Anasayfa arrow Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defterine Yaz


Administrator    17 Temmuz 2009 03:19
Soygun da Sömürülen Sınıf

1886 işçi hareketi kazanımlarından işçilere kala kala ( 1Mayıs) da meydanlara çıkıp bir gösteri yapma hakkı kaldı. Onun ötesinde hak isteme yollarının önü dünya da ve Ülke de işbirlikçi tekeller tarafından tamamen tıkanmıştır& Örneğin Tük İşe üye emekçiler son ücret sözleşmelerinde bir daha gördüler ki çalışanların yaşam koşulları yerine sistemin sermaye adına ayakta durabilme sıkıntıları konuşuldu. Sonuç istense de istenmese de bir dayatma ile işçi temsilcilerinin o doğrultuda imzaları alınmış oldu& Dıştan yönlendirilen ekonomik politikalar çalışanlara bununla yetin, ya da kapı dışarı, sen de sokağa denilecek kadar ileri gidildi.
Görünen o ki, ortamı yapıp hazırlayanlar çalışanları tamı tamına köşeye sıkıştırdılar demek&
Emeği temsil adına o masada yer alanlar da, sistemcilerle durumu iyi değerlendiriyor olacaklar ki son toplu iş sözleşmeleri adına el birliğiyle taşı yerine küt diye rahatça koyuverdiler.
Almanya da 80 li yılların ortalarında ses cihazları üreten bir iş yeri işletme toplantısında işletme direktörü aynen şöyle söylüyor, meslekte uzmanlaşmamış bir işçi bizim açımızdan bir pense yada tornavidadır, kırılır ya da kullanılmayacak duruma geldiğinde atar yenisini koruz yerine Çalışanlarsa, ağız alışkanlığı olsa gerek, konuştuklarında Bizim fabrika da, der söze koyulurlar. Aslında işletme sahibinin defterinde adları iş aracı olarak geçer.
Her emekçi bir patron nazarında sadece üretim amaçlı iş gücü olarak, fazla kar için orada tutulur.
Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile iş gücü örgüt temsilcileri Yeni Dünya Düzeni dedikleri sistem içinde onu değişmez bir yapı olarak görüp ikili anlaşmalara o anlayışla oturup kalkmaya başladılar. 1990 da yıkılan duvarlarla, uzlaşma kurulu olarak atanan birilerinin ağız hareketleriyle toplu pazarlıklar pazarlık olmaktan çıkarılıp emri vaki dayatmalarla noktalanır oldu &
Bugün Türk İş emekçileri adına yapılan pazarlık emeğin önemine inanan her aydın tarafından enine boyuna eleştirildi. Çalışanlar bu oyunların ne kadarının farkında?, ya da şu anda işten atılma korku sesleri kulaklardan eksik olmadığı için sessizliklerini korur gibiler.
Anlaşılan o ki; emekçilerin pazarlık ve grev haklarının özgürce önünü açmak için 1886 dünya emekçi hareketinin gündeme gelmesi gerekecek&
Toplumda geçim sıkıntısıyla sıkılıp suyu kesilen işçi emekçileri maaşlarına zam adı ile yapılan %1, ek ile ülkede insana verilen değerin bir göstergesi olsa gerek&
Her gün bir adım daha ileri sayan emeğe saygısızlık kurnazca sermayenin içine düştüğü sıkıntılar bahane edilerek gölgelenmek isteniyor&
Akla gelen asıl soru, bu Dünya birilerinin kula kul olması için mi var, günün zorbalarını üstünde şımartmak için mi ta güneşten kopup da indi?
Şapkaları diz üstü koyup düşünmekte geç bile kalındı&İşsizlik, açlık sefillik sistemi ele geçiren vicdansız zorbalara kul olmak demektir&

EMEKCİ KARDEŞ

Bu dünyanın her yerinde
Emekçi kardeş......
Her imkan senin elinde
Emekçi kardeş......

Alın terin ağa yiye
Çabala patrona beye
Sende bir insansın güya
Emekçi kardeş......

Sömürünün pençesinde
Bürokratın kancasında
Ekmeğinin çabasında
Emekçi kardeş.......

Çalışır hak yok emekte
Elleri kazma kürekte
Birbirini vurur harpte
Emekçi kardeş......

Ali Rıza´m, işe yanar
Çalışır tek eller konar
Döner kendi kendin kınar
Emekçi kardeş .......

Administrator    17 Temmuz 2009 03:17
VEFASIZMIŞ DENMESİN

Yaşamımla ilgili konulara yeri geldiğinde kısa da olsa değinmişimdir, şimdiyse onlara kısa bir değişikliği ekleme gereğini duydum&
Değişiklikten söz etmişken, aslında dönen dünyanın hızıyla yarışıp, uzaydan kainatı görüp yönlendiren insanın değiştiremeyeceği tek şey varsa oda düşünülüyor olsa gerek.
Yani, Dünya düzeninde insan yaşamını düzenleyip düzeltmeme inadı da inanıyorum değişecektir.
Toplumda çağdaş yaşamın gerçekleşmeme nedeni demokratlaşma yolunda Kültürel sanat ve eğitimin önü hep tıkalı tutulmuştur, açılması için öylesi bir dünya henüz kurulamadı. Öyleyken, zorla önü açılan örgütsel, sosyal, kültürel mücadelede gırtlak gırtlağa yılları katladık&Şimdiyse, hani derler ya Bülbül altın kafese bırakılmış, illa da vatan demiş
Ben de ona benzer bir özlemimi gerçekleştirdiğimi sanıyorum.

70 i bir adım daha geçen yaşım beni köyüme getirip oralı olduğumun altını kalınca bir çizdi&
Köyümün tarihi ile ilgili yazdığım Oğuzların Uzantısı Arguvanın İSAKÖYÜ araştırma kitabımda bahsetmiştim. Aslen İSAKÖYÜ lüyüm 41 yıl önce bıraktığım ve daha da çok gençken yapmış olduğum eski bir evimi yıktırıp yerine bir yenisini yaptım. Köye yolu uğrayanlar, köye tırmanan kısa yokuşu çıkıp köye doğru devam edildiğinde sağ tarafta yeni bir ev görülecektir, işte orası sığınacağım adreslerimden birisi olacak&
Peki neydi kocaman (41) yıllık bir Dünya turundan sonra artısı varsa tabi gelip buraya çakılmak& Aslında yukarda da bahsettim ya, bülbül misali
Ben yazılarımda bu köyden bahsettiğimde, tüm Arguvanın bir çok köyü ile birlikte Selçuklu ve Osmanlı zulmünden sıkışıp kovalanıp gelip bu tenha yerlerde yer edindiklerinden de söz edip, bunlar Oğuz boylarının birer parçası Türkmenler demiştim.
Anadolunun bir çok yerlerinde görüldüğü gibi, bu köylerin Horasandan Moğolların sıkıştırmasıyla 11 yy da Anadoluya girip Selçuklu ve Osmanlı baskılarıyla dağıtıldıkları gerçeği her araştırmacı tarafından da doğrulanmıştır, yani hep kovalanmış ve kaçmışlar.
Bu köy ve benzeri Türkmen olan köyler Cumhuriyet döneminde de hep politik ayrıcalığa tabi edilmiş ve edilmekteler de&
Bana gelince, vefa götürmez ölüm denilen doğruya bir gün teslim olacağım ya, eğer ömür biraz daha vefa kılarsa bu topraklara bağrını yaslamış omuzları boşlukta o insanlara ara sıra da olsa katılıp hallaşmak istedim&
Ha yaşımla ilgili akla gelenler gerçekleşebilir, evet tabiatın kanunu değiştirebilecek güçte de değiliz ya, Bu EV de köyüme anılarımın bir devamı olarak hatıra kalsın istedim&
Şurasını açık bir yürekle de açmakta yarar olsa gerek diyorum. Kişi tavrı nedeniyle her yerde olduğu gibi kendi doğup büyüdüğü yerde de bazen bir şeylere takılabilir, rahatsız da edilirler&
Her şeye rağmen, önemli olan Benim ben gibi durabilmemdir. Burasını iyi hesap etmek de yine kişinin kendi irade ve kararlılığıyla denk olsa gerek&

Köy deyince, hele de geri kalmış hukuku işletilmeyen ülkelerde, merkezi yönetimlerce en çok da eğitimde, sağlıkta, korunmada, yani yaşamın her alanında ihmal edilen yerleşim yerleridir. Bu yerlerin merkezi yönetimlerle doğrudan irtibatta olmaları için köylerde ağırdan almanın nedenleri de sorgulanmalıdır, bence.
Seçimlerde vekil yada muhtar ben olayım heyecanı mührü ele geçirene kadar sürmemelidir. Köy sorunlarının çözümü bir üst makamın ağız hareketleriyle sınırlı bırakılması da hukuk dışılık demektir. Eskilerden süregelen alışkanlıklar geleceğe taşınmamalıdır.
Sorunların çözümü için, hukukun zorunlu kıldığı yollardan köy ve köy ihtiyar heyetlerinin üst makamlarca önlerinin açılması da hukukun gereğidir, diye düşünüyorum.

İnsana biçilen ömür renklidir, ancak yeterli de diyemiyoruz&

Saygılarımla

İsmail Güngör    22 Mayıs 2009 03:51
i.gungor1957@hotmail.com
Ali Rıza Ugurlu abim,Güzel şiirlerini net sitelerinde okuyorum Çok güzel kaleminiz hep yazsın.Sık sık siteni ziyaret edecegim.Sağlıklı güzel günler diliyorum.

Administrator    17 Mayıs 2009 14:16
AL BAŞINA BELAYI

İnsanoğlu çiğ süt emmiş derler ya. Aslında sütün çiğ ya da pişmişini bırakalım da ne demek istediğime gelelim.
Ömrümün 40 yılı doğup büyüdüğüm yerden uzaklarda hanı gurbet derler ya çok insanlar gibi daha da uzaklarda diyarı gurbette geçti.
Her şeyin kapıp kaçırıldığı dünyada uyanıklar biz zavallıları da paylayıp paylaştı ve alıp kullandılar. Milli ve dini mayalarla mayalanmış beyinlerimizle birilerinin elinde malzeme olup kaldık. Anlaşılan o ki, kurtulmaktan yana hiç de niyetli değiliz. Anlaşılan bu böyle bir zaman daha devam edecek gibi&
Doğunun dağılmasıyla adını yeni dünya koyup sonuna kadar sistemleriyle kendilerini garanti de düşünenlerinhatırı var olsunsaygınlıkları sürüp gitmekte&
İşte şikayetim de bu olmalı ki, doğup büyüdüğümüz topraklarda köy kent her neyse, insanın yaşamı için son yy da bile hesap kitap akılların ucundan bile geçmedi.
Uluslar arası çıkar ilişkilerine malzeme olduk, emeği tek kar için kullanan bir avuç içi kirlilere kafa tutma cesaretini sandıklarda gizli oylarımızla bile gösteremiyoruz&
İlkel çağlarda insanlar özgürce bulabildikleri ile yetinip yaşamını sürdürürmüş. O çağları atladık, şimdiyse aklımız yete gözümüz baka bizleri yalvarttırıp iş aş dedirttiriyorlar. Her gün şu kadar insan daha işten çıkarıldı, iş kurumunun önünde eli kolu bağlı yardıma yazılmak için kuyruklara sokulmaya çalışmakta.
Bazıları kanatları ıslanmış av kuşu gibi sınırlardan, bayraktan, ulusalcılıktan, dinden, kökten der dururlar. Öyleyken; palazlanma çabalarına soyunmuş sermayenin bunlarla ne ilgisi ne de sorunu var, her yer onların herkes bir. Asıl sorun emeğini pazarlayıp satmak için de el ayak öptürmeye çalıştıkları emekçilerin karın doyurma kaygılarıdır.
Onlara teslim olmak bununla da kalmadı, onların kazanımları için biz ötekilere silah verdiler, kaderi biz gibileri vurduk vurulduk. Adına savaş derler ya, ölen şehit cennete, öldürenlerin çıkarcılar hesabına kahraman deyip sırtı sıvazlandı. Öbür tarafta da aynıdır bu&
Veysel Babanın bir eserinde geçer. Dava insanlık davası şu anda dava da kavga da yaşamı emeğine dayalı insanların yaşam kaygıları bitip tükenmek bilmiyor.
Bu bunalımları yaratmakta asıl amaç bu büyük insan yığınlarınınmidelerini boş sırtları yamalı kalmalıdır. Korkarlar, insan üstü yaşamalarına kafa tutan birileri çıkabilir, o korkuyla yatar kalktıkların da korktukları o büyük kitleyi nereye sıkıştıralım der o hesapları yaparlar.
Altı mühürlenen yeni düzen de seçimler gelir meydanlar çalkalanır, sen git de ben oturayım suyun başında, der biri kalır ya da diğeri getirilir, ondan sonra da hadi
Al başına belayı olur&
El Aranıyor. Kitabımdan bir şiirimle sözü bağlayalım diyorum&

ŞAŞIRMAYASIN

Yiyip içme, sakın görür kızarlar
Aman adam dedin, şaşırmayasın
Niçin deme, mezarını kazarlar
Aman adam dedin, şaşırmayasın

Aldığın nefesi, say derler ise
Onun için saat, koy derler ise
Bu bir kanun, hadi uy derler ise
Aman adam dedin, şaşırmayasın

Ali Rızam, eyvah neler olacak
Daha çok çukur var, hepsi dolacak
Bu güneş de benim, diyen çıkacak
Aman adam dedin, şaşırmayasın

Saygılarımla. 17.5.02

Administrator    13 Mayıs 2009 14:34
AŞIK MAHSUNİ BABAYI UNUTAMAYIZ

Aracımdan uzaklarda olmam nedeniyle Mahsuni Babayı aramızdan ayrılışının 7, yıl dönümü gününde anamadım. O nedenle bağışlanmamı diliyorum&
Aşık Mahsuni Şerif, Maraş´ın Afşin´e bağlı Beçenek köyünde 1937 yılında dünyaya gelmiştir. Nice nice uygarlıkların mayaladığı Anadolunun bağrında büyüyen ve yetişen, döneminde aşıklık geleneğine apayrı bir sayfa açan, bir ozanımız değerimizdi.
Toplumun tüm kesiminde, kimilerine sazı, kimilerine müziği, kimilerine sözleriyle ve kimilerine de, bir dünya görüşüyle kendisini tanıtabilen, kabul ettiren büyük bir ustamızdı.
Zamansız kayıp ettik. Öldükten sonra yeri ve boşluğu daha da fazlasıyla anlaşılan Mahsuni Şerif, arkasında bıraktığı 450. 45 lik plak 40 kaset ve uzun çalarlarının yanında, duyulan ve daha da zaman zaman duyulacak olan, binlerce eserleriyle yaşayacaktır.
Aşık Mahsuni Şerif eserlerinde Tüm dünya halklarına, barış, huzur, kardeşlik, dostluk çağrısında bulundu. Sömürüyü ret etti, sömürücüleri amaçları için çıkardıkları savaşlardan dolayı tüm dünyaya katil ilan etti. Tüm halkların varlığının olduğu gibi kabul edilmesini önerirken, kendi ülkesini ve halklarını da çok sevdiğini söylerdi. Aşık demenin uşak demek olduğunu söylerdi. Benimle karşılaştığı 70 li yılların başında Aşık Mahsuni olalı 35 sefer mahkemeye çağrıldım ve 5 sefer tutuklandım, kötü muamelelerle karşılaştım demişti. Aşık Mahsini Şerif anlaşılmadı diyenlere de katılmıyorum.
Aşık Mahsuni Şerif Herkes tarafından anlaşılmıştır. Anlamak isteyenler anladı. Anlamak istemeyenler de anladılar da, ancak işlerine öyle geliyordu.

Anılarım Ve dönemi;

Yıl 1967 Yer Malatya Atatürk Kültür Salonu (Birlik Partisinin Hazırladığı gece de Aşık (Kul Ahmet´le) Aşık M. Şerif´i ilk görüp dinlemiştim. Okuduğu ilk eseri (Kimi Gelir kimi gider haber yok) Büyük bir kalabalıkla izlemiştim konserini.

Sene 1972 Yılmaz Ösecal plak yapması için Almanya ya Kölne davet etmişti, o Almanyaya ilk gelişi idi, o zaman 12 plak okudu.
Günü hatırlamıyorum sık sık kendisini bulur Köln´ü gezdirirdik. Dom Kilisesini gezdirdiğimizde, duygulandı şunları söyledi. Benim ülkemde yok mu? Kervan Saraylar ve daha neler neler.
Sohbetinde sık sık Türkiyeden söz eder ülkenin iyi yöneltilmediğini söylerdi.
Ben, ona hep en çok da Türkiyeden ve oradaki sorunlardan söz ediyorsun, dünya da başka ülkelerde onca sorunlar sizi düşündürmüyor mu? demiştim. Elbette ki, tüm dünya halklarının huzur içinde yaşamaları özlemimdir, plaklarıma bile okudum. Fakat; Nasıl ki ( Bir Aleksandır Dubo Ben Fransızım, Bir Gote, ben Almanım, Bir Çerkovoski ben Rusum) Diyebiliyorsa, Ben Niçin Bir Türkiyeli Aşık Mahsuni Şerif olduğumu demeyeyim ve ülkem ve insanlarımla öğünmeyelim demişti.

Aynı gün akşam sohbetine davet etti beni. Yağışlı bir hava ve Köln´ün ortasından akan Ren nehri üzerinden geçiyoruz, Ren kabarık atılı atılı akıyor. Çalım etme oğlum, benim de
fıratlarım yeşil ırmaklarım var, deyip arka arkaya saydı.
O akşam geç saatlere kadar konumuz sazın sohbetin dışında yaratıcının kim ve kimlere ne donda göründüğü konusu konuşuldu.

Son görüşmemiz, 16.Ağustos 2000 H.Bektaş. Kültür şenlikleri, Avanos otel de
akşam sohbetinde oldu. Kucaklaştık, hastalandım ama ölümü beceremedim dedi, şaka yaptı, Fakat; 17 Mayıs 2002 sabahı saat 04.20 de sevenlerine son vedasını yapmış oldu.
Sevgili Mahsuni müzü saygıyla anıyoruz ve anmaya da devam edeceğiz.

Saygılarımla.


308
Toplam kayıt bulunuyor
Design: Joomlamarket.de
© 2005 – 2020 www.alirizaugurlu.com