Anasayfa arrow Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defterine Yaz


alirizaugurlu    08 Eylül 2008 14:15
ÖLMEZ ESERLRİYLE TABANBÜKLÜ TESLİM ABDAL

Tanrı insanla görünür, İnsan yüzünde yazılı bir kuran vardır der, TESLİM ABDAL

Gel ha gönül havalanma
Engin ol gönül engin ol
Dünya malına aldanma
Engin ol gönül engin ol

Bu Dünyanın hali böyle
Yavan yahşi geçer şöyle
Söyle isen engin söyle
Engin ol gönül engin ol

Teslim Abdal sözüm haktır
Sözümün yalanı yoktur
Engin söyle büyüklüktür
Engin ol gönül engin ol

Çağının büyük ozanı, Tabanbüklü TESLİM ABDAL konuyu kaleme alanlar tarafından birileri ile karıştırılmış ve bu eserlerin hangi Teslim Abdala ait olduğu da boşlukta bırakılmış.
DENİZLİ- ÇORUM- KONYA- Buralarda benzer isimler ve onlara ait yatırlardan bahsedilir.
Avrupa Alevi Akademisinin 1998 de çıkardığı ALEVİLİK ARAŞTIRMALARI kitapta da bu eserlerin kime ait olduğu karanlıkta bırakılmış. Doç.Dr.Bedri Noyan, Mehmet Eröz, Mehmet Özbek, A.Celalettin Ulusoy , Besim Atalay, İsmet Zeki Eyiboğlu, Prof.Dr. Şükrü Elçin, M.Teyfik Oytan, Sabri Koz, gibi bir çok araştırmacı yazılarında ve yapıtlarında Teslim Abdaldan söz etmelerine ve şiirlerinden örnekler yayınlamalarına karşın derinlemesine bir çalışmaya giremedikleri anlaşılmakta. S. Gölpınarlı da araştırmalarında bu konuyu karanlıkta bırakmış.
Öyleyken, bu güzel sözlerin sahibi Teslim ABDAL Tabanbüklü dedeler kendi köylerinde türbesi bulunan büyük dedeleri olduğu konusunda iddialılar.

Hey erenler zaman azdı
Bu dünya karışır oldu
Tilki aslana kuyu kazdı
Ha edip erişir oldu

Oğuldur atanın hızı
Dinlenmiyor ulu sözü
Altı aylık olmayan kuzu
Koç ile vuruşur oldu

Ata sözü tutmaz uşak
Deve yerin gözler köşük
Küllükte tepinen eşek
At ile yarışır oldu

Palaz üstünde yatmayan
Dudağı yala batmayan
Porsuk ardından gitmeyen
Ceylana erişir oldu

Teslim Abdal zaman azgın
Evlat babasından bezgin
Kokmuş leşe konan guzgun
Turnayla yarışır oldu

Ben bu beyti Kalender Abdal oğlu 1719 yılında dünyadan göçen Baskil Dabanbüklü Teslim ABDAL torunlarından merhum Teko Hüseyin TosunDededen almıştım. AslındaTeslim ABDAL mahlası ile dilden dile dolaşan bu eserlerin asıl sahibi Dabanbük lü Teslim ABDAL dır ve bizim ceddimizdir, diyen Tabanbük lü Ali GÖKTÜRK DEDE soy secerelerini Derviş ALİye kadar şöyle sıralar.
Şeyh Hasan- Şeyh Ahmet- Şeyh Haşim-Kalender Abdal-Teslim Abdal- Derviş Muhammet-Süleyman Dede- Derviş Ali, der ve bizimle de devam eder der. Bunlar Teslim Abdal dahil hepsi dedelik zakirlik ve ozanlık geleneğini birlikte sürdürmüştür, diyen Ali Dede İsimler içinde adı geçenlerin türbe ve mezarları yapılı ve günlük bakımını yapan ve gerektiğinde ziyarete açık tutanlar da aynı soydan olan bizleriz der. Bu zatlara ait genellikle de Teslim Abdal Ve Torunu Derviş Alinin dilde dolaşan eserlerinin dışında daha duyulmamış bir çok eserlerini kağıt üzerinde sakladıklarını ve ezberlerinde de tuttukları çok sayıda beyitten söz eder.

