Anasayfa arrow Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defterine Yaz


alirizaugurlu    22 Ocak 2009 16:59
OBAMA YA KOLAY GELSİN DİYORUZ

Barak OBAMA ülkesinde olduğu gibi, Dünya dan da büyük bir kamu oyu desteğiyle yılların birikimi vebal yüklü koltuğuna yemin ederek oturdu. Bu tarih 20.01.09 önemli bir Tarih tir Oturmasına oturdu da, günah ve ayıp ağırlıklı bu koltukta nasıl evrilip çevrilecek? Merak ediliyor. Bekleyip hep birlikte göreceğiz. Seçim çalışmaları döneminde verdiği sözlerin arkasında olup, huzur ve barış yanlı adımlar atacak mıdır? Atması bekleniyor. Attığında, İsrailin Gazza katliamının arkasından sıcağı sıcağına tüm Dünya da barış yanlı herkesin yanında ve arkasında olacağından şüphe etmemelidir&
Amerikanın Emperyalist değişmez politikası OBAMA ile de devam edecektir deyip bu görüşü savunanlarda var. Ben bu görüşe katılmakta acele etmiyorum. Feodalizmin kolu ve kanatları nasıl kırıldı, az da olsa yerini Hukuka bıraktığı gibi, Emperyalizmin kirlettiği Dünya düzeninden kurtulmak için yüreklerin çarptığı, kaşların çatıldığı gözlerden uzak olmasa gerek. OBAMA ve yönetimi de, bunun hesabını iyi yapmak zorunda diyoruz.
Yada, BUŞŞ nasıl burnunun dibinden fırlatılan ayakkabı kokularıyla kovuldu, OBAMA daha kötüsüne laik görülmeden, koltuğunu vebal sız tertemiz edip, gelişi gibi gidişini de alkışlı törenlere hazırlamalıdır&
Çünkü; İnsanlık tarihi hep kara yazıldı. Şiirsel bir dille Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla Dünyaya diyoruz ki, korkusuzca işlenen haksız uygulamalar sonucu, katledilen İnsan ve tüm canlılar, yok edilen tarih ve eserler, kirletilen doğa, bunlara sebep olanların, omuzladığı vebal Toprağın Taşından Ağır&

TOPRAĞIN TAŞINDAN AĞIR

Dünya, sen de olan vebal
Toprağın taşından ağır
Nice, bela dertler var ki
Toprağın taşından ağır

Çevreni dolaşan yollar
Haksızlığa dönen eller
İşlenen onca veballer
Toprağın taşından ağır

Üzerinde, soygun yeli
Durmaz eser, deli deli
Ta Adem den Şitten beri
Toprağın taşından ağır

Denizleri Mahirleri
Yusufları Hüseynleri
Tartsaydık o değerleri
Toprağın taşından ağır

Bizi bitirdi, siyaset
Savaş denen, kötü illet
Her gün denen, onca lanet
Toprağın taşından ağır

Alacaksın bir gün beni
Koru bari sen kendini
Bela sarmış tüm çevreni
Toprağın taşından ağır

Ali Rızam, der ki dünya
Sen de çektin, kıyasıya
Ayak oldun tüm belaya
Toprağın taşından ağır

Saygılarımla&

alirizaugurlu    17 Ocak 2009 16:43
ACILI TARİHİ BİR AYIP

Yakın, hemen birkaç gün önce güzel İlimiz Malatyada işlenen içler acıtan hatta kanatan bir olayın şokundayız.
Üniversiteli iki genç Alper Ve Dilek anlaşmış evlenmek isterler, ne yazık ki Alper tarafı birkaç sefer usule uygun Dileki istemeye gitse de ağır ve hakaretle ters yanıt alır dönerler.
Öyleyken bu iki genç evlenmekte kararlılar, gider resmen nikah olur ve düğün gününü konuşmak için kız tarafının oturduğu Tecde Mahallesinde ki eve gider rızalık isterler.
Gitmez olsaydılar, olan olur. Aslında olay bir çok gazete ve görsel ty kanallarında anlatıldı, Ben konuya biraz farklı eğilmek istiyorum.
Kızın aile tarafı Sünni, oğlan tarafı Alevi bu cinayetin asıl nedeni de bu olduğu herkes tarafından kabul gördü bile&
Allah aşkına, biz bu zihniyetten daha ne zaman kurtulabileceğiz? Ben aslında bu mesep farkı olan benzer bir evliliği birkaç dost site de Önce İnsan Tümden İnsandır yazımla anlatmıştım. O verdiğim kabullenilmesi gereken güzel örnek bir asra yakın gerilerden gelir.
Alevi bir sünni bir ermeni eşiyle huzur içinde çoluk cocuğa ve torunlarla da çoğalan, akrabamdan söz etmiştim. Bir asır sora Alper ve Dilekin katledilmesinde suçun asıl nedeninin, mesep ayrılığından kaynaklandığı açık ve net olarak anlatılmakta. Öyle de; peki ne oldu? Bir asır sora herhangi bir siyasi parti, yada örgüt çıkıp gelin bu olayı kınayalım mı dedi? Yada; Ülke adına bu ayıp TBMM ne taşınıp, enine boyuna tartışılıp kınandı m? Hayır, Bizim Meclisimiz geçmişte olduğu gibi bu gün de bu tip olaylardan siyasi rant elde eder ve nemalanırlar da &
Aç iken birlikte aç, tokken de tok, savaşta barışta iyi ve kötü günlerinde, yan yana, yüz yüze, bu günün Türkiyesinde kader birliği etmiş insanlar birbirleriyle ne yazık ki bir arada düşman gibi yaşamaktalar. Evet; bunun için bir neden aramaya gerek var mı?, ülkede durumlar Allaha da Kula da ayan, her şey ortada&
Yerel ve genel yönetimler de olaya bireysel deyip bakıp geçecektir. Peki Din Mesep adı ile yorum deyip oluşan bu uyduruklardan Din adamları da, inananlar da artık yetti deyip bu ayıplardan sıyrılıp kurtulmak için bir şeyler düşünmeyecek mi? Eğer mesep ve tarikatlar insanlar arasında bu farklılıkları kin ve düşmanlığa dönüştürecek kadar tehlike arz ediyorsa örneğin bu cinayette görüldüğü ibi, Açık ve net olarak söylüyorum, bu eğilimli olan, Hocalar; Dedeler, Papazlar, Patrikler vs, bu tip cinayetlerin vebalı sizlerin boynundadır. Din lerin birleştirici olması gerekmez mi?
Bu ilkel oluşan beyinlerin oluşmasına karşı başta yasama olmak üzere, ne kadar parti ve kurum varsa, karşı tavrını göstermiyorsa orada da bir hukuk devletinin varlığından bahsetmeye kimsenin dili varamaz&
Bugün ki bu durumuyla Ülke karanlıkta demektir. 29 Mart 2009 da Mahalli seçimler var, herkes ben kazanayım telaşına kaptırmış kendisini. Kimisi kazanacak, kimileride ondan kazanacak. Seçimlere soyunan aday adayları oluşturdukları yandaşlarıyla Dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiş Türkiye Demokrasisi anlayışıyla bu olayda bile, sadece gencin ailesine bir başınız sağ olsun demekten öteye gitmediler &
Malatya da, sık sık yaşanan Misyonerlik ve Mesep adına işlenecek bu cinayetlere bu sessizlikler sayesinde İlimiz gebe kalmaya anlaşılan devam edecektir.
Alevilerin başından beri geleneksel sürdürdükleri Aşure günlerine koşup gelen sağ sermaye partilerden 29 Mart için aday adaylıklarını açıklayan birileri ve önde gelenler, konuşmalarında bir tek cümle kullanıyorlar, Alevi si Sünni si biz hep bir kardeşiz, peygamberimiz bir, Kitabımız birdir, Daha bundan da büyük yalan olamaz, desem kınar mısınız?
İşte yaşananlar, Alper alevi diye ite veririm size vermem denilen evin içinde bu iki günahsız genç kurşunlanıyor. Alperi kurşunladıktan sonra kız kardeşini de iki kurşunla öldü deyip çıkan katile halası daha ölmemiş canı var deyip çağırdığında kızcağızın ölünceye dek kurşunlandığı anlatılıyor.
Beklide o işi bir namus temizleme işi deyip, aynı kafalardan Hırant Dingin katilini öpenler gibi o katili de öpüp kutlayanlar da oldu.
Dostlar Yurtta katliam, Cihanda katliam, yaşıyor dünya. Kar daha da kar, diye bilmek için sermayenin sisteminde insanlar işte böyle eğitildiler. Bu ve benzeri olaylar arka arkaya bitip tükenmek bilmedi, bilmiyor da, yine tarihi acılı bir ayıp, umarız insanlar tezden insanlaşır da tekrarını yaşamayız, kahrolsun cehalet&

Saygılarımla.

alirizaugurlu    10 Ocak 2009 23:04
KERBELAYA NASIL GELİNDİ?

Tarih te acı olaylardan birisi ve matem olarak anılan Hz.Muhammedin torunu Hz. Alinin oğlu Hz. Hüseynin onurlu duruşunun kendisi ve ailesinin hayatına mal olma olayı,
KERBELA & Her yıl Kerbela katliamı genelde Anadolu Alevileri ve Şii Caferiler tarafından farklı olarak anılır. Şimdi bu ayrıntılara girmeye pek gerek görmeden, Buraya nasıl gelindi? Her dönem olduğu gibi o zaman 1300 kusur yıl önce de, makam ve menfaat için muhalifleri göz çırpmadan güç kullanarak yok etme Lanet Emeviler dede görülmüştü ve günümüzde de aynen öyledir&
O günün Emevi ve Abbasiler tarafından makam ve menfaat pahasına işledikleri insanlık suçlarından asırlar sora da olsa, adlarına okunan lanet, aynı zihniyeti devam ettiren insan düşmanlarına da okunacaktır, ta ki Dünyanın sonuna dek.
İslam tarihinin hangi sayfasını açarsak açalım, aynı soydan gelen Haşimiler ile Emeviler in rekabet ve düşmanlıklarına tanık oluruz. Bu durumun Hz. Muhammed öncesi temelleri olduğu gibi, Hz. Muhammed peygamberliğini ilan ettikten sonra da devam ettiği görülür.
İslam tarihinde bu iki kabile arasında dinsel düşmanlıkların ötesinde, sosyal ve ekonomik nedenler de var.
Hz. Muhammed babasının ölümünden sonra amcası Ebü Talibin yanında büyümüştür.
Haşimilerin Abudülmütalipden sonra , Mekke reisi olan Abu Talip Hz Alinin Babası Hz. Muhammed inde amcası olur.
Ebu Talibin babası zengindi, amma kendisi babası kadar zengin değildi, fakat onun gibi cesur sevilip sayılan bir önderdi.
Ebu Süfyan Ümeyyenin torunu ve Harbin oğludur. Harb le Abudülmütalip arasında süren düşmanlık Ebu Süfyan ve Ebu Talip arasında da devam eder.
Ebu Talip ölünce Haz. Muhammed Haşimilerin reisi olur.
Emevilerin reisi ise Abu Süfyan dı. Haşimiler ve Emeviler arasındaki bu düşmanlık islamiyetin yayılışı sürecinde de devam eder.
Hz. Muhammed peygamberim deyip İslamiyet i yaymaya çalışması sırasında, önündeki büyük engellerden birisi de Emeviler olmuştur.
Müslümanlar hendek savaşından sonra güçlenip Mekkeyi elde edince, Abü Süfyan tabiri caizse kılıç zoruyle Müslüman olur.
Ebu Süfyan sonraki dönemlerde, Hz.Ali ile hilafet meselesinde Hz. Ali ve onun yakınlarına düşmanlık güden Muaviye nin babasıdır.
Ebu Süfyannın eşi Hinde de Haşimilerin ve ilk Müslümanların azılı düşmanlarındandır.
Hinde, Uhut Savaşında, İslamiyet için savaşan ve Hz. Muhammedin amcası Hz. Hamza bu savaşta şehit edildiğinde ciğerlerini yiyen kadın olarak bilinir.
Ebu Süfyannın amca oğlu Hakem bin Ebul As da İslam düşmanlarındandır. Haz. Muhammed onu kalleş ve küstahlığından dolayı Tayife sürgün eder, torunu İmam Hasanı zehirletmede görev alan oğlu Mervan orada dünyaya gelir.
Onun Müslümanlık için bir bela olacağını ve ondan zarar geleceğini bilerek Hz. Muhammed Hakem ile ilgili olarak şöyle der. Bu adamdan gelecek çocuktan dolayı ümmetime yazık.
Hakem ile oğlu Mervannın sürgünlükleri Ebu Bekir ve Ömer zamanında da devam eder.
Mervan üçüncü halife Osmannın amcası oğluydu. Bu nedenle Osman halife olunca Mervanı Taifden getirir bir süre sonra kendisine halife yapar.
Osmanın halifeliği döneminde büyük hileler oynayan hatta onun ölümünden de parmağı söylenen Mervan, daha sonra kaçar ve Şamda Muaviye ye sığınır. Mervan Muaviyenin yanında da kötülüklerine devam eder. Muaviyenin ölümünden sonra da, Yezitin yanında saf tutar.
Emevi hanedanının kurucusu Muaviye 658 de askerleri tarafından halife ilan edilir.
661 de Haz. Alinin şehit edilmesiyle de saltanatını kesinleştirir. Halifeliğini 680 ne kadar sürdüren Muviye, Haz. Hasan la da yaptığı anlaşmada sözünde durmaz. Hilelerle kendinden sonra hilafeti şımarık kalleş oğlu Yezite bırakmayı garanti eder.
İmam Hüseyin, kardeşi İmam Hasannın Muaviye ile hilafet konusunda anlaşmasından hiç de hoşnut olmaz, başından sonuna kadar karşı çıkar.
Hz. Hasana sorduğunda ise, babamızın uzlaşmasına sebep olan şeyler bana da sebep oldu der.

Hz. Hasannın kendi yüzünden kan dökülmesini istemediği için bu anlaşmaya vardığı söylenir.
Muaviye Mervannın aracılığı ile, Hz.Hasanı karısı Esmaya zehirletir, İmam Hasan zehirle şehit edildikten sonra, İrak lılar Hz Hüseyin e biat etmek istedi ise de, Hz.Hüseyin Hz.Hasanla Muaviye arasındaki uzlaşmanın Muaviyenin ölümüyle biteceğini düşünerek bunu kabul etmez.
Muaviye hicretin 60. yılı Recep Ayının 15. de öldü, yerine ölmeden oğlu Yeziti halife olarak bıraktı.
Muaviye halk üzerinde öyle bir baskı kurmuştu ki, yaptığı değişikliklerde denemelerinde korkusundan kimseden çıt çıkmazdı. Daha önceki halifeler döneminde, kararlaştırılan namazlar bile Cuma dan Çarşamba ya alınıyor, korkudan kimse ses çıkaramıyordu.
Yezit kendisinin halifeliğini ilan etti. Medine valisi Utbe Oğlu Velidi de İmam Hüseyine göndererek kendisine biat etmesini ister.
Yezit, hiçbir gerekçeye meydan verilmemesini de emrediyor ve gerekirse hapsedilmesini istiyor.
Medine valisi Hz. Hüseyini makamına çağırtıp Yezitin halife olduğunu ve kendisinin Yezite biatını almakla görevlendirildiğini söyler.
Hz. Hüseyin, Yezitin babası Muaviyenin yaptıkları yetmezmiş gibi şimdi de oğlu gibi zalim soyuna biat etmeyeceğini söylüyor.
Babam hilafet adına hançerlendi, kardeşim hilafet adına zehirlendi, bunları söyledikten sonra vali konağını terk eder.
Hz.Hüseyin bu cevabı verdikten sonra Mekkeden Medineye göçü düşünürken Küffeye gitmeye karar verir. Çünkü Kuffeye davet ediliyordu. Sana Küffe halkı tümüyle biat etti deniliyordu.
Arkası arkasına haber gelir, danışıklar konuşuklar başlar. Kardeşi Muhammet Hanifiye 30 bin kişinin kendisine biat ettiğini söyler. Amcası Cafer i Teyyar ve oğlu Müslümle sık sık buluşup onlara danışıyordu. Küfeliler İmam Hasanı aldattıkları için onlara pek de güvenemiyordu. Hz. Hüseyin Medine valisi Utbeye restini çekip yakınlarıyla de görüşüp danıştıktan sonra Küffeye gitmeye karar verir.
Gitmeden Amcası oğlu Müslümü küfelileri haberdar etmek için gönderir. Müslüm iki çocuğunu da yanına alarak yola çıkar. Vardıklarında iyi de karşılanırlar, Küffe halkı tarafından.
Hz.Hüseyine küffelilerin biat haberini alan Yezit kuduruyor ve ilk tedbir olarak, İbni Ziyadı Basra valiliğinden alıp Küffeye atıyor.
Çünkü Küffe valisi Numan da Haz. Hüseyne biat edenler arasında idi.
Haz. Hüseyin Mekkeden, İbni Ziyad Basradan Küffeye gelmek için yola çıkarlar. Küffeye daha önce gelen İbni Ziyad şehre girdiğinde yüzü nıkaplı olarak kendisini Hz. Hüseyine benzetme taktiğiyle şehre girer, Küffe halkı sevinir.
İbni Ziyad vali konağına girdikten sonra, şehirde ehlibeyt tarafları üzerinde katliamı başlattırır.
Sokaklar başı kesik yüzlerce insan cesetleriyle dolar. Bu katliamın devam edeceği ilan edilir, ta ki Küffe halkı Hz.Hüseyne verdikleri biatı geri alıncaya kadar. Yoksa tüm Küffe halkının kılıçtan geçirileceği halka duyurulur.
Hz. Hüseyinnin amcası oğlu Müslüm gelişmeleri Hz.Hüseyine ulaştıramadan öldürtülüp aciz ceseti Küffe sokaklarında dolaştırılır.
Koparılan kesik baş İbni Ziyad tarafından Yezite gönderilir, çocukları ise zindana attırılır.
Çocuklar bir ehlibeyt yanlısı tarafından zindandan kaçırılsalar da acı sonuç yakalarını Yezit zalimin zulmünden kurtarmaya yetmez.
Bir süre çocukları gizleyip koruyan aile İbni Ziyadın korkusundan gecenin geç saatinde Mekke yolunda bir kervana katıp Mekkeye gitmelerini sağlamayı düşünür.
İlerde dağ eteğinde gözüken toz dumanı görüp, bunlar mutlaka Mekkeye giden bir kervan, onlara koşun yetişin, deyip çocukları öpüp yola vurur.
Koşsalar da, sabaha kadar kervana bir türlü ulaşamazlar. Sabah yükselen güneşin sıcağında buldukları bir çeşmenin başında birbirlerine sarılıp dalıp uyuyakalırlar.
Çeşmeye su almaya gelen bir kadın bu sevimli çocukları alıp eve götürüyor, yedirip içirip dinlendiriyor.
Kadının kocası eve geldiğinde, kimsiniz?, diye soruyor. Çocuklar anlatıyor kim olduklarını.
Zalim zulüm yanlısı, alıp çocukları Fırat kenarına bir yere götürüp katleder.
Hz.Hüseyin ise yolda İbni Ziyad ordusu ve komutanı HÜR İbni Riyad karşılıyor ve bütün acı olayları Haz.Hüseyine anlatıyor ve Yezite biatını istiyor.
HÜR emir böyle deyince, Hz Hüseyin cevap olarak;
Yezit tüm soyumu sülalemi katletti, bunu cümle cihan biliyor, sen bunca mazlumun kanını üstüne sıçratmış birisi için benden nasıl biat istersin, onun sözlerini emir sayarsın ya Hür der.
Bir yandan Hz.Hüseyine zarar vermek istemeyen, bir yandan da İbni Ziyadın emirlerine karşı çıkamayan Hür, Ya Küffeye götürüleceksiniz ya da susuz bir yerde konaklayacaksınız der.
Hz Hüseyin bu son emirden sonra başına gelecek her türlü felaketi tamamen anlamıştı.
Yanında bulunan yakınlarına arkasını dönüp şöyle sesleniyor;
Sayıları 60-80 arası çoğu çocuk ve kadın. Karşımızda güçlü bir ordu var beraberliğimiz buraya kadar olacak, ben Yezite biat etmem, ama benim yüzümden size zarar gelmesin, istemiyorum. Ben size arkamı dönüyorum, siz hemen dağılın, benim başıma gelecek felaketleri size reva görmek istemiyorum. Dese de, yanındakileri ayrılmak istemiyorlar, o kadar vefasız birileri asla değillerdi.
Kumandan Hür göçü Fırata 25 Km. uzak susuz bir yere götürüyor, işte burada konaklayın diyor.
İşte orası ehlibeyt dostlarının dilinden düşmeyen, kalplerde iz eden tarihe de KERBELA olarak adı geçen bir yer.
Sevgili Hz. Hüseyin in ve ailesinin şehit edildiği yerdi. Bu çölde karşısına çıkan on binden fazla Yezit ordusunun içinde, dedesi ve babası ile diz dize oturan, ben müslümanım, diyen, nice İslam çocuklarının kendisine ve ailesine kılıç çektiklerine şahit oluyordu.
Şimdi sizleri babalarınız görse, deyip kınasa da, bir şeye yaramayacaktı.
Emir İbni Ziyada Yezit Zalimin emriydi, yerine getirilmesi gerekiyordu.
Hz Hüseyin ve yiğitleri tek tek mert ve yiğitçe savaştılar, Yezit zulmüne boyun eğmedi teslim olmadılar.
Hz. Hüseyin o kanlı olaylar arasında düğün de yaptı. Kardeşi İmam Hasannın oğlu Kasıma kızı Fatmayı nikah edip evlendiriyor. Sevgili kardeşim Hasannın vasiyeti var diyor.
Yolunu güçlü bir orduyla kesen ve susuz bir çöle İmamı ve etrafını yer olarak yerleştiren, kumandan HÜR, oğlu ve kardeşiyle birlikte gelip İmam dan bağışlanması dileğinde bulunuyor. Bağışlandı ve Yezit ordusuna karşı yiğitçe savaşır ve sonunda kendiside şehit olur. Adı tarihe Hür Şehit olarak geçer.

Bu yer ne yerdir ki, gelip konduk ya İmam?, dediklerinde;
Haz. Hüseyin, şu cevabı veriyor.
Bu yere, evvela Haz. Adem tevaf etmiştir
Haz. Şit, bu yere secdegah olmuştur
Haz.Nuh, gemisi tufan öncesi bu yerde inşa edilmiştir
Haz. Davut, bu yerde oturmuştur
Haz.Musa, bu yerde yetişmiştir
Haz. İsa, bu yerde mübüvvete ermiştir
Haz. Yahya, nın mebadı buradadır
Haz. Zekerya, burada seccedini salmıştır, burası KERBELAdır mezarım burada olacaktır.

İşte o döneme dikkat la bakıldığında, Emevilerin, Hz. Muhammede ve peygamberliğine inanmadıkları kesin anlaşılacaktır. Kerbela katliamı ve sonrasında da, onun soy ve taraftarlarına yapılanlar bu iddiamızın en açık kanıtıdır.
Hz. Muhammedin ölümünden sonra Emevilerin zorla hilafete oturup din adına koydukları kurallar da günü gününe resmileşmiştir.
Ehlibeyt yanlıları Horasan lı Eba Müslüm ve orduları tarafından hilafete getirilen Abbasiler tarafından da katliam ve zulme uğramışlardır.
O dönemlerde ehlibeyt yanlısı olup kurtulanlardan belli bir bölümü, Horasanda gelip Türkmen topluluklarına katılırlar ve onlarla da öğreti örf ve geleneklerinde uzlaşıp Horasan erenleri adı ile birlikte Anadolu ya taşınıp bugünkü bulundukları toprakları yurt edinip kalırlar.
Selçuklular ve Osmanlılar zamanında, Emevi İslam dayatmaları alevi Türkmen toplulukları üzerinde de kanlı bir şekilde devam eder.
Alevi Bektaşiler, Cumhuriyet döneminde de, hiç rahat bırakılmamışlardır.
Elbistan- K. Maraş- Malatya- Sivas- Çorum- Tokat ve Gazi de, acı şekilde toplu katliamlara reva görülen o öğreti toplulukları sistem destekli yakılma kesilme gibi saldırılara uğramış ve katledilmişlerdir.
Vatan bildikleri ve gerektiğinde canları pahasına korudukları cumhuriyet ülkesinde, hep ayrıcalığa tabi tutulmuşlardır. Son 50 yıl da uğradıkları katliamlarda da, devlet hep taraflı gözükmüştür.
3, Halife Osmanı örnek alan Turgut ÖZAL la 2, Halife ÖMER dönemi Tayip le devam ettirilmek isteniyor,
Bütün bunlara rağmen Alevi ve Bektaşiler, çağa uygun yaşam biçimlerini her yönüyle o isim adı altında sürdürüp yaşamaktan ve korumaktan yana kararlılardır. Bu duruşlarına kesin bir gözle bakılmalı ve rahat bırakılmalılar. Onun için hep direnmişlerdir. Bu günüyle, örgütlü yapıları ve seslerini yükseltmeleri bunun en doğru kanıtı olsa gerek.

Ehlibeyt taraftarlığı ve günümüze dek yaşanan acıları içlerinden bir türlü atamayan bu günün Anadolu Alevi Ve Bektaşileri, her yıl 12 gün onlar anısına yas matem tutarlar.
Yozlaştırılmadan yana çaba sarf eden sisteme karşı duruşlarıyla da, tüm çağdaş toplumlarla her yanlı yozlaşmaya muhalif görünen Alevi Ve Bektaşilerin direnişi, Hz. Hüseyinin insanlık adına sürdürdüğü onurlu duruş ve mücadelenin devamıdır da diyebiliriz.

Saygılarımla.

alirizaugurlu    10 Ocak 2009 02:03
HADİ ORADAN BE DÜNYA

Doğu bloku dağıldığında o gün dünya halklarından büyük bir kesim çok sevinmişti. O zaman bloka o kadar düşman vardı ki, küfür bilmeyenler sövmek için küfür öğreniyordu. Sovyet Rusya Afganistana girdiğinde hele de Türk milliyetçiler Avrupada hafta sonunu zor getirirlerdi. Kölne gidip Sovyet Rusyayı protesto edecekler. Şimdiyse, birkaç yıl içerisinde Amerika okyanusları aşıp geçip Irakı kan gölüne çevirdi, Afkanistanda ha keza, İrana durmadan tehditler savururken orta doğuda bir çok yalakalarını da yanına alarak soy kırımından da öteye insan kıyımı başlattı. Faşist siyonist İsraile en modern savaş araç ve gereçleriyle Gazzeye saldırttı ve arkasından İsrail haklı da diyebildi.
Bu acı tablo karşısında Birleşmiş Milletler Dünya Barış örgütü ne düşünüyor, ya da fonksuyonu nedir? Bu soru dünya insanının aklına gelecek ilk soru olmalıdır. Canı, Aklı, Vijdanı olan, ben insanım diyebilen herkes sesiniz çıksın. Çoluk çocuk, yaşlı tüm canlı cansız, ateş altında, yakılıp yıkılıyor. Bu katliama hak verecek kadar ileri giden, vicdanı kirlilerde var.
O haksız barbarca saldırılar karşısında insanlar sokağa dökülüp tepkisini gösteriyor. Ancak; birileri çıkıp olayları siyasi malzeme edip demegojik çıkışlar yaparken az ileriye gidemiyor, bazıları da suskun. Aynen Amerikanın İraka saldırdığında olduğu gibi, haklar bir tarafta sistem sözcüleri diğer tarafta. Ne yazık ki İsrail çakalları çoluk çocuk yaşlı demeden aralıksız olarak katliama devam etmekte. Peki bu zulme kim dur diyecek?
Sözüm ona kısa adı BM örgütü biz bizi bildik bileli kuruluş amaçlarına uygun bir karar aldığına tanık olamadık. 1941 de Atlantik bildirisiyle yola çıkıp, üyelerinin siyasetini uyumlaştıran dostça ilişkiler amaçlı bir merkez olma amaçlarını gerçekleştiremiyor.
Bu tip kanlı haksız olaylarda da, ya sessiz kalır, yada güçlülerden yana açıklamalarda bulunur. Açıklamaları tavsiye nitelikte de olsa, ağırlığı mutlak surette hissedilmektedir.
Ancak; taraflı tavrı değişmiyor. Bazı ülkeler ise, Türkiye üzerinden bir Ermeni soy kırımı iddialarını parlamento gündemlerinden düşürmeyen, ağızları demokrasi insan hakları yanlı laf kalabalığı yapan onca ülke, bu katliama dur deme cesaretini bile gösteremiyor. Herkes katil Amerikanın yanında gibi sessizliğini muafaza edip olaya seyirci kalmakta&
Bazıları Türkiye dahil, Arap ülkelerini gezip dönmekle bir şeyler mi yaptıklarını sanıyorlar? Yada içerdeki halkın nabzını tutmak için zaman kazanmaya mı çalışmaktalar? Bu işin arkasında olan Amerika değil midir? Hani her şeyi gidip BUŞŞ denen herife danışıyorsunuz, gidin oraya durdur bu katliamı deyinsene& O ayakkabı yiyen katil istediği zaman ben şunlara vuracağım, deyip korkmadan dünyaya duyurabiliyor. İraka girdiğinde yaptığı gibi Sizler de ona, yazık şu günahsızlara vurdurma deyinsene. Araplarda ne var ki onları gezip geri geliyorsunuz&
Buşş denen zalim dönemini bu kanla mühürleyecek. O caniye kıydığı canların hesapları sorulmayacak mı dersiniz? O zaman, hadi oradan be dünya demekle yetinmek kalacak bizlere.

Saygılarımla.
07.01.09

alirizaugurlu    25 Aralık 2008 14:41
İNSAN ÖNCE TÜMDEN İNSANDIR

İsaköyü Beylerinin köye yerleştiğinde Güvercinlik Mezrası adı ile bilinen ve 1520 tahrir kayıtlarında İsaköyüne bağlı iki mezradan birisidir. Adı geçen çiftliğin yakın tarihteki sahibi bir bey vardı, 1953 vefat eden misafir severliğiyle günümüzde de adı konuşulan
Sadık Bey
Niçin bahsediyorum ki, Bu Beyden ve çiftliğinden? Bu günlerde soyla kökle ilgili güncelleşen hatta mahkemelik de olan bir suçlama ve ciddi inadına bir savunma olayı var&
Sadık Beyin benim de bildiğim çiftliğinde çokça da koyun beslerlerdi ve yazın da Sarı çiçeğe yaylaya çıkarlardı. O dönemde Parçikanlı çok samimi oldukları dostlarıyla birlikte çıkar inerlerdi o yaylalara. Parçikanlılar kış aylarında da, yayladan indiklerinde o çiftlikte birlikte kışlarlardı, İsaköyü lülere ait bahçe evlerinde tutar kışı da orada Sadık Bey lerle birlikte geçirirlerdi.
Parçikanlı dostlar, Sünni Müslümanlardır bilindiği gibi. Güvercinlik ve etraf köylerde cami olmadığı için Cumayı kılmaya bazı yaşlılar Parçikana giderlermiş. Yaya o ara en az 20 Km var. İsim mevzu etmeyelim. İçlerinden birisi Cumaya gelen adama şöyle söyler.
Sen kızılbaşlarla kalıyorsun, yaylaya birlikte gidip geliyorsun ve kışı da bir arada geçiriyorsunuz, sen artık kızıl baş oldun der. Bu söz adamın ağrına gider, çiftliğe döndüğünde gelir ve Sadık Beyin konağın duvara yaslanıp başlar ağlamaya. Sadık Bey dışarı çıktığında görür ki adam duvara yaslanmış hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Ne var niçin ağlıyorsun oğlum deyip sorar?
Adamcağız anlatır: Bey baba, bana dediler ki sen kızıl başlarla kalıyorsun, yaz kış bir aradasınız, artık sen kızıl baş sayılırsın dediler, zoruma gitti bu ağır laf, Bey Baba&

Sadık Bey dönüyor adama. Ulan onu kim demişse halt etmiş, Sen Yezit oğlu yezitsin, yezit oğlu yezitsin, deyip gülüp geçer&
Umarım kimse üzerine alıp da yanlışa yorumlamaz, ne demek istediğimin anlaşılacağını umuyorum... Aklı köreltilmiş birisine şaka karışık 1940 da bir yanıttır bu. Sadık Bey Alevi idi, öyleyken; o tarihlerde hem karısı hem de gelini Parçikanlı sünni lerdi, bir gelini de Ermeni idi.
Öyleyken, çoluk çocuğa ve torunlara karışan bu ailede o renklilikle ilgili bir sorun yaşandığı duyulup işitilmemiştir bile.
Bence; Dünya insanlarının, Dini, Dili, Milliyeti, Cinsiyeti, Rengi inkar edilemez. Bu gibi konular gündeme geldiğinde hep Önce İnsan İnsandır deyip yazmışımdır.
Benzer bir tartışmanın mahkemelik bile olduğu şu günlerde, Sadık Beyin o şaka karışık bu sözü ya kızdırır ya da güldürür diye koydum buraya&
Tekrar ediyorum; İnsan Önce Tümden İnsandır. İnsan yaratıldığında sade insan olarak yaratılmıştır. Bir kişinin soyu ve kökeni nereden gelirse gelsin, asıl insana daha çok yakışan kişinin kişiliğinde görülebilen erdemlilik ve hoşgörülü bir dünya insanı olmaktır diye düşünüyorum&

Saygılarımla.


308
Toplam kayıt bulunuyor
Design: Joomlamarket.de
© 2005 – 2020 www.alirizaugurlu.com