Anasayfa arrow Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defterine Yaz


alirizaugurlu    16 Şubat 2009 05:04
BENİM ELİM BİR BAŞKA ELDİR

29. Mart 2009 da ülke genelinde olduğu gibi Merkez Arguvan ve bağlı köylerde de yerel ve mahalli seçimler yapılacak. Çıkacak aday adayların Arguvanı iyi tanıyanlardan olduğu şüphe götürmez. Öyleyken; henüz vakit de var. Aday adaylar sık sık buluşup tartışarak, sosyal, kültürel, ekonomik Arguvana yakışır tüm işlerde birliği dirliği koruyacak, birileri üzerinde hazırlıklı ve kararlı olunmalıdır.
Ülkede taraflı siyasetin gelecekte de, belli bir süre değişmeyeceği konusunda kaygılar ağırlıkta. Dilek ve temennileri hep diyelim. Ancak; akıllı ve doğru bir kararla alınacak sonucun Arguvan için en yararlısı olur, demekle yanılmış olabilir miyim?
Arguvan ve çevre köylerin o kadar üst üste birikmiş sorunları var ki, bunların çözümü, her şeyi masaya koyup oturup tartışarak bağlayıcı kararlar arkasından icraattadır&
Baştan; Su sorunu, Ya Fırattan yada yukarı (Yoncalı Barajı) yöreye kesin bir canlılık kazandıracaktır&
Tarım ve hayvancılığa verilecek önem, yörede hem ekonomik hem de istihdam sağlama da etkili olacaktır diye düşünüyorum.
Sağlık için, hastane ve yaşlılara yurt öncelikler arasında olmalıdır.
Arguvanı dillere destan eden kültürümüze ve kültür adamlarımıza şimdiye kadar gereken değer verilmedi  Verilmelidir&
Alt yapı, yerleşim, yatırım olmazsa olmazlardandır.
Tüm umutlarını gurbete kaçıp gitmekte arayan yöre halkı, o yolların da tıkandığının artık farkında olsa gerek. Tek çözüm, yöreyi ilk fırsatta bir çöl olmaktan kurtarıp, insanları kalıcılığa özendirecek ortamı hazırlamakla olur ve Arguvan bunlara aday ve müsaittir&

BENİM ELİM BİR BAŞKADIR

Benim elim, bir başkadır
Oralıysan, övün gardaş
Hele saza, uyan o dil
Sevindikçe sevin, gardaş

Orası, Arguvan derim
Köyleriyle, dilim dilim
Dengi varsa, çıksın derim
Hele tele değin gardaş

İkiliğe, yol vermemiş
Sevgi ekmiş, sevda biçmiş
Sevdi diye, hep sevilmiş
Yadlar senin neyin gardaş

Hurafeyi, boş geç derler
İlime, gönül ederler
Çağı, çağla götürürler
Akıl senin dayın gardaş

Yaylası hoş, ovası hoş
Adı dilde, bir hoş duruş
Azıcık, bir önü yokuş
Ak süt senin çayın gardaş

Bu el bizim, sevgi eli
Varsa çıksın bir benzeri
Sevgi kokar, esen yeli
İlçe mezra, köyün gardaş

Hacdır orda, dosta varmak
Dost oturup, dostça kalkmak
Dost sarılıp, dost ayrılmak
Cetten miras huyun gardaş

Git oraya, bir gez yeter
Kırlarında, çiçek biter
Neder eder baca tüter
Hazır aşın, suyun gardaş

Ali Rıza m, der bu işi
Kıskansa da, birkaç kişi
Aldırma sen, üçü beşi
Doğru diyor, dilin gardaş

alirizaugurlu    13 Şubat 2009 01:59
BU GÜN SORGULANACAK MIDIR?