Seherde uğradım bülbül sesine
Bülbül ağlar ağlar güle getirir
Bakın şu feleğin ihmal işine
O da cefasını kula getiri

Debreştirmen beni dertlerim tamam
Muhabbet şirindir vermiyor aman
Üstümüzde döner çark ile devran
Devran bizi halden hale getirir

Derviş Alim eydir nefesim haktır
Hak diyen canlara şek şüphem yoktur
Cehennem diyorlar dal odun yoktur
Herkes ateşini bile götürür

Ve

Nefes harç eyleyip salma araya
Bir haddin bilmeze bildiremezsin
Müşteri olmadan gelip geçene
Gel al deme ile aldıramazsın

Ne güzel kapıdır görünen kapı
Ordan gelir geçer kulların hepi
Emek sarf eyleme yapaman yapı
Kumdan duvar örme kaldıramazsın

Derviş Alim derki koyman haini
Hain beğenmiştir kendi huyunu
Dibi delik kaba hak kın suyunu
Taşıyıp yorulma dolduramazsın

Benim de bizzat Tabanbük lü Teko Hüyeyin Dededen sık sık dinlediğim ve ezberim de olan hatta bir çok sanatçının taş pilaklara Derviş Ali mahlasıyla okuduğu bu iki beytin Teslim ABDALın torunu Derviş Aliye ait olduğu bilinir. Meclisinde sık sık bulunduğum Teko HÜSEYİN Dede Derviş Alinin yaşamı konu olduğunda ona bağlı olarak bu beyitleri çalar ve okurdu. Bu beyitleri Derviş Aliye ait olduğuna hayatta olan soy sülale de iddialıdır. Ali GÖKTÜRK Dede, biz ve köyümüz su kıyısında tenhada kaldığımız için bu zatları tanıtmakta geç kaldık, o nedenle başkalarıyla karıştırılıyor, der.
Bu sülalenin, Anadoluya gelen iki ehlibeyt kolundan biri olan İmam MUSA KAZIM kolundan oldukları bilinir. Öyleyken, bunlar İmam Musa Kazım soyundan seyit olmakla birlikte, ozanlık zakirlik geleneğini geçmişte olduğu gibi günümüzde de devam ettirmekteler. Örneğin, Kul Mustafam, mahlasıyla çalıp okuyan Mustafa TOSUN ve kardeşleri de mesleği ustaca sürdürmekteler.
Şeyh Hasan Bayat Türkmenler´in boy beyi olarak Baskile bağlı yeni adı Tabanbük olan Şeyhasan Köyüne adını veren kişidir. Bunlar Suriye ve İrak üzerinden ilk olarak buraya gelmişler.
Bir başka söylentiye göre, Halep´ten Maraş, Akçadağ yoluyla Fırat kenarına gelip Baskil Şeyh Hasan Köyüne yerleşip yarı özerk bir de beylik kurmuşlar.
Şey Hasan, Şeyh Hasana da bir zaviye türbe kurarak kardeşi Şeyh Ahmeti görevli kılmış. O zamanki Malatya Meliki, Şeyh Hasan´ı sınırları korumakla görevlendirmiş, topluluk yöreye yerleşmiş.
Selçuklu sultanı İzzettin Keykavuskardeşi Aladdin Keykubad´ı Muşar kalesine haps eder, Şeyh Hasan´ı kalabend olarak atar. Aladdin Keykubad tahta geçtikten sonra kız kardeşiGöher´i şeyh Hasan´nın kardeşi Şeyh Ahmet Dede ile evlendirir. Şeyh Hasan dostluk kurduğu Aladdin Keykubad´la Antalya taraflarının fetine katılmış. Bu hizmetleri karşılığı kendisine Arapkir Onar Köyü arazisi verilir. Arazi Şeyh Hasan zaviyesine kayıt edilir.
Şeyh Hasan daha sonra, Arapkir subaşlığına atanmış. Hezenek ve Oğuzlar adlı yerlere
ordugah kurmuş, Arapkir´de bir kulliye yaptırmış. (1156-1276) 120 yaşında ölmüş. Türbesi de ONAR dadır.
Daha sonra Yavuz Sultan Selim Kulliyeyi Şeyh Hasan soyundan alarak Arapkir´ li Kestanzade ailesine vermiş. Osmanlı´lar 1694 te kulliye yanına bir minare yaptırır Kulliye camiye dönüştürülür. Cafer Paşa Camisi Cafer paşa, Arapkir eşrafından Sabri oğul-
larından denilmekte.

