp yayınlanmıştır da...
Konuyla ilgili haksız bencil açıklamalara cevabım dost sitelerde okunmuş olsa gerek ve
7. Festivale kadar içimi ısıran haksız tutumlar karşısında yöremin sessizliğine saygı olarak suskunluğumu da muhafaza etmeye çalıştım. İşin devamı ve önemi kazanıldığında hiç işte eli ve dili olmayan birileri de, kendine bundan pay çıkarmaya koyuldu...
Çalışmalarım radyo ve televizyon aracılığıyla 1997 de başlamıştır ve yükselen sesimin ilgililerce duyulmaması karşısında sonucu, Malatya da sanat ve kültür adamlarını sık sık parklara davet edip destek isteme çabalarım az zaman almamıştır. Ne acıdır ki, sonuçta tek başıma Arguvana önerimi götürme kararım oldu, doğrusu kendime yandaş bulamam konusu beni üzüyordu da& Son olarak, 25 Temmuz 2000 de Cumartesi  Malatya Vakıf Parkta bir toplantı daha düşündüm ve çağrıma uyanlarda oldu, çağrıyı duyup Arguvan lı olmayıp davetsiz duyup katılanlar da olmuştu ve uzun uzun tartışma sonu, görüşlerimi benimle paylaşan iki güzel insana şükranlarımı sunmak istiyorum. O an bana güç hem de cesaret verdiler,
S. Halil YAZGAN, Ali Ihsan ÖZTÜRK Diğer o toplantıya çağrıma davetsiz katılan isimleri mevzu etmek istemiyorum, ,onların Arguvan o yükü götüremez gibi görüşler, havadan sudan laflar beni durdurmaya yetmemişti zaten&
27 Temmuz 2000 Pazartesi, günü Arguvana gitmeye kesin kararlıyım. Orada Nüfus Müdürü olarak görevine giden Sayın Halil YAZGAN ı arabama aldım ve yola koyulduk, S. Ali Ihsan ÖZTÜRK Otel de görevli mesai günü olduğu için bize katılamadılar. S. Muharrem Yazıcı oğlu da o an için Arguvan da oradaydılar, konuyu anlattım, önerime uydu ve bize memnuniyetle katıldılar.
Buraya kadar sonuca gelmek için, çaydan atlarcasına ayrıntıları atladım. Kısaca konunun güncelleşip gündeme oturduğu yere gelmek istiyorum...
Önceden randevu istemiştim, Belediye Başkanı S. Mehmet Fidanı iki güzel niyetli insanımızla makamında ziyaret ettim ve önerimi açtım. Uygun da gördüler. Dönemin Kaymakamı Sayın Kemalettin SAKI yı de ziyaret edip önerimi kendisiyle paylaşmamızı özellikle ben istemiştim. Aklımda olan da, önerimin resmiyet kazanıp gündeme oturması gerçeğiydi. Vardık Sayın Kaymakama, konuyu açtık ve enine sonuna görüşler paylaşıldı, Sayın Kaymakam Kemalettin Bey sevindiler de, İyi hazırlanmalıyız,  konuya devamlılık da kazandırabiliriz, deyip beni tebrik de ettiler...

(Arguvan da bir Türkü Şenliğinin resmi olarak gündeme oturması 27. TEMMUZ 2000 Pazartesi işte o gündür)
 O gün orada Kaymakamlık makamında iki yetkili Makam sahibinin hazır huzurunda önerimin resmiyet kazanmış olma sevincimi ve heyecanımı halen de içimde saklıyor gizlemek de istemiyorum&
Anlattıklarımın aksini iddia edecek birisi varsa, ve kendine güveniyorsa, çıksın ...
Ellerine geçirdikleri ortamı bencilik adına kullananlar, nankörlükleriyle o ortamdan ayrılıp giderler ve doğrular oradadır ve hep de orada olacaktır diyorum&
Almanyada olduğum tarihlerde bile telefonla çalışmalar hakkında bilgi edinme çabalarım da durmadan devam etmiştir. Yani, konu özel gündemimden bir an bile inmemiştir... Dönemin her 2 Kaymakamı ve zamanın Belediye. Bask. hayattalar ve her şeye tanıklardır da. Şurasının altını da kalınca bir çizmekte de, yarar olacak diye düşünüyorum. Seneleri önüme katıp Arguvanı yol ettiğim zaman içerisinde bu gerçeklerin üzerine yatanlar, neredeydiler? Neden hiç sesleri çıkmıyordu? Vakıf yayın organları Arguvan Olgusu dergilerinde bir sefer de olsa niçin hiç bahis edilmedi? Kocaman bir vakıftınız, çünkü aklınıza gelmedi, geldiyse de topluma açmaya cesaret edemediniz...
Şu anda güzel yöremizi çiçekler gibi süsleyecek Türkü Festivalimizin 8, ni yaşadık 7, sinden sonra da ben şunu, bende bunu demiştim diyenler maşallah çoğaldılar. Sayın Muharrem Temiz Arguvan Yolunun 3, sayısında asıl doğrulara yaklaşmıştı 2003 de Festival yapma kararı aldık diye açıklamıştı. 2010- 8, festival de ise benim çalışmalarıma o hiç dedi&
Tüm yaz l tatillerimde işin arkasında olup Malatya Arguvan arasını arabamla yol etmiştim. 2001 son baharında DDK Başkanı olduğum  Malatya Sanat Kültür Derneği MAKSAD Başkanı S. Mustafa Yuka ve 2, Başk.S. Ali İhsan Öztürkle de konuyu paylaştım tarih 2001 Eylül  Malatya Maksat olarak Sayın Belediye Başkan M. FidanI ziyaret edip çalışmalar hakkında bilgi edinmiş olalım ve Maksat olarak nasıl bir katkı da bulunabiliriz teklifimizi iletelim, demiştim. MAKSAT YK. tarafından önerim uygun göründüğünde her iki başkanı da arabamla alıp Arguvana götürdüm. Ziyaretimizde hem Sayın Fidanı hem de değişen yeni Kaymakam S.Özkan DEMİRi ziyaret edip çalışmalar hakkında bilgi edinmiş olduk..
. Bu çabalar işi takip etmenin ciddi bir boyutu olsa gerek... O zaman nerelerdeydi bu inkarcılar?
Sayın Fidan bize o konuyla ilgili çabalarının yanında Ankaraya Kültür Bakanlığına gittiğini ve konuyu Sayın Bakana anlattığını, Bakanın kendisine Programınızı görüp bu günün parasıyla 1000 TL katkıda bulunabileceklerini ve bu da bizim için yeterli sayılamaz gibi açıklamalarda bulundu. Bu Ankara ziyaretini ve olanları Sayın Yeni Kaymakam la da paylaşalım dedim. Deyişmiş olan kaymakam Sayın Özkan DEMIR e makamına vardığımızda, Sayın FİDAN Ankara ziyaretini orada
da anlattılar. Sayın Özkan DEMIR beraber gidebilirdik, niçin yalnız ve habersiz gittiniz?, birilerine uğrar görürdük, üzüldüm demişlerdi.
Kısacası, kaymakamlıkta konuyla ilgili görüş alış verişlerden sonra Sayın M. FİDAN hazırlık çalışmalarımız sürmektedir ve 9. Eylül 2002 de amacımız gerçekleşecektir sözünü verdiler.
O tarihte MAKSAT adlı dergimizin 2001 Haziran Temmuz Sayı, 2. Sayfa 14 de Sayın Fidanın kendi kaleminden konuyla ilgili açıklamalarını aynen yayınlamıştık. O yazıda Sayın FİDANnın açıklamalarından kısa bir bölümü aynen alıyorum.
( 2002 Eylül ayı başlarında Müzik Festivali (Şöleni) yapmayı düşünüyoruz, Arguvan Eğitim. Kültür Vakfi nın ve Arguvan köy derneklerin katkıda bulunacakları inancındayım...
Bu açıklamalar dergimizin dediğim sayısında ve sayfalarında mevcuttur... Ancak: Bu bize verilen 9. Eylül. 2002 sözü ne yazık ki gerçekleşmedi. S. M. FİDAN ın Vakıfla Kadıköy DILA Otel de buluşma tarihi 10.10 2002, o tarihte İstanbul Kadıköy Dıla Otel de 2003 Temmuz için Vakıfla görev nasıl paylaşıldı?, onu M. F. kendisine sormak lazım...
10.10.2002 ilk adım atıldı denmesi haksızlıktır, inkardır ve nankörlüktür 7 Festivalden sonra bunları demekle ancak içimi açmış oldumm... Benim uzun zaman çabalarımı bir hiç saymak kimlere ne kazandırdı ki?
Bu çabalarımı yok saymak için, beni tüm festivallerde kapalı tutma çabalarını da anlamak zor olmasa gerek...
- Festival 1. Program dışı, bir şiir okuma fırsatı verildi ve bir şiirle festivale katkı sundu diye de bir yerlere yazdılar...
- Festival 2 de etrafın baskısıyla, aracılar sayesinde 10 dakika yine program dışı sahneye izin verdiler.
- Festival 3, sağlık sorunum nedeniyle Almanya da idim. O festivalde, Sayın Merhum Muharrem YAZICIOGLU sahneye alındığında, festivalin gerçekleşmesi yolunda atılan adımlardan ve adımızdan söz edince kolundan tutup sahneden aşağı alındığı halen konuşulmaktadır...
Bu niyet ben ve bencillere rağmen, beni sevindiren olay, Arguvanın bu festivallerle maddi ve manevi çok şeyler kazandığına olan inancımdır...
O niyetlerle o işi üstlenenler, siz gittiniz, devriniz kapandı. Ben yine aynı Arguvan sevdamla ve o güzellikleriyle birlikteyim. Arguvan, festivalleriyle ve çağa yakışan değerleriyle, daha da güzelleşecek, büyüyecek, tezden kendine yakışan dünyada ki önemli yerini alacaktır diyorum...
Günümüzün Sayın Başkan Hüseyin TASTAN ve Vakfın Yeni yönetimine işlerinde kolaylıklar ve başarılar diliyorum.

Saygılarımla&

--------------
10- Festivallerin bir çoğunda bulundunuz, organizasyonu nasıl buluyorsunuz? Siz ve sizin gibi değerlerine Arguvan Türkü Festivali gerekli önemi ve değeri gösteriliyor mu? Eksikler fazlalıklar neler sizce?

-Evet festivallerin 3, sağlık sorunum nedeniyle yurt dışında idim katılamadım diğer festivallerin hepsinde de acizane eserlerimle masamı açıp gelen dost ve misafirlerimle bol bol sohbet ettik. Hayır Arguvanın kendi değerleri gereken ilgiyi görüyordu diyemiyorum.
Bundan daha büyük eksik de düşünülmese gerek. Çünkü o festivallerin bel kemiği asıl Arguvanın kendi sanatçı ve düşünürleridir diye düşünüyorum..
--------------
11- Alevi yapılanmalarını ve AKP ile gelişen İslamlaşma sürecini yaşayan Türkiye nereye gidiyor sizce?

- Bence pekte iyi bir yolda değil ülke.
--------------
12- Zaman ayırıp sorularımızı cevapladığınız için sonsuz teşekkürlerimizi sunarız
- Asıl ben teşekkür ederim.

Administrator    18 Ekim 2010 02:36
ARGUVANA HASTANE NİÇİN YOK?

Sayın Vekilimiz Öznur ÇALIK Malatya İL Meclisine katıldığı bir toplantıda 5 ilçemize yeni hastanelerin yapılacağını müjdelemişler&
Ne kadar teşekkür edilse azdır. Ancak; Sayın vekilimize bir kaç sorum olacak&
-Peki, Arguvan daha ne zaman bu ülkenin bir parçası olarak akla gelecek?
Hastanesi olan ilçelere dahası müjdelenirken, Arguvan, kaderine mi denildi?
-Peki belli bir çoğunluğun oylarıyla iktidar olmak, daha çok oy gelen tarafın hükümetidir, demek mi oluyor?
-Arguvan da hastane yok, peki o yöre insanlarının hasta ya da, hasta olacak canlarla ola ki, bir yüz yüze geldiniz, sizde bu ülkenin vergi veren yurttaşlarısınız, diyebilecek misiniz?
Cümle Cihanın bildiği bir gerçek var, hastaneler milliyeti, ülkesi ve dünya görüşü ne olursa olsun hastaları tedavi edip iyileştirmek için vardır&
Elbette ki, hasta olan bir insanda ne kavga, ne seçim heyecanı ve nede muhalefet yapma gücü kalır, yalnız ve yalnız, hasta birileri can derdi ve dertleriyle mücadele eder.
Baba Yunusun Yaratılanı Yardandan Ötürü Seviyorum, sözünü Başbakanınız sık kullanmaktalar.
AKP İktidarı olarak, Arguvana bu insani olanağı esirgemekle, hayati bir ceza vermiş olmuyor musunuz?, yada, bu yöre insanlarını yaratan bir başka Tanrı mıdır?
Demek oluyor ki, bir Arguvanlı gelip iş ya da başka bir yardım talebinde bulunacak olsa, Sayın Vekilim, garibanın alacağı yanıt, vay haline&
Bazı sohbet aralarında Almanya da uzun yıllar sosyal kurumlarda görev yapmış olmam nedeniyle, oraların insan haklarını koruyucu hukuktan söz ederim, Bana Burası Avrupa değil, Türkiye dedikleri çok oldu, Siz de aynı görüşe katılıyor musunuz?
Türkiye, ikili bir siyasetle hak ve hukukun taraflı gasp edildiği bir ülke konumuna bu iktidarla çekildi diyenler var, ne dersiniz?
Bugüne bugün 4. Milyon kadar yurttaşımız hiç de siyasi seçim hakkı olmaksızın dış ülkelerde en modern hastanelerde hastalandığı anlar tedavi görüp sağlık hizmeti almaktadır.

Arguvan da hastane yok& Arguvan halkı devletine elbette ki vergi veriyor, Askerden kaçan bir Arguvanlı işitilmiş görülmüş müdür?
Arguvan da hastane yok. Acaba ülke genelinde Arguvan gibi siyasi ayrımcılığa kurban edilmiş bir ilçe, bizler bilemiyoruz, var mıdır?

Bir Arguvanlı yurttaş Türkiye Demokratik, Laik, Sosyal Bir Hukuk Devletidir diyebilen yasa yapıcısı birilerine bu soruları sormak, en doğal hakkıdır, diye düşünüyoruz.

Saygılarımla.

Administrator    06 Ekim 2010 05:51
MUHALEFET YADA HİLAFET Mİ?

AKP önde gelenleri henüz o çizgiye gelebilmeleri için önlerindeki çağdaş dünya engelini aşamadılar. Öyleyken, S. Erbakan ve taraftarları Numan Beyi saf dışı etti ve 1400 yıl önce Emeviler döneminde olduğu gibi hilafete doğru mudur niyetleri?
Halife Osman da hilafete oturduğunda Mervanı yakını olarak yanına almış ve Şam da Muaviye de akrabalık bağları sayesinde koltuğunu korumuştu, Haz. Muhammet soyunu ortadan kaldırma pahasına yerini oğlu Yezit e bırakmıştı.
Numan Bey, bir Kerbela daha yaşanmasın, deyip partimden ayrılıyorum demişti.
Şimdiyse, Sayın Hanefi AVCIdan yapılan açıklamalara bakıldığında, S.Erbakan ve taraflarının ellerini çabuk tutmaları gerekir, çünkü işe çoktandır başka soyunanlar da var.
Madem öyle,; Türkiye 90 yıla yakın cumhuriyet ve demokrasi adına oluşturulmuş kurumlarını imamlarla yönlendirip yönetiyorsa, bu günün dünyasıyla ipleri yavaş dan olsa kopuyor demektir.

Diğer bir konu, Sayın Kılıçdaroğlu TBMM i açılışında S. Gülün önünden kalkmış, çok da iyisini yapmış. Bence o saygı demokrasi adına oluşmuş kurumlar ve o kurumlara bağlı 73 Milyon Türkiye insanına karşı yapılmış bir saygıdır. Dünyanın her yerinde, eksik olan hak ve hürriyetlerin bile, hayata geçirilmesi, saygıyla gündeme oturabilmiştir. Toplumsal yaşamda saygının önemi ölçülemediği gibi, saygı sayesinde hukukun her gün daha da insanlaşacağı gerçeği yatmaktadır, diye düşünüyoruz.
Dönelim asıl konuya; İşin başını çeken Fettullah GÜLEN cemaat adamaları sistemde nerelere bakılırsa bakılsın önemli yerlerde oldukları gizlenemez ve günübirlik de konuşulmaktadır. Peki, geçmişte ve günün iktidarları bu gidişattan hiç rahatsızız dediler mi?, hayır demediler. Yalnız bir avuç aydın, çağdaşlaşma adına durumu köşe bucak konuşup durdu, bir adım ileriye de gidilemedi. Açık ve net, Dünya Mersine Türkiye ise tersine&
Ancak, Siyonizm ve ırka dayalı siyasetle hele de günümüzde iktidar bile olunsa önünde sonunda zaman kaybetmekten başka ülke bir yarar yakalayamayacaktır.
Çünkü dünya ülke ve milletleri bir birini aynada olduğu gibi, dünyanın ne tarafa yuvarlandığını görmekte ve birlikte yuvarlanılmaktadır. İnsan beyninin gelişmeye ve de değişmeye açık ve müsait olduğu inkar edilebilir mi? Birileri dış dünyadan gizlemeye çalıştıkları ilkel politikalarla nemalanıp palazlanabilirler ve duygu kabartma politikalarıyla da ülke sorunlarının üzerini hep kapatmaya çalışmış olabilirler. Mesela, boy değil soy gibi laflarla.
Öyleyken önümüzdeki yıl, yani 2011 ortalarında parlamento seçimleri var, meclis yenilenecek, bu günkü durumdan farklı bir sonuç düşüncesi ağırlıkta ve bekleniyor da, ölmeyene hayırlısıyla görülecektir.

Saygılarımla.

Administrator    25 Eylül 2010 14:56
ONLAR HUZURDAN KORKANLARDIR

İnsanlığın doğuşuyla, birlikte yaşam da önemsenip gerçekleşmiştir, sistemleşme de hemen anında akla gelmiş olsa gerek. Hiç de gerilere dönmeden, son takılıp kalınan İnsanın insanları keyfe göre kullandığı kapitalist sistem uyarlandı ve iki elle de sıkı sıkıya sarıldılar.
Onun için yazılı kurallar da konmuştur. Hiç de insancıl yanı olmayan adına kanun denen o zor halklara dayatılmaktadır. Korunması için de emre amade silahlı güçler oluşturup uğurda ölen ölür, kalan yine hizmette kusur etmeden işlerinin başında tutulur&
İşte bu yöntemle kocaman dünyayla işlerine geldiği şekilde tepe tepe, kedinin fareyle oynadığı gibi oynarlar&Kim bunlar?, yaşamları doğuşta nicelerden farklı yaratıklar mıdır? Asla&
Huzur ve istikrarlı bir dünya düzeni oluşabilir mi?, bu korkuyla arkası kesilmeyen kanlı savaşların durmadan planlandığına tarih şahittir. Ülkeden ülkeye koşuşturan sözüm ona sistem sözcüleri buluştukları yerlerde huzur yanlı insanların korkusundan etraflarında bir sürü silahlı koruyucu görmek isterler. İşte o korku insan düşmanlığının en belirgin kanıtıdır.
Hiç de insani yanı olmayan bu dünya düzenini korumak için, silaha ayrılan emek ürünleri insanları aç ve doğayı tarumar etmeye yetiyor&
Peki, sorun ne zaman çözüm bulur? Bu kara yarı küre üzerinde yaratılan her insanın ben de insanım deyip başını dik kaldırmasıyla mümkün olacaktır.
Açların ve yoksulların doyup huzur bulacağı bir dünya da elbette ki, keyif çatanların rahatı kaçacaktır ve o korku hep de akıllardadır. O açıdan dünyayı devamlı huzursuz bir ortamda tutma işi gündemin baş sıralarında sıkı sıkıya durur&
Türkiye de son 60 yıldır iktidarların emperyalist güçlerle iyi ilişkiler sürdürmeye çaba harcaması, herkese ne demek istediklerimizi anlatıyor olmalı.
İnsani sorunlara göz kulak kapamak, huzur ve barışın karşısında olmaktan başka ne olabilir ki?
İnsanların biri birlerine sorun olması ve her türlü sıkıntı yaratan olayların asıl nedenleri, işte bu gün yüz yüze olduğumuz dünya düzeninin bağlayıcı ve dayattığı kurallar demiş isek doğru demişizdir&
Onca yıllar laf atanların laflarının arkasında olamadıkları gerçeği akıllardan ırak olmasa gerek.
Sorunlara bu günkü dünya düzeni içinde çözüm aramaksa, tümden yanıltıcıdır. Savaşlar arkasından açlık ve sefalet bu sistemin kendi hukukuyla bizzat muhafaza edilmektedir.
Şu parti ya da öteki parti, davulun davulcudan davulcuya değişmesi gibi bir şey olacaktır, davul ise yine hep aynı davul, gümleyip aynı sesi çıkaracak demektir&
Yaşam biçimlerini geçmişinden devralan halkların doğasallığı bir kavgaya neden gösterilebiliyor.
Bu açıdan, dünyada huzur ve istikrardan rahatsız olacaklara en iyi yanıt, diye diye dilimizde tüv biti bir, yine de diyeyim , halkların kardeşliği, birbirlerini olduğu gibi insan kabul edip savaş ve sömürüye yasak koymakla mümkün, yada bu bulanık su kanalında huzurdan korkanlara seyri sefa olup boğuluncaya dek çırpınmak olacaktır.

Saygılarımla.

Administrator    02 Eylül 2010 16:02
DEĞİŞİKLİĞE HAYIR YADA EVET Mİ?

Tarih bazı keşmekeşlere kaynak olup sürüklenip gider oldu, yani, koskocaman 70 Milyonu aşan nüfusla bir Türkiye de, Anayasa da değişiklik yapacağım deyip tek başına işe soyunmak pekte demokratik olmasa gerek. Onun önünü kesmeye çalışan muhalifler tam kadro iş başındalar&
İktidarın 12 Eylül Faşist Cunta Anayasasını değiştiriyoruz, deyip tüm muhalefeti karşısına alıp yola koyulması düşündürücü olmaktan öteye, taslağın ne getirip götüreceği muhalefet partiler tarafından anlaşılmış olacak ki, konuya hayır dedirtmek için tüm güçleriyle çalışmaktalar& Bizim görüşümüz, anayasalar ülke genelinde ,konuda uzmanlaşmış demokrat birileriyle, tüm sivil toplum örgütlerinin de görüşleri alınarak hazırlanıp ortak bir taslak halinde halka sunulması gerekirdi diye düşünüyoruz. Ancak, bunun böyle olmadığı muhalifler tarafından hep şikayet konusu oldu&
Öncelikli olarak, demokrasilerde, iktidarların gelip gidici olduğu akıllardan uzak olmasa gerek,
hele de konu Anayasa olunca, hazırlıkları uzlaşma yoluyla tartışmaya açmadan, ben yaparım, halk beni destekler, ben bu değişikliği kabul ettiririm kabadayılığıyla O Taslak evet oyu alsa bile, pek uzun ömürlü olur diye düşünemiyoruz. Muhalefetin en çok da üzerinde durduğu bu değişiklikle yargının bu gün ve de gelecekte siyasi bir iktidarın güdümünde yönlendirileceği kaygısı var&Öyleyken; yargısı tam bağımsız olmayan çok partili bir ülkede, demokrasiden söz etmek kesinlikle düşünülemez&Çok parti gelişmiş ya da, gelişmekte olan ülkelerde sınıfları temsil etmek için vardır.
12 Eylül şunu bunu yaptı, biz onların anayasasını değiştireceğiz gibi çıkışlar bir uzlaşmayı da beraberinde düşünmüş olmalıydı.
Faşist 12 Eylül darbesi 80 bin gencimizi kısmen astı, nicelerini zindanlarda işkenceden geçirip sakat etti. Her demokrat ve aydın, o barbarlığı af edilmez insanlık suçudur, deyip şiddetle de hep kınamıştır, o anayasa tümden değiştirilmiş olsa bile, o dönemin sorumlularını tarih af etmeyecektir.
Bu gün bu değiştirilmesi istenen 26 Maddeye evet diyeceklere de bir sorumuz olacak?
Peki zamanında, o anayasaya %90 üzerinde evet diyenler kimlerdi?
Unutulmadı, 12 EYLÜL 1980 faşist cuntanın halka dayattığı anayasa, oylanmadan Federal Almanya Demokratik İşçi Örgütlerinin önünü çektiği 50 bin demokrat FIRANKURT da buluşup hayır demiştik. O nedenle sorgulanmıştık bile. Peki bizleri 12 Eylüle karşıdır deyip konsolosluklara ihbar edenler de kimlerdi?
Zamanın Baş Konsoloslarından hayatta olanlar, o Anayasaya hayır diyenler hakkında nasıl ve kimlerden ihbar aldıklarını ve huzura çağırıp sorguladıkları asıl karşı olanları, hatırlarlar&
Şimdiyse, amaç çağdaş insanı önce insan kabul eden, hukukun bağımsız ve devletin bireye karşı sorumluluğunu esas alan bir anayasa, iktidar muhalefet ve tüm sivil toplum örgütlerinin görüşleri masaya konarak, uzlaşma ile hazırlanmalıydı diye düşünüyoruz&
Tek başına bir partinin tabanda gücü ne olursa olsun, hele de konu Anayasa olunca toplumun her kesimini bağladığı gibi, mutabakatın şart olduğu tartışılmamalıdır görüşündeyiz.
Dayatmacılar, günümüz insanlarının çoğunu karşısında bulabilir. Demokrasi bir uzlaşma rejimi değil midir? Demogoji yapıp muhalefet bundan kaçıyor lafları inandırıcı olmak yerine, olsa olsa bir kandırmaca olur. Çünkü 12 Eylülle en çok da rahatsız edilen taraftan değişikliklere hayır denmesi bekleniyor&
Öyleyken; iş içinde işler mi var diyen çoğunluk oylarının rengini çoktandır belli etmiş olmalıdır diye düşünüyoruz.

1.9.2010


308
Toplam kayıt bulunuyor
Design: Joomlamarket.de
© 2005 – 2020 www.alirizaugurlu.com