Yerel seçimlere az bir süre kala gösterilen parti aday adayları sokak, kahve köşe demeyip dalıp çıkıyorlar. Ancak tümü verdikleri sözlerin arkasından Allah ın İzniyle demeden de edemiyorlar. Bu söz bir ağız alışkanlığı mıdır?
Eskiden laikiz diyen bazı parti sözcüleri dini siyasetle karıştırmayalım deyip Allah adını politik vaatlerde hiç kullanmazlardı. Amma, şimdi hepsi aynı dilden konuşuyor&
Bu deyimi kullanan şahıslar verdikleri sözü yerine getiremediklerinde Allah mı izin vermedi diyecekler?
CHP nin önde gelenleri AKP nin söyleyecekleri sözü onlardan önce demeye başladılar
Çarşaf açılımı, her mahalleye kuran kursu, Tarikat üyelerini partiye kazanmak falan&
Yine Amcamın dediği bir anı geldi aklımda.
Köyde bir gözü kör yaşlı nine, konu komşuyla kavga ettiğinde el demeden kendisi kör soyha dermiş karşısındakine&
S. Başbakan da biz o köprüyü çoktan geçtik dedi zaten.
Nasrettin Hoca karıyla her kavga ettiğinde Evin damına çıkar evim yandı der bağırırmış, koşup gelen herkes bakarmış ne yangın nede ateş var evde, meğerse Hoca karıyla kavgalı&
Bir gün sahiden Hocanın evi yanar, Hoca dama çıkar yine bağırır yetişin evim yandı deyip seslendiğinde, Hoca yine karıyla kavga etti der kimse gelmez&
S. Muhalefette siyaset yapanlar, eğer bu iş Din i siyasete katarak halka hizmet sözü çok geçerli ise Atı alan Üsküdarı çoktan geçti bile. Bu çıkışlarla Diyanetin varlığı ve yasal konumu inkar edilmiş olmuyor mu?
Çünkü o iş onların görevidir, yapıyorlar da zaten&
Diyanet İşleri Başkanlığı, Bakanlar kuruluna bağlı konumu açısındanAnayasanın laiklik ilkeleriyle ilgili bazı Maddelerine ters, çelişse de şu anda Anayasal bir kurum olarak meclis çoğunluğu tarafından savunulmakta.
Diyanet yasal konumuyla bu işte görevlidir, öyleyken belediye başkan adaylarının öne çıkmalarını neye yorumlayacağız?
Eskiden Sağ yada Sol denilirdi, şimdiyse Ülke de insanlara yaşam koşullarını hazırlayıp sunmayı akla bile getirmeden, insanları ahrete hazırlama sözü veriliyor.
Bir kaç yıl önceye kadar, herkes aynısını yapmıyordu. Din siyasete karıştırılıyor diye partiler arası suçlamalar olurdu. Bundan dönüş olmazsa, yakında Rönesans dan Reformlara kadar, kiliselerde olduğu gibi, günah çıkarıp Cennetten yer satma masaları açılacak kurumlarda&
Millet kendisi bile; yeteri kadar camimiz var, bize İş Aş demiyor mu? Sağ dediğimiz parti soldan, sol denilen partiler de sağ adaylar bulup buluşturup İşte bakın, biz biri birimizden farksızız dercesine halkın önüne çıkılıyor&

Anlaşılan o ki, biz bu halkı tanıdık, bu çıkışlarla oyları toplarız, Devletin malı deniz kapabildiğimiz kadarı seçilmemiz bir dönem de olsa geleceğimizi garanti etmeye yetecektir
İşte biz bizi bildik bileli Türkiye de siyaset hep bu hesaplarla yapılmıştır.
Benim merak ettiğim asıl konu, Ülke aydınları bu gidişatın neresinde ve neyi düşünüp dururlar. Başı boş bir siyaset şu anda ülkeye hakim. Birileri tutuldu yatırıldı, bırakıldı gibilerle gündemi izlerken kafalar durdu, yada bizleri de alırlar içeri diye korku mu var?
Yolsuzlukların yapıldığı Dünyada Türkiye kaçıncı sırada? Bunu çok insan biliyor, biliniyor da, TBMM de bir gün gündeme geldiği ve bir usulsüzlüğün üstüne gidildiği görülmüş duyulmuş değil. S. Baykal yıllardır dokunulmazlıkları kaldıralım deyip durdu.
Galiba bu iş dünyalıktır, diye aldırış edilmiyor&
AKP iktidarı, dünyanın hiçbir ülkesinde örneği görülmemiş bir savurganlık içinde.
Zaman ve şekil yanıyla işin yanlışı tartışılsa da, aldırış edilmiyor.
Şöyle ki; Her yoksul evde bu tip ihtiyaçların karşılanması için, bir sosyal devletin oluşmasını yıllardır savunanlar var. Ancak; AKP nin yaptığı bu savurganlık şekil itibarıyla bir parti politikası olmaktan başka bir şey denilemez. Durmadan konuşulan yolsuzlukların üzerine gitme yerine, bu tip girişimlerle seçmeni bağımlı kılma olayı sosyal devlet hukukuna tamamen terstir, kıyas da edilemez.
Sosyal devlet denen sistem kesinlikle böyle işlemez. Bu bir sadaka verme şekli olmanın ötesinde fakir halkı devletine değilde yapan siyasi partiye bağımlı kılmaktan başka bir şey olamaz&
Örneğin; Tunceli ilimizde çamaşır makinesi verilen çok evde su yoktur. Makine götürüp bırakılıyor.
Ancak; Sosyal Devlet, işletilen anayasal kurumlarıyla yardım yapacağı evde kayıtlı işsiz vardır, Kurulmuş kurumlar aracılığıyla o evin ihtiyaçları, elektriğinden su parasına, radyo televizyon vergisinden telefon parasına, yeme, içme, giyim, ve çocukların okul masrafları, tüm ailenin sağlık masrafları vs kurumlar tarafından karşılanır, bu ara ona kurumları aracılığıyla iş de aranır, yardımlar da işsize iş bulununcaya kadar devam eder. ..
Ben bu savurganlığı iktidarın hukuksuzluk işlevine bağlıyorum&
29 Mart mahalli seçimler için, parti adayları birbirinden farksız laflar atmaya başladı.
Dışa bağımlılık, İçerde soygun, işsizlik, sağlıkta geri adımlar, eğitimde ilkellik, Köyde kentte üretim kaybı vs Bunlar hiç bir parti adayı ağzından henüz çıkmadı.
Bu gün sorgulanacak mıdır? Çünkü hep aynı davulu çalıp aynı şarkı seslendirilmekte.

Saygılarımla.

alirizaugurlu    02 Şubat 2009 05:28
1. MAYIS EMEKÇİLERİN KENDİ KAZANIMIDIR

Niçin daha 1. Mayısa vardı, böylesi bir başlık attım ki? 30 Ocak 2009 akşam TV, haberlerinde1.Mayıs resmi tatil günü oluyor gibi güzel bir duyum aldık. Ancak; haber günün yetkili bakanı ağzından duyulduğu için, sevinsek mi, beklesek mi?, deyip düşünmeye başladım. Çağdaşça emeğin hak ve taleplerini güvenceye alacak bir iş yasasının hazırlanıp meclise getirilip ve geçirilebileceği konusunda endişemiz var. Son olarak 2008 1.Mayısında yaşanan ölçüsüz baskıyı İktidar haklı bulmuştu&
O nedenle:
İktidarın, meclis çoğunluğuyla Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, emekten yana atılan adımların izlerine basarak bu yasa hazırlığına soyunacağına pek inanamıyorum. Onun için sevinmekte aceleci olmayalım diyorum. Hadi bakalım, mahalli seçimlerden önce ne yapmak istiyorsanız yapın da bir görsün herkes&
Emeğin kutsallığına, emekçinin yüce tavan olduğuna inanan 71 yaşında bir İşçi emeklisiyim. Yani; o kavganın içinde kendimi bulduğum andan itibaren, eşya gibi kullanılan artı değer bırakan, alttaki ötekiler olarak görülenlerden biriyim.
19, yüzyıl boyunca Amerika ve Avrupa ülkelerinde çalışma koşullarının düzeltilmesi için direnişler aralıksız sürdü, 1887 de 8 saatlik iş günü için başlatılan grevlerde 3 Mayısta Chaicağoda direnişçiler üzerine ateş açıldı ve bir çok işçi, cocuk, yaşlı yaşamını yitirdi.
I888 Aralık ayında İş Federasyonu 8 saatlik iş günü elde edilinceye dek her yıl 1.Mayıs da kitlesel gösteri kararı aldı.
14-21 Temmuz 1889 da Paris Kongresi ile kuruluşu gerçekleştirilen 2, Enternasyonal 1.Mayısı işçi sınıfının uluslar arası birlik ve dayanışma günü ilan etti.
1890 yılından sonra 1,Mayıs bir çok ülkede tatil günü olarak kabul edildi.
1919 da Uluslar Arası Çalışma örgütü ILO kuruluş gününde 8 saatlik iş gününü karara bağladı&

Ülkemiz Türkiyede Osmanlı döneminde Selanik ve bir çok yerde değişik ulusların işçileriyle 1. Mayıs kutlandı ya, Kominizm le eş anlamda düşünülerek 1925 de Bahar Bayramı olarak ilan edildi&
Dünya emekçileri bu günün kazanılması uğruna tarihinde epey kurban verdi. Her şeye rağmen, sonuç olarak 1. Mayıs Emeğin bayramı ve mücadele günü olarak yasalaştı.
İLO nun ilanından 88 yıl sonra 1977 Taksim katliamı da dahil, bu bir günü emekçilere zehir ettiren iktidarlar adına Yetkili Bakan böylesi bir çıkış yaptı&
Türkiye de de 1. Mayıs resmi tatil günü olacaktır gibi çıkışlar, çalışanlara bir hakkın bağışlanması anlamına kesinlikle gelmez.
Bu açıklama tarihi koca bir ayıbın dışa vurması demektir&
2008 1. Mayısında emekçilere eza ve ceza çektiren Hükümetten böylesi bir açıklama yapıldı &
Ancak: Dünya emekçilerinin demokratik bu kazanımı TC BMM ne kerhen de olsa getirilecektir.
Bu hakkı kimseler vermedi biz verdik, diyen bir parlamenter çıkarsa, kusura bakmasın,
emekçiler kurbanlar vererek bu hakkı söke söke almışlardır.
Sayın Bakanın değiştirdiği yeni emeklilik yasası ortada, çalışanlar adına sendikal örgüt temsilcilerinin ve muhalefetin görüşü bile alınmadan bir parti kararı olarak ilan edilmiştir& İlerde bu yasaya karşı direnişlerin başlatılacağından kimsenin şüphesi olmasın.
Geçmişte darmadağın savurgan bir politika ile sıkıştığında 70 Sente muhtacız diyenler gibi, Şu sıra Kriz var deyip de o günü 1 Mayısı paraya döküp ülke ekonomisi bundan zarar eder demeye diliniz kalmadı artık , 1. Mayıs tüm dünya emekçilerinin hak ve özgürlüklerini savunma ve mücadele günüdür, kazanılmış bir haktır. Önündeki yasakların kaldırılması kimselerin hak verme anlamında değerlendirilemez.
Hadi şimdi, 29 Marttan önce 1.Mayıs İşçi Bayramı Resmi tatil günüdür deyip resmi gaztede ilan edin, edin de hak yerini bulsun artık&
Saygılarımla.

alirizaugurlu    30 Ocak 2009 21:54
ASIL ÖTEKİLER DAVOSDA

Gerilere dönüp şöyle arkamıza bir baktığımızda, Türkiyede Cumhuriyetin ilanından hemen sonra, 1946 dan itibaren bir avuç vurguncu adına, ülke ekonomisi, değişen iktidarlar aracılığıyla sırtlanıp emperyalizmin kucağına kondu. Bu süreç inkar edilemez.
Şu sıralarda Türkiyenin de, içinde bulunduğu tüm dünya tekelleri hep birlikte KRİZdenen sert kayaya gelip tosladı. Şimdiyse; işbirlikçiler onu da aşıp yollarına yürümek için Davosda bir aradalar. 28 Ocak 2009. Bu tarih çok önemli olsa gerek&
Sermayenin tek yanlı çıkar politikalarının arkasında sürüklenen, emeğiyle geçinen yani yaşamı emeğine dayalı olan emekçiler, yada temsilcilerinin, bu fırsatta kafalarında bazı soru işaretleri oluşur olabilir mi? Acaba &
Peki; Davosda Tüm Dünyada batağa batırılmış ekonomik soruna asıl suçlu mu aranacak? Hayır; çünkü asıl suçlular 41 ülkeyi temsilen sistemlerinin önünü açmak için bence oradakilerdir. Şu işi aşı pay edin, diyecek o canı yanan sosyal yığınların temsilcileri de aralarında yok zaten. Kaderlerini onların kara vicdanlarına terk eden kesimdeki şimdiye kadar olan sessizlik açık bir dille söylüyorum bu gidişata ışık tutmuştur&
Şu birkaç aydır memur, işçi, esnaf, köylü, emekli, dar gelirli herkes, sömürücü sistemin şamarını alabildiğine yedi.
Bu işin öncü sorumlusu olarak bilinen Amerika yeni bir başkan seçti. Barack Huseyin OBAMA . Herkes onu bir kurtarıcı olarak seçip koltuğuna tam kadro oturttu bile&
Bundan önceki Obama ile ilgili değerlendirmemde demiştim. Şimdi tüm dikkatler
S. Barack Huseyin Obamada&
Davos buluşmasına dönecek olursak, bir yıl önce Davos toplantısında olanlardan bazılarının bu ara iflas etmesi nedeniyle bu toplantıya katılmadıkları medya aracılığıyla duyuruldu.

Halı hazırda kimler orada hazır ve nazır?

- Bu dünya benim diyen tek eller
- Onlara maşa görevi üstlenen siyasi amadeler
- Basın Medya, bu işte uzmanım diyebilen filanlar&

Korku da var mıdır, o salonlarda? Evet; belki de geceleri iki kirpiklerini bir araya getiremeyen Dünya benim diyebilenler, kahvaltılarda masalarına pahalı deniz ürünleri koydurtmayıp israftan kaçar gibi görünenler. Sinsice tüm Dünyaya aslında bu şovlarla
görünmek de, korkunun ta kendisidir.
Onlar hep kazansalar da,ömrü billah korkuyla yattı ve korkuyla da kalktılar.
-Peki nedir, kimden ve niçin o korku?
Ola ki, tüm Dünyada arada aç koyup ellerine baktırdıkları sosyal sınıf çekilin aradan, artık yetti diyebilir &
Aslında; bu çöküş savaş ve sömürünün çöküşü olmalıdır, yepyeni insancıl bir dünya düzeninin kurulması için geç bile kalındı&
Bu Davos toplantısında Yukarda açıklamaya çalıştım, orada hazır olan tekellerin kendi önlerini açma yolları aranacaktır. Öyleyken; Barış, huzur dan yana olan her fert, şu anda başını kaldırıp konuşmalıdır. İş paylaşılsın, aş yeteri kadar var&!

Saygılarımla.

alirizaugurlu    28 Ocak 2009 13:49
ESKİLERDEN BİR ANI, KABUL EDİLİRSE TABİ

Köyümüz İSAKÖYÜ de Amcam Hüseyin Beğin hanımı anlatmıştı, aklımda kalan bir anı, anlatayım dedim!!!
Ben çocuktum vefatını kıt hatırlıyorum, Cuma Emmi derlerdi, sırtından kamburdu yaşlılıktan olsa gerek.Yıl 1940 lı kıtlık yılları, Köyde mevsim kış, fakir birisi evde yiyecek un bulgur her şey biter, Cuma Emmi ye gelir, evde un bulgur diye bir şeyler kalmadı, sana geldim Cuma emmi der. Cuma Emmi hanıma sesler, kız fukara gelmiş, ne varsa bir şeyler ver der. Hanımı bulgurdan undan kendi yiyeceklerinden bölür verir, adam sırtlar alır gider.
Eh işte yıl dolanır, yaz döner, güz de geçer kış yine gelip dayanır kapıya, adam alıştı ya kalkar yine gelir. Cuma Emmi, vallahi yine evde her şey bitti, umudumuz sensin çoluk çocuk perişan der. Cuma Emmi başını öne eğip güzel sessiz sedasız bir dinler adamı. Anladım der, alır içeri adamı iyi bir ıslatır döver, yetmezmiş gibi üstünü başını eski üskü demez hepsini yırtar. Bir yaz boyu ne işledin, niye çalışmadın?, der atar adamı dal paça dışarı. Sesi duyan konu komşu koşup gelir, gelirde ne görsünler, adam üst baş yırtık dal kol açık, sopayı yemiş çöküp yığılıp kalmış.
Aman Cuma Emmi, bu ne böyle, fukarayı bu hale soktun, suçu neydi fakirin, şu hale bakın, dövmüşsün garibi bir de bu üstü başı ne böyle?, derler. Cuma Emmi anlatır, geçen kış gelmişti, yapacaklarımızı yaptık, fakir bir yıl fakir olur, her yıl olmaz Tüm yaz boyu yan yatıp çalışmamış adam, bu yıl yine geldi. Üstünü sırtını parçaladım, parçaladım amma niye?, çünkü, dayak acısı tez geçer, bu gibilerin üstünü de yırtacaksın ki, bir daha da alamaz der.&

Nasrettin Hoca köylüyü toplar bir meydana, çıkar bir yukarı Ben sizi niçin topladım?, der sorar insanlara.
-Kimisi bilmiyoruz, bilmiyoruz, Hoca efendi derler.
-Diğerleri, biliyoruz biliyoruz, Hoca efendi dendiğinde, Hoca yavaşça iner aşağıya, eve doğru yürür.
-Nereye nereye?, deyip seslenenlere, Hoca;
Bilenler bilmeyenlere anlatsın, der bir daha dönmez !!!

Yukarda ne demek istediklerim anlaşılmış olsa gere&

Saygılarımla&


308
Toplam kayıt bulunuyor
Design: Joomlamarket.de
© 2005 – 2020 www.alirizaugurlu.com