Tenim gümrah oldu canım sıkıldı
Yağdırma başıma kar Teslim Abdal
Canım geldi cesedime tıkıldı
Bu zayıf halimi gör Teslim Abdal

Er işidir çifte kantar götürmek
Veli işidir kulun işin bitirmek
Her nerde görüldü kulluk yetirmek
Ustada erince car Teslim Abdal

Derviş Alim eydir güldür kokunca
Düzenimiz uvat ola bakınca
Herkes yavrusuna sahip çıkınca
Bizi sen peşine sar Teslim Abdal

Bu beyitle Derviş Ali kendisinden 52 yıl önce vefat eden dedesi Teslim Abdala sesler.
Teslim Abdal yine bir beytinde şöyle der:

Seherde bir bağa girdim
Ne bağ duydu ne bağbancı
Bağın güllerini derdim

Ne bağ duydu ne bağbancı
Bağın kapısını açtım
Açtım da içeri geçtim
Yar ile tenha buluştum
Ne bağ duydu ne bağbancı

Seherin bülbülü öttü
Öttü de murada yetti
Teslim Abdal yükün tuttu
Ne bağ duydu ne bağbancı

Bu beyti Aşık İsmail Daimi 60 lı yılların sonunda 45 lik pilağa okumuştu.

Tabanbüklü Şeyh Ahmetin torunlarından olan Telsim Abdalın bugüne kadar eserleri dedeler ve zakirler dilinde söylenerek günümüze ulaştırılmıştır. Aydın edebiyatçılarımızdan Ergün Atilla-Cahit Öztelli birbirini tamamlayıcı bilgilerle Teslim Abdalın şiirleri ve hayatı hakkında açıklamalarda bulunmaktalar. Tabanbüklü Teslim Abdal aşıklığı olduğu gibi yanı sıra dedeliği ve Anadolunun bir çok yerinde görgü cemlerinde de bulunmuştur derler. Tabanbük köyündeki Teslim Abdalın mezar taşında 1617-1719 yıllarında Şeyh Hasan yeni adı Tabanbükte yaşadığı kesin olarak bir çok kaynakta görüldüğü gibi, türbesi de oradadır.
Dillerde dolaşan bazı eserlerde olduğu gibi, yine bir beytinde büyük dedesi Şeyh Ahmet Dedeyi ziyaret eyleyin der.

Dinleyin bu nefesi habl-ül veridir
İn ziyaret eyle Şeyh Ahmet Dedeyi
Kırkların içinde server-i velidir
İn ziyaret eyle Şeyh Ahmet Dedeyi

Kardeşi Şeyh Hasan adı söylensin
Bahr-iyle Ummanları boylansın
Yüzün gören Beytullahı neylesin
İn ziyaret eyle Şeyh Ahmet Dedeyi

Daim batından görülür yüzün
Yusuf ile bile yorulur düşün
On iki İmamların serçeşme başın
İn ziyaret eyle Şeyh Ahmet dedeyi

Şeyh Ahmet adındır Tavil-i mahlasın
Şahı Merdan Musa Kazım Abbas neslisin
Hace Ahmet Yesevi Rum halifesisin
İn ziyaret eyle Şeyh Ahmet dedeyi&

Kaynak: Öztelli- Bektaşi Gülleri S.370
İbrahim Aslanoğlu: Söz Mülkünün Sultanları
(Can Yoksul) Ali Haydar Avcı)nen Alevilik araştırmaları

Yine Tabanbüklü dedelerin cem ve cemaatlerde okudukları Deyiş-Nefes-Tevhit- Duazlar arasında sık sık okunan Teslim ABDALın bir demesi.

Bir muradım var ola
İmam Hüseyin aşkına
Canımız kurban bu yola
İmam Hüseyin Aşkına

Hakk nasip eylese varsam
Dergahına yüzler sürsem
Canımı tercüman versem
İmam Hüseyin aşkına

Fehm eyledik fehmimizi
İkrar verdik serimizi
Yüzdürelim derimizi
İmam Hüseyin aşkına

Gerçekler kavlünü güder
Hırsa nefse olmaz heder
Verilen boşa mı gide
İmam Hüseyin aşkına

Teslim Abdal Eydir gavil
Sekiz yıl haneden ayrıl
Bir aç doyur çıplak geydir
İmam Hüseyin aşkına

Halk ozanı İhsan ÖZTÜRK Teslim ABDAL la ilgili yaptığı araştırmalarda dilde dolaşan eserlerin Şeyh Hasan Tabanbük lü Teslim ABDALa ait olduğu konusunda kesin görüş belirtir.

TESLİM ABDAL yine bir beytin de şöyle der :

Teslim Abdal şal şalının kumaşı
Deryadan denizden akıtır coşu
Doksan bin Horasan erinin başı
Fırat kenarında Şeyh Ahmet Dedem

Elbetteki, Denizli de ki Teslim SULTAN ve Çorum ve Konya da ki Teslim ABDAL lar her üçü de bu gibi meziyet sahibi er kişiler olabilirler. Ancak, doğup yaşadığı yörelerle ilgili yazdığı sözlerden de anlaşılacağı gibi, edebiyatımızda önemli yer alan onca eserin sahibi Teslim Abdalın Tabanbüklü Teslim ABDAL olduğu şüphe götürmese gerek.

Sabah sabah hırlaşırlar
Bize taş atıp ürenler
Eşek gibi zırlaşırlar
Bize taş atıp ürenler

Dağ başında geyik ola
Yazı kışı soğuk ola
Eğri Büke tavuk ola
Bize taş atıp ürenler

Bir gelişte puta döne
Ters nallanmış ata döne
Koca uyuz ite döne
Bize taş atıp ürenler

Ele güne uşak ola
Karıncaya kuşak ola
Berete ye eşek ola
Biz taş atıp ürenler

Teslim Abdal der oğmaya
Dünya da yüzü gülmeye
Ahrette iman bulmaya
Bize taş atıp ürenler

-Alİ RIZA UĞURLU-

alirizaugurlu    18 Ağustos 2008 01:30
ARGUVAN ÇÖLLEŞTİRİLİYOR

Bundan sora güzel Arguvan ve köylerimize çöl demeye hazır mı olalım?
13 Temmuz da Türkü Festivali Bizim Eserimizdir yazımın alt satırlarında çok önemli hayati bu konuya dikkat çekmiştim. Üstte su Altta su Ne yazık ki, festival geldi fırtınalar gibi esip geçti, kimselerin kılı bile kıpırdamadı.
Yazımı çok kişi okudu sanırım, büyük bir çoğunluğu da Arguvanlı olsa gerek.
Arguvan, üstü su altı su, ancak, susuzluktan ekinler kurudu ve biçilmedi. Arguvan ve köyleri çölleşiyor, kuraklık yardımı için Devlet kurumu olan Tarım ilçe müdürlüğünün kapısı çalındı. Ben o yazıyı 13 Temmuz da yazmıştım, festival 26-27 Temmuz da yapıldı ve geçti.
Öğrendiğime göre, yukarda Yoncalı barajı / inşaatının 15% i ancak yapılabilmiş ve günün iktidarı ellerini yüzlerine gözlerine kapatıp inşaatı durdurdu.
Morhamam Gümüşlü  Narmikan İsaköyü- tarımda her türlü ürünü elde etmeye uygun ve geniş bu köylerin arazileri KARAKAYA barajıyla sınır sınıradır.
Bu su 10 Km yukarıya depo edilse daha bir çok köyümüzün faydalanacağı gibi Malatya ya ekonomik yararların yanında, ekmek bolluğu gelecektir.
Yörede atanmış ve seçilmiş sorumlular, bu kocaman barajı bunca köy arazilerine yapışık halde yanından gelip gidiyorlar, hiç mi görmediler? Görmezler, çünkü Türk bürokratları halk üzerinde bir baskı aracı olarak koltuklarında otururlar. Peki, halk taleplerini bir heyetle, yada bir eylemle, daha yukarılara duyuramaz mı? Duyulmak istenmiyorsa, yasal bir eylem hakları var mı, yok mudur?, onu da bilemiyorum. Köylü uyandı deyip 2008 (1) Mayısında olduğu gibi, başlarına çullanırlar mı desiniz? Hele de bu günkü bu iktidardan Arguvan için hak koparmak kolay olmasa da, ağlamayana meme yok dostlar.
Bu ve benzeri sorunları çıkıp söylememe son iki festivalde yasak kondu. o pilaket kapışanlar da demediler. Bari siz, Arguvan ve köy halklarını seviyorum diyenler, taleplerime bir görüş belirtmenizi bekliyorum. Yada, olmaz arkadaş, bizim büyüklerimiz var, diyecek de değilsiniz herhalde.
Sevgili arguvanlılar, Arguvan bilinçli olarak çölleştiriliyor. Arguvana bu kahır ve kuraklık birkaç yıl daha devam ederse, köylerde taş toplayıp, bazı akıllı öğretmenlerin öncülüğünde bu yıl yapıldığı gibi, yağmur duasına çıkar inersiniz. Bence onunla avutulacak çağ insanı olmaktan sıyrılıp mücadele etmektir çare. Sonuçta toplu göçe hazır olmak gerekecek.

Saygılarımla.

alirizaugurlu    13 Ağustos 2008 19:54
ALEVİLİK NEDİR?

Son yillarda alevi hareketinin öncülerinin karsisina bir soru ile çıkıldı.
Gizlenmeye hatta yok edilmeye çalışılan bu ögreti, bir inci gibi su yüzüne çıkınca \\\\\\\\\\\\\\\"Alevilk Nedir\\\\\\\\\\\\\\\", demeye başladı birileri.

Alevilik birinci imam Hz.Ali\\\\\\\\\\\\\\\"nin ve tarafın tutanların dünya görüşü olarak tanımlanabilir. \\\\\\\\\\\\\\\"Hz.Ali yanlıları.\\\\\\\\\\\\\\\" Genel anlamda \\\\\\\\\\\\\\\"Islamiyet icinde ortaya cikan bir taraf olayıdır\\\\\\\\\\\\\\\". Kaynağı da,en başında tamamen siyasal bir harekete dayanmıstır. Zaten islamiyet de tamamen siyasi bir hareket olarak doğmuştur.
İslamiyetin dine, inanca, Tanri\\\\\\\\\\\\\\\"ya ait görüşleri topluma yeni bir biçim vermenin araçları olmuştur.
İşte, Alevilik bu biçimlenişteki tavurlardan birisidir.

Alevilerin;
a,Inanclarina göre
b,Geleneğine göre
cTarihi bilgilere göre
d,Felsefesine göre
\\\\\\\\\\\\\\\"Alevilik islamın içindedir\\\\\\\\\\\\\\\", fakat \\\\\\\\\\\\\\\"islam eşittir- sünnilik değildir\\\\\\\\\\\\\\\".
Hz.Muhammed son peygamber olarak Alevilikte de temeldir.
Arap egemen kesimi müslüman olduktan sonra, yeni devletin yönetimini ele geçirme savaşına başladı. Müslümanlarin köle ve yoksul kesimi de bu eski sömürücü takimina karşı tavur aldı.
Hz.Ali\\\\\\\\\\\\\\\"nin başlangıçtan beri arap egemen kesimine karşı Muhammet\\\\\\\\\\\\\\\"in militanlığını yapmış, islamiyet uğruna devamlı kendini tehlikeye atmıştı. Yeni din için arap ileri gelenlerinden bir çoğunu savaşlar sırasında öldürmüş.
Cok boyların düşmanlığını kazanmıç.
Bu düsman boyların içinde en önemlisi de Mekke ticaretinin önemli bir bölümünü denetleyen \\\\\\\\\\\\\\\"Ebu Süfyan\\\\\\\\\\\\\\\" ailesiydi.
Hz.Ali\\\\\\\\\\\\\\\"nin düşünce yapısı, kişisel tavurları aile yaşantısı yoksul kesimden yanaydı. Eşitliğe son derece önem verirdi.
Hz.Ali yoksul kesimin manevi ve dünyevi lideri olarak tercih edilmesi şu veya bu biçimde inanmak olarak değil, bir siyasi tavur olarak ortaya çıktı.
ALEVİLİK FELSEFESİ

Alevilik bir yaşam biçimidir. Bu yaşam biçiminin kendine özgü tarihi ve felsefesi vardir. Bu felsefeyi kavramadan Aleviliği anlamak olanaksızdır.
Alevilik felsefesesini islamiyetten almıştır. Bu felsefede, islamiyeti etkileyen \\\\\\\\\\\\\\\"Budizm-Saibilik-Zerdüştlük- Musevilik- İsa vilik\\\\\\\\\\\\\\\" ten almıştır.
Alevilik yalnız Türklerin değil,Arap ve acem toplumlarinin bir bölümünün de felsefesidir.
Fakat Alevilik en orjinal ve felsefesine en uygun haliyle Türkler arasinda özellikle de Anadolu da varlık kazanmiş, yaşamış yaşamaktadır..

İslam toplulukları tarih içinde dini yer yer reforme ederek onu idoloji olarak kullanmışlardır.

İslamiyetin Doğus Nedeni
İslamiyet toplumsal yaşama yeni bir biçim verme isteği ile ortaya çıkmış bir akımdır.
Dinsel görünüm altındaki siyasi bir hareket olan islamiyet var olan toplumsal ilişkiyi değiştirmeyi hedefliyordu.

Bu nedenle kurulu düzen ona karşı hemen savunmaya geçti.
aislamiyet devrimci yönüyle köhnemiş köleci ilişkileri yok etmeye girişti.
Düzen yandaçları ile yapilan idolojik mücadele giderek silahlı mücadeleye dönüştü.
Fakir halkin kölelerin ve ikinci dereceden kabilelerde çelişkileri bulunan bazı gençlerin islamiyetten yana yer almasi ile bu savaşım kazanıldı.
İslamiyeti kabileler arası zıtlık nedeniyle bazı ileri gelen araplar da destekledi.
Fakat ekonomik ilişkileri elinde tutan kesim teslim olmadi. Bu kesim kilic zoruyle islamiyeti kabul etti. Fakat, siyasi bağlamda bunlar yenilmedi.
Tüccar, Bezirgan, Aracı, Tefeci kesimi direnmesini islam kılıkla sürdürerek yeni bir ataga kalkti.
Bu atak Islamiyeti islamiyet kuralları icinde teslim almaya çalısmaktı. Geçmişte Hz.Muhammet\\\\\\\\\\\\\\\"e karşı sürekli mücadele eden kabile resisleri Mekke\\\\\\\\\\\\\\\"nin alınması ile Müslüman olmak zorunda kaldılar.
Ama, Hz.Muhammet ölür ölmez toplumun yönetim kademelerini ellerine geçirdiler..

Cünkü , ticareti halen bu kesim denetliyordu, yönetim tecrübeleri vardi, eski sitatu tamamiyle kırılamamişti.
Bu kesim siyasi yetkinin dinsel yetkiden üstün olduğunu biliyordu.
Tüccar ve aracı kesimi siyasi örgütlenme çalışmalarını islamiyet içinde bile sürdürmüşlerdi.
Hz.Muhammet ölünce peygamberin cenazesi ortadayken arap kabile reislerinin yönetimi ele gecirmek için, verdikleri mücadele bunun en somut örneğidir.
İslamin kurucusu ve onların her şeyi Hz.Muhammet\\\\\\\\\\\\\\\"i defnetmeyi beklemeden ilk halife bu kargaşa bir hay huy icinde oldu bitti sonu seçilmiştir.
İlk halife seçilen \\\\\\\\\\\\\\\"Ebu Bekir\\\\\\\\\\\\\\\"in seçilmesinde peygamberin vasiyeti bile çiynenmiştir.
Sonuçta, İslamiyeti gercek anlamda kabul etmiş olana fakir kitleler yarattıkları sistemi korumakta başarılı olamadılar. Sorun buradan kaynaklandi.
Hz. Muhammet\\\\\\\\\\\\\\\"in Vasiyetleri;
1-Gadri Hun olay, Peygamber son hacdan dönende kendisini karşılayan 130 bin müsliman önünde Hz.Ali\\\\\\\\\\\\\\\"yi vekil tain ve ilan etme olayi.
\\\\\\\\\\\\\\\"Hadis ,Maide Suresi 67 ayet\\\\\\\\\\\\\\\"
2- Ölüm döşeğinde iken bu vasiyetini yazılı olarak vermek istemesi.
Bunlar Hz. Muhammet\\\\\\\\\\\\\\\"in ölmesiyle hiç de ciddiye alınmıyor, çünkü hilafet le ticaret daha önemli idi onlar icin.

Alevilerin Kuran Hakkında görüşleri

Kuran görünüş biçimiyle şekil yönüyle incelendiğinde,

Emirler-Yasaklar- Yaptırımlar -Cezalar ve mükafatlar, dışında başka bir şey bulamayız denilmekte.
Dinsel özeti sayılacak bir kitabın bu denli basit olduğu Alevilerce kabul edilmemiştir.
Buradan yola çıkarak, yeni bir idolojiyi yaratmişlardır.
Kuran\\\\\\\\\\\\\\\"nın içsel anlamını dis anlamdan öne geçirmislerdir. Böylece Peygamber tarafindan dile getirilen vahiyler yorumlanmaya başlamıştır.
Bu felsefenin tohumlari daha Hz.Ali zamanında atılmıştır. Peygamber zaten Kuran\\\\\\\\\\\\\\\"nın bir iç anlamı olduğunu söylemiştir. Bence O da Akıldır...
Alevi inancında Kuran\\\\\\\\\\\\\\\"nın dış anlamı (Zahir yönü)
Yasakları- Emirleri- Cezaları ve mükafatları kapsar. Yanı Zahir yanın anlamaı \\\\\\\\\\\\\\\"şeriattir.
Basamaği ise; \\\\\\\\\\\\\\\"Namaz- Oruc-Zekat- Hac\\\\\\\\\\\\\\\", gibi yaptırımlardan oluşur.
Batıl \\\\\\\\\\\\\\\"iç\\\\\\\\\\\\\\\" anlamı ise,
islamiyetin insanda gerçekleştirmek istediğini hedef