Anasayfa arrow Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defterine Yaz


Administrator    14 Nisan 2010 01:53
DEVLET DENEN ÇATI NEYİ İFADE EDER?

Bireylerine baskı ve eziyet eden bir yapılanmanın, gelip dayandığı bir durumdan kısa
da olsa bahsetmeye çalışacağım&
16.06.2004 de sistem terbiye edilmelidir diye bir yazımı yayınlamıştım. iyiden iyiye, tam da tersiyle burun buruna gelindi&
11. Nisan 2010 sabahı 1,5 Milyon liselinin üniversitelere giriş sınav heyecanını birlikte yaşadım. Onca ana baba ve yakınlarını da yanlarına alıp gelen il içi öğrencilerin dışında, okul önüne yanaşan bazı yabancı il dışı plakalı arabalar dikkatimi çekti ve sordum da.
Buralı mısınız? Hayır, çocuğu sınava getirdim, birisi yaklaşıyor bende öyle, ancak
bir de o kadar dershanelere borç harç para yatırdık, bari çocuklar başarabilseler de.
Dalıp gittim, dedim yahu bu memleketi yönetenler halk dediğimiz bu katmanlara eza ve ceza çektirmek için mi göreve getirilirler?
Sayın yöneticiler; Tüm Türkiye sizleri utandırmaya yetecek kadar, gün boyu  bir ayıbınızı konuşuyor. Çocuğunun dershane parasını ödeyemeyen anne hapse atılıyor, arkasından kendine yediremeyen genç çocuk, intihar edip canına kıyıyor...
Efendi zadeler; Türkiye genelinde ne kadar anne ve baba, dershane parası ödeyememe yüzünden mahkeme önündeler. Biliyor musunuz? Bana yaklaşan birisi Abi 50 TL borcum kalmıştı, beni de mahkemeye vermişler dedi&
Bir iki yerde halk kavramını kullandım; İşçi, köylü, memur, esnaf, emekli ve işsizler, anlaşılan sisteme oturttuğunuz sistem sözcüleri kesinlikle sizden değiller. Onların tuzu kuru, çünkü, devletin tüm imkanları onların elinin altındadır. Hatırlarsınız, S. Başbakanınız da Tekel işçilerine bir benzetme yapmıştı, bunlar halk değiller demişti&
Mili Eğitimin işi ve görevi nedir?, fakir fukarayı sömürü kıskacına alan dershaneler nerden türedi? Hak dağıtan hukukun önü kesik, ayıp yazık günah dediğiniz kavramlar üzerine çoğalttığınız taraftarlarınızı da aldattık mı diyorsunuz? Bunu başardınız, şimdi söz tam da tepede, yani sizlerdedir&
Peki asırlardır, bu yan yana şehirleşip köyleşip, devlet olmanın, vergi ödemekle de, amaç bir avuç insanın keyfine bağımlı yaşamak için miydi?
İnsanına eziyet eden bir yapılanma düşünülebilir mi? Amma ne yazık ki o çarkın dişlerinde dönmekteyiz&

Bu gidişatın devamı için hazırladığınız, hatta son olarak anlaştığınız bir maddeden de söz edeceğim&
Kamu emekçilerine toplu iş sözleşme hakkı, Bu madde üzerine AKP - CHP anlaşmış durumdalar. Peki anlaşılan da ne? Toplu sözleşme hakkın var, ancak söz ve karar hakkı bize aittir yani karışmayacak ve direnmeyeceksin Sayın emekçiler, emperyalizm ve onun korkulu rüyaları olan grev hakkın yok. Bu maddeyle emre boyun eğdirmek ve masadan da eyvallah Allah razı olsun dedirtip kapı gösterilmek planlanıyor&
İşte sistemde bugüne bugün, yaşamın can damarı Eğitim ve iş hukukunda uygulamaların ve uygulanacakların, ilgili iki maddesinin iyi bir gelecek yerine, tekel emekçilerine yapılan benzer bir model hazırlanmaktadır&
Sistemsiz başı boş, halk muhalefeti olmayan Emperyalizm direktif ve talimatları ile tekmelenen, muhaliflerinin ağzını burnu kırdırtan, taş ve yumurta yağmuruna tutturan, bir sistemde, baka baka yaşamaya çalışan, halklara iyi uykular demekten başka sözümüz ne olabilir ki?

Saygılarımla.

Administrator    07 Nisan 2010 23:04
ALEVİLİK BİR AKIL DİNİDİR

Seksenli yılların sonlarına doğru Alevilerin bizde varız deyip çıkışları ile, hareket içinde, alevi kökenli yarı asimile olmuş kişilerle, en çokta bende dedeyim deyip Sünni gelenek ve inanç anlayışıyla doldurulmuş bazı dedelerle, sıkıntılı anlar yaşandı ve daha da yaşanılmaktadır. Haz. Alinin Ve H.H. Bektaş ın ilmi yerine hurafelerle hareket içinde alabildiklerine kargaşa yaratılmıştır. Bir taraftan biz İslam değiliz, diğer bir yandan biz İslamın özüyüz gibi sertleşmelerle kavgaya kadar varan tartışmalara tanık olduk.
İbadette cem de değişmeyen uygulamalara rağmen, her oturumda o ortak yanlar bir tarafa bırakıldı, Aleviyiz demek yetmezmiş gibi ben İslamım, ben değilim kalabalığı ile, örgütler içerisinde tüm buluşma zamanları o tartışmalarla kapatıldı. En çok da bazı dedelerin Aleviliği öğrenmeden inanç önderleri olmaya ve o posta oturmaya kalkışmaları, Akıl Dini dediğimiz öğretiyi incitir oldu desem de yolu var&
Bunlar birden çoğaldılar. Bir akıl dini olan Aleviliği boş hurafeler ve benzetmeler yerine kurumun alevi günleri için günün önemine uygun hazırlıklı olması gerekir diye düşünüyorum.
Halen ellerine bir sürü molla uyduruklarıyla karalanmış kağıt parçaları alıp, oturup cem ve cematlar da kafa karıştırılmaktadır...
Bir örnek vermek istiyorum; 21 Mart 2010 bir Alevi Kültür Merkezinde Sultan Nevruz kutlamasında Haz Alinin doğumu ve yaşamını anlatan bir dede ,çağrılmış, dede anlatıyor ve bir de deyiş okudu...

Darı çeçi üstünde namaz kıldım
Allah ya Muhammet Ali aşkına

Deyişin Mahlası o büyük ozanımız Pir Sultan Abdalla bağlandı&
Ben saygıyla kendisinden izin aldım ve şunu söyledim, o mısra Pir Sultana ait olamaz dedim. Dede ya hatasının farkında olamadı, ya da dediğim gibi o soydan gelmiş de olsa henüz öğretiyi kavramış birisi gibi değildi...
Burada şurasının altını kalınca bir çizmek istiyorum; Pir Sulta Bizim Aleviliğimiz de önemli yeri olan bir mürşidimizdir, (sihirbaz asla değildir) Ben o ara lokma dağıtıldığında yanına gittim, bunu araştırın, bu mısra Pir Sultan Abdala ait olamaz, dedimse de dede itna olmak istemedi...
Burada her iki başkanımıza da seslenmek istiyorum, bu öğreti 20 kusur yıldır tüm çabalara rağmen bu anlayıştan kendisini sıyıramadı.
Sevgili Dedemiz AABF inanç gurubu adına davet edilmişsiniz, açık söylüyorum ben şu soydan geldim demek bu günün insanına yetmiyor&
Yine Türkiye de bir alevi vakfında dede dinletiyor, Kerbela yı ve Hasan Ve Hüseyin in
Şehitliklerini Allah ın taktiri diyerek anlatıyor&
Cennetten iki takım elbise birisi yeşil diğeri kırmızı Cebrail eliyle getirilip Haz Muhammede teslim edildi, yeşilini Haz. Hasan, kırmızıyı da Haz Hüseyine giydireceksin Haz. Hasanı zehirleyecekler, Haz. Hüseyni de, Kerbela da kılıçla şehit edilecektir, deyip Cebrail selamlaşıp ayrılıyor&
Biraz sonra sohbeti bitti, biz sohbet ediyoruz. Dede siz Cennet te bu planın hazırlandığından emin misiniz?, eğer eminseniz biz niçin Cenet te Maviye ye Yezit e teblik edilmiş bir görevden dolayı onlara lanet okuyoruz ki? Siz bu cennete Allahın emri ile alınan karar karşında isyankar olmuş olmuyor muyuz? Dede derin bir düşündü ve hemen dönüp söz olsun bir daha demeyeceğim deyip söz verdiler, bende kendisine teşekkür ettim...
AABF inanç kurumundan Almanya da bir derneğe davete gelen dedeyi sözünden dönüş yaptıramadım.
Sayın; G. Başk: Turgut Öker Ve Cafer Dedeyi her ikisini de yakından tanıyorum, Sayın Genel Başk: Öker belki de bu AABF inanç gurubunda olan dedelerin çalışmaları hakkında pek ilgi ve bilgi sahibi değiller, çünkü ayrı çalışan bir kurum. Sayın; Sevgili Cafer Dedenin bana katılacaklarına samimiyetimle inanıyorum, sohbetlerinde bu tip başkalarına benzeme ve hurafelerden kaçındığına da tanığımdır...
Öyle ki, yaşım boyunca Pir Sultanları okudum böyle bir Pir Sultan ait mısraya kendim kesinlikle rastlamış değilim, Darı üstünde gösteri olsa olsa bir sihirbaz işi olabilir&
Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır Hünkar bunu 7 asır önce buyurmuş, kaynağı da akıldır arkasındakileri de bu günün alevi ve Bektaşileridir.
Bu yazımı başka bir yere göndermedim, Kendi örgütüm AABF de değerlendireceğine inanarak buraya gönderiyorum ve her iki başkanımıza da sevgilerimi gönderiyor, okuma zahmetinde bulunurlarsa da sevinirim.

Saygılarımla.

Administrator    29 Mart 2010 23:39
HUKUK MU ERKEKLEŞME Mİ?

Yakılarak 37 insanın canına kıyıldığı Madımak bir anıt müzeye dönüştürülsün, Alevilerin önü kesilen taleplerinden bir tanesidir& O insan yakılan yerde, 15 yıl etrafa et koklattırdılar, dışarı atılması için de, bir 15 yıl uğraşı verildi. Bu olay her kınanmada devletin tavrı ve inadıyla karşı karşıya kalınmıştır ve her yıl da kınayarak Ülkeyi o ayıptan kurtarmak için, işin peşinde ve önünde hep Alevi örgütleri vardi... Olay, ortak çizilen Misakı Milliye sınırları içinde, tam da orta yerde, Sivasda gerçekleştirilmişti...
Öyleyken: Şu günlerde, Amerika ve İsveç meclislerinde bilindiği üzere ,Türkiye de ermeni soy kırımı iddiasıyla aleyhte kararlar alındı. Evet, 95 yıl sonra bazı ülkelerin bu tip girişimlerinin arkasında gizli hesapların olduğu düşünülebilir ve karşı siyasi çıkışlar da normaldir, yapılıyor da... Ancak:
S. Başbakan Yüz Bin Ermeniyi sınır dışı edebiliriz gibi çıkışlarıyla iddia edilenlerin altına imza attı gibi yorumlanmayacak mı? Öbür yandan, dünyanın değişik ülkelerinde yaşamını kurmuş 7 Milyon Türkiyeli yurttaşın rahatının kaçırılacağı akla gelmez mi?
Dünya konjotürüne bakıldığında, bu tip böbürlenerek erkekleşmeler kıyametleri bile beraberinde getirmiştir...
Değerli dostlar, Ülkeyi kirli bir siyasetin içinde yuvarlayarak yönlendirme politikaları, geleceğe neleri beraberinde taşıyacaktır, düşünebiliyor muyuz?
Sivas Maraş Malatya, Çorum, Gazi, gibi, yurdun birer parçası olan bu yerlerde insan yakma ve kesme barbarlığı karşısında Devlet yönetenlerin sergiledigi tavır, bizlere çok şeyler anlatıyor olmalı&İçerde bu ayıplardan arınılsın, gibi demokratik laik aydin bir türkiye isteyenlerin karşısında olduğu gibi, Amerikan ve İsveç kararları karşısında da, hep birden erkekleştiler. Başlatılan açılımlarda da yıkın gitsin, sizde kurtulun bizde diyenlerle diz dize, lauballi görünenler, Alevi köylerine okul yapan sen misin ?, diyerek namuslu insan bulup başına çullananlar, geçmişlerden olduğu gibi tarih sizden de söz edecektir...
Maraş katili Sivas katliam, öncüsü, sözüm ona Alevi çalıştaylara görüş almak için davet edildiler. Aleviler, oldugunuz gibi degil, bizim dedigimiz gibi alevi olun dayatmalarıyla, Hükümet olmanın avantajları ile, arkalarına bile bakmadan, geçmişlerden miras insan hak ve hukukunu, Erkekliğime dokunuldu, ben erkeğim lan, karı gibi konuşma, erkek ol erkek, Başına izar at okkabazlığı ile, Emevi zihniyetini sistemleştirmeye çalışanlarla ülkenin önü açılacak gibi düşünmek yanılgıdan başka bir şey olamaz?
Açılan onca yaraların kapatılması için, neden yalnız alevi yurttaşlara çözüm istettirildi?
İnsanlar yakıldı, aydınlar öldürüldü, asıldı, kaybedilenlerin arkasından ağlayanların feryadına kimler kulak bile asmamıştır. O insanlar bu ülkenin insanlari degil miydi? Türkiye de bu sesler, sorumlu yetkililerin kulaklarindan bir an bile eksilmiş değildir.
Ülke de kirli siyasetin mirasına konan o kirlerin kokusuyla nemalananlarla mı  hak ve özgürlüklerin önü acilacak?
Bu sisteme her oturan bir daha da millet belasına uğramadan asla kalkmayacaklardır...
1915 Ermeni olaylarını tarihçiler bilir, onlar açıklasın diyen ağızlar,  Maraş , Sivas, Çorum , Malatya ve Gazi katliamlarını, bu günün devlet yetkilileri  siz de bizzat günü birlik yaşamamış mıydınız?. Yükselen onca sesler karşısında geçmişteki hükümet edenler dahil kılınız bile kıpırdamış degildir? Dışarıda alınan kararlar karşısında, milletin ortalarına dalıp dikilip erkekleşiyorsunuz... Ülke de her şey sizin haddinize düştü, bir de demokrasiyi agziniza aldi açılımlardan bahs etmektesiniz..
Herkesin birbirini iyi görüp izleyebildiği çağdaş bir dünyada tavır ve icraatlar ortadadır, gelmiş geçmiş iktidarlar dahil, işlenen suçlar karşısında, seyriniz gittikçe de korkulu gelecek azl etmektedir.
Alıştığınız sistem bir süre için işinize gelebilir, ancak, gelecek de hep bu tip icraatlarınızla erkekleştikçe eksileceksiniz, burası da bilinmiş ola...
Alman Nazilerin yahudi katliamı hiç bir ülke gündemine getirilmedi, çünkü o günlerden sonra  sistem olarak insana kıyma ayıbından yana bir tutum içinde olmadılar ve olmamaya da dikkat etmekteler. Möln Ve Solingen olayları karşısında, Alman Devletinin tavrı sizlerden birilerinin de bulundugu anmalarda görüldü...
Zamanın başbakanlarından merhum Willi Brand Başbakanken İsraile gitti, her türlü taşlama ve hakaretler karşısında, her şeye rağmen, sizlerden devletim adina özür dilemeye geldim demişti... Sizse, dönemin gelmiş ve gidecek tüm iktidarları yeminle üstlendiğiniz sorumlulukla ve yetkilerle hırsızla hırsız, katille katil, yobazla yobaz yanli görünüp aydın çağdaş kesimler karşısında hep erkekleştiniz...
Milletin kalabalığında ortalara dikilip erkekleşiyorsunuz , İçerde, suçlulardan hesap sorma ve ülkeyi suçtan suçlulardan arındırmak erkekliğinize dokunuyor olsa gerek& Ülke daşlarını huzursuzluğa itme adına, sisteme kurnazca sokuldunuz... yukarda dediğim cinsten, erkekleşmeler karşısında ülke insanları bekledikleri insancıl bir hukuk sistemini elbette ki bir gün yakalayacaklardır.

Saygilarimla.

Administrator    11 Mart 2010 20:50
BEKLENENLER BEKLETILMEMELIDIR

TBMM de anayasa deyisikligiyle ilgili tartismalara göz koyup kulak asildiginda Cag a cark mi ettirmek isteniyor demesi geliyor insanin...
idare istediklerini yaptiramadigi kurumu kendi yandasi etmek icin anayasada degisiklige gidyor gibi muhalefetin sert tepkileri izlenmekte...
1981 askeri cuntanin dayattigi anayasada oldugu gibi, AKP nin yapmak istedigi deyisikliklerden muhalefetin kaygilari kamu oyunda da tartisma konusu oldu...
Örnegin: 12 Eylülcüler idamlar, kayiplar, iskenceler gibi hesaplarin verilmesinin zor olacagini bilerek kendilerini koruyacak maddeleri anayasalarina koyup gittiler...
Öyleyken, o günlerden günümüze dek, neydi o ayip ve acilar?, sorusuyla meclis henüz oturamadi...
Sayin Baykal sorusturulma bekleyen  608 yolsuzluk ve usülsüzlük dosyalarinin TBMM raflarinda bekletildiginden söz etmekte...
O zaman kim kimi sorgulayack ki? Ya da öylesi bir meclise milletin sayginligi ne olabilir?
Bir gün olur, birileri cikip gecin siraya diyebilir, iyisi önceden anayasal bir güvence haksiz ve yolsuz dosya sahipleri icin firsat da varken, düsünülmüs olmasi , gecmise dönüp bakildiginda akla yakin...
Su an icin o hirsizlar her kimse, anayasal bir engelin gölgesinde saklanabiliyor olsalar da, kamu vijdaninda her an ve her gün sorgulandiklarinin farkinda olmalilar..
Peki, bu kadar 608 gib usülsüzlügün üstüne kanat geren bir yürütmeye mevcut anayasa ve yasalar nasil bir durus tavsiye ediyor?. Herkes ondan anayasadan ve degisiklerden bahsediyor ya...
Anayasa deyince; Dünya nin bir cok ülkesinde, azda olsa liberal anayasalarin izin verdigi ölcülerde siniflar arasi uzlasma cabalarina ragmen takilip döküldükleri görülmektedir.
Cagin geregi anayasalar insani degerlerin koruyucusu olarak hazirlanmadikca, dünya daha da kötü calkantilara meydan olmaktan kendini alamayacaktir...
Cagdas insancil bir sistemlesmenin önünde daha ne kadar direnebilecek, dünya tekelleri?, ve aradaki hirsiz capuculara, bunun cevabi da kesin. Yanli icraatlariyla sikisan iktidarlarin o yollari denemeleri kurtulus adina biraz daha, biraz dahalarla tüm gücleriyle direnselerde, (Tekel emekcilerin eylemleri herkese yasa yapmada da yön belirlemis olmali...
Her ülkede oldugu gibi, yasami esas alan sorunlar sistemcileri kriz yakistirmalariyla bir adim daha basi bosluga cekemeyecektir...
Türkiyede, 12 Eylülün arkasindan iktidar olan ve o anayasayla özellestirme yoluna soyunan ANAP iktidarinin biriktirdigi veballer Tekel Emekcilerininin eylemleriyle günün iktidarinin üzerine bir kara bulut gibi cöktü demektir.. O bir beklenen ve dikkate deger övülecek dayanisma örnegiydi...
Yürütmedekiler su ara sansli gibi görünüyor olabilirler, kendi acilarindan. Anayasa degisikligi tartismalarinin arkasina bir de Amerikan temsilciler meclisinde Türkiye aleyhine alinan ermeni soy kirimi karari geldi...
AKP hic gündem deyistirmeden 2011 genel secimlere kadar, politikalarina uygun bu iki konuyu gündeminde tutacaktir. Ülkenin icnde bulundugu sorunlar belli kesimlere ait sorunlardir, deyip önemsemeden gecebilirler.
Ancak; 608 suc dosyasi ve ülkenin icine cekildigi sikintilarin üstü bos laflarla kapatilabilir, düsüncesi yutulabilir cinsten olmasa gerek...
Baskan Obama,nin secim vadlerinden biri olan, Ermeni soy kirimi tasarrisini onaylama sözü yerine getirildi.
1950 lerden beri orta dogu ve dünya emperyalist politikalarina tüm gücüyle destek olan Türkiye bundan böyle ABD ye karsi, iktidar ve iktidar olacaklarla nasil bir politika izleyecek? kamu oyu elbetteki, iliskileri bundan böyle daha da dikkatli takip edecektir...
Ermenilerin bu konuyu tüm dünya ya onaylatmadaki amaci nedir? Gecmiste kim kime etmedi ki?, Dünya tarihi katliamlarla doludur. Öncelikle Ermeniler iskal ettiginizKarabagdan bir qekilsenize? Gelisen uzay caginda dünya bariscil bir düzen beklerken, Gecmisten bu günü sorgulamak kimin ne isine yarar?
Su anda dünyayi yerine oturtma cabalari karsisinda, yapilacak tek sey  gecmisten günümüze dek, insanlik adina islenmis haksiz katliamlarin sorumlulari hic de bir milletten sayilmadan lanetlenmelidir ve baris adina yepyeni bir dünya politikasi daha da gecikmeden düsünülmelidir...
Öyleyken, demokratik, cagdas, insana laik oldugu yerde, yasami öngören bir anayasa yerine, toplumda taraflar olusturup tarafinin mutlulugu icin, devlet yönetmeye kalkismak ta tepedekilerini bile uykusundan eder...
Borc batagina itilmis bir ülkede, issizlik yoksulluk cigliklari ayyuktayken TBMM sinde iktidar ve muhalefet 72 Milyonun vekilleri olarak, Basta, yolsuzlardan hesap sorulmali ve hesap alinmalidir. Birilerinin tuzu kuru olabilir, ancak, milyonlar perisaniz diyor ve seslere kulak asip bekleyenler bekletilmemelidir diyoruz.

Saygilarimla.

Administrator    22 Şubat 2010 18:50
ARGUVAN TÜRKÜ FESTİVALİ DÜŞÜNCESİ NASIL DOĞDU?

5-6 Temmuz 2003 te gerçekleşen Arguvan 1. Türkü Festival i ve düşüncenin hayata geçirilmesi yolunda 1,ci festivale kadar verdiğim mücadeleyi kisa bir aciklamyla da olsa dost okucularla paylasma geregini duydum.
Sayin Belediye baskanimiz Hüseyin TASTAN 24-25 Temmuz 2010 da yapilmasi kararlastirilan 8. Festivale hazirliklari ilan ettiler. Ta isin basindan 1. Festivale kadar verdigim cabalarin üzeri bir bencilik adina kapatilmak istendi. O nedenle süreci tüm dostlarla paylasmaya calisacagim...
Vakfın çıkardığı özel bir sayıda Türkü Festival i Düşüncesi Nasıl doğdu ve ilk adım nasıl atıldı, yazıda
10.10. 2002 tarihinde Istanbu da ki Arguvan Sanat ve. Kültür Vakfı ve Arguvan Belediye Başk. Sayın Memet Fidan nın da katildigi İstanbul Kadıköy Dila Oteldeki toplantıda ilk adım atıldıdiye yazmislar...
O toplantya Sayin M. FIDANni geriye dogru ön calismalarla katilmis olmali diye düsünmüştüm Öncelikle bunun altini bir cizelim. Evet, sorumluluğun o tarihte vakıf la paylasildigi Müzik Festivali (Söleni) Türkü Festivali olarak adlandirıldığını çogumuz bilmekteyiz...

Ancak; o fikrin o tarihte doğduğu gibi aciklamalarla asil dogrularin üzeri örtünmek istendi...

1997 den 2003 e kadar, Arguvan da bir Türkü söleni yapılmalıdir diye yola koyulduğum ve cabalarim bazi isi basindan takip eden ve cabalarim katki sunana dürüst erdemli kisilerce de yazilip anlatildi... Benim de, konuyla ilgili haksiz bencil aciklamalara cevabim dost sitelerde okunmus olsa gerek.
7. Festivale kadar icimi isiran haksiz tutumlar karsisinda yöremin sessizligine saygi olarak suskunlugumu da muafaza etmeye calistim. Isin devami ve önemi kazanildiginda hic iste eli olmayan birileri de, kendine bundan pay cikarmaya calisti...
Calismalarim Radyo ve Televizyon araciligiyla 1997 de baslamistir ve yükselen sesimin ilgililerce duyulmaması sonucu, Malatya da sanat ve kültür adamlarini sik sik parklara cagirip destek isteme cabalarim az zaman almadı. Ne acidir ki, sonucta tek basima Arguvana önerimi götürme konusunda karar anlarimda olmustur. Son olarak, 25 7 Cumartesi 2000  Malatya Vakif Parkta bir toplanti daha düsündüm ve cagrima uyanlarda oldu, cagriyi duyup Arguvanli olmayip davetsiz katilanlar da olmustu. Uzun uzun tartisma sonu, gürüsümü benimle paylasan 3 güzel insana sükranlarimi sunuyorum. O an bana güc hemde cesaret verdiler,
S. Halil YAZGAN: Ali Ihsan ÖZTÜRK Diger cagrima davetsiz katilan isimleri mevzu etmek istemiyorum. Onlarin Arguvan o yükü götüremez görüsü ile havadan sudan laflar beni durdurmaya yetmemişti zaten.
27 Temmuz 2000 Pazartesi, günü Arguvana gitmeye kesin kararliyim. Orada Nüfus Müd. olarak görevine giden Sayin Halil YAZGAN i arabama aldim ve yola koyulduk, S. Ali Ihsan ÖZTÜRK Otel de görevli mesai günü oldugu icin bize katilamadilar. S. Muharrem Yazicoglu o an icin Arguvan da oradaydilar, önerime uydu ve bize menmuniyetle katildilar.
Buraya kadar verdigim onca mücadelemi caydan atlar gibi atliyorum. Kisaca konunun güncellesip gündeme oturdugu yere gelmek istiyorum...
Önceden randevü istemistim, Belediye Başkanı S. Memet Fidanı 3 kisi makaminda ziyaret ettik ve önerimi actim, uygun da gördüler. Dönemin Kaymakamı Sayın Kemalettin SAKI yi de ziyaret edip önerimi kendisyle paylasmamizi özellikle istemistim. Aklimda olan da, önerimin resmiyet kazanip gündeme oturmasi gerçeğiydi. Konuyu etrafli olarak tartisdiktan sonra, Sayin Kaymakam Kemallettin Bey sevindiler, iyi hazirlanmaliyiz, iyi hazirlanabilirsek konuya devamlilik da kazandirabiliriz, deyip beni o düsüncemden dolayi tebrik de ettiler...
Arguvan da bir Türkü senliginin resmi olarak gündeme oturmasi 17. TEMMUZ 2000 Pazartesi iste o gündür... O gün orada Kaymakamlik makaminda 2 yetkili Makam sahibinin hazir katilimiyla önerimin resmiyet kazanmis olmasi sevincimi halen de icimden atmis degilim...
Aksini idda edecek birisi var sa, ve kendine güveniyorsa ben hazirim... Inkarcilik da nankör isi olsa gerek.

Almanyada oldugum tarihlerde bile telefonla çalışmalar hakkında bilgi edinme çabalarım da durmadan devam etmistir. Orasi bir yana, konu özel gündemimden bir an bile inmemistir... Dönemin her 2 Kaymakami ve zamanin Beld. Bask. hayattalar ve taniklardir da.

Surasinin altini da kalinca bir cizmemde de yarar olacak diye düsünüyorum. Seneleri önüme katip Arguvani yol ettigim zaman icerisinde, bu gerceklerin üzerine yatanlar, nerede idiler? Neden hic sesleri cikmiyordu? Vakif yayin organlari Arguvan Olgusu dergilerinde bir sefer de olsa nicin hic bahs edilmedi? Kocaman bir vakiftiniz, cünkü akliniza gelmedi, gelse bile belki de cesaret edilemedi...
Tüm yazlari uzun tatillerimde isin arkasinda Malatya Arguvan arasini yol etmistim. 2001 son baharinda DDK Baskani oldugum  Malatya Sanat Kültür Dernegi MAKSAD Başkanı S. Mustafa Yuka ve 2, Başk.S. Ali İhsan Öztürkle konuyu paylastim tarih 2001 Eylül  Malatya Maksat olarak Sayin Baskani ziyaret edip calismalar hakkinda bilgi edinmis olalim ve Maksat olarak nasil bir katkida bulunabiliriz teklifimizi iletelim, demistim. O ziyaretimizde hem Sayın Fidanı hem de değişen yeni Kaymakam S.Özkan Demiri ziyaret edip calismalar hakkinda bilgi edinmis olduk...
Bu cabalar işi takip etmenin ciddi bir boyutu olsa gerek...
Sayin Fidan bize o konuyla ilgili cabalarinin yaninda Ankaraya Kültür Bakanligina gittigini ve konuyu Sayin Bakana anlattigini, Bakanin kendisine Programini görüp bu günün parasiyla 1000 TL katkida bulunabileceklerini ve bu da bizim icin yeterli sayilamaz gibi aciklamalarda bulundu. Bu Ankara ziyaretini ve olanlari Sayin Kaymakam la da paylasalim dedim. Deyismis olan kaymakam Sayin Özakan DEMIR e makamina vardigimizda, Sayin FIDAN Ankara ziyaretini oradada anlattilar. Sayin Özkan DEMIR beraber gidebilirdik, nicin yalniz ve habirsiz gittiniz?, birilerini ugrar görürdük, üzüldüm dediler.
Kisacasi, kaymakamlikta konuyla ilgili görüs alis verisinden sonra Sayin M. FIDAN hazirlik calismalarimiz sürmektedir ve 9. Eylül 2002 de gerceklesecektir sözünü verdiler. O tarihte MAKSAT adli dergimizin 2001 Haziran Temmuz Sayi, 2. Sayfa 14 de Sayin Fidanin kendi kaleminden konuyla ilgili aciklamalarini aynen yayinlamistik. O yazida Sayin FIDANnin aciklamalarindan kisa bir bölümü aynen aliyorum. ( 2002 Eylül ayi baslarinda Müzik Fesivali (Söleni) yapmayi düsünüyoruz, Arguvan Egitim. Kültür Vakfin nin ve Arguvan köy derneklerin katkida bulunacaklari inancindayim... Bu aciklamalar dergimizin dedigim sayida ve sayfalarinda nevcuttur... Ancak:
Bu bize verilen 9. Eylül. 2002 sözü ne yazik ki gerceklestirilemedi. S. M. FIDANin Vakifla Kadiköy DILA Otekde bulusma tarihi 10.10 2002 dir o taride Istanbul Kadiköy Dila Otel de 2003 Temmuz icin Vakifla görevi nasil paylastilar?, onu kendisine sormak lazim... 10.10.2002 ilk adim atildi denmesi haksizliktir, inkardir ve nankörlüktür 7 Festivaldn sonra bunu demkle ancak icimi acmis olacagim... Benim uzun uzun cabalarimi bir hic saymak kimlere ne kazandirmis olabilir ki?
Bu calismalarimi yok saymak icin, beni tüm festivallerde toplumdan uzak tutma cabalarini anlamak zor olmasa gerek...
- Festival 1. Program disi, bir siir okuma firsati verildi ve bir siirle festivale katki sunu diyede biryerlere yazildi...
- Festival 2. Etrafin baskisiyla, aracilar sayesinde 10 dakika yine program disi sahneye izin verdiler.
- Festival 3. Saglik sorunum nedeniyle Almanya da idim. O festivalde, Sayin Merhum Muharrem YAZICIOGLU sahneye alindiginda, festivalin gerceklesmesi yolunda atilan adimlardan ve adimizdan söz edince kolundan tutup sahneden asagi alindigi halen konusulmaktadir...
Bu niyet ben ve benciliklere ragmen, beni sevindiren ve rahatlatan olay, Arguvannin bu festivallerle maddi ve manevi cok seyler kazandigina olan inancimdir...
O niyetlerle o isi üstlenenler, siz gittiniz, devriniz kapandi. Ben yine Arguvan ve o güzellikleriyle birlikteyim. Arguvan, festivalleriyle ve caga yakisan degerleriyle, daha da güzellescek, büyüyecek, tezden kendine yakisan dünyada ki önemli yerini alacaktir diyorum...
Günümüzün Sayin BaskanI Hüseyin TASTAN ve Vakfin Yeni yönetimine islerinde kolayliklar ve basarilar diliyorum.

Saygılarımla& 19.02.2010


308
Toplam kayıt bulunuyor
Design: Joomlamarket.de
© 2005 – 2020 www.alirizaugurlu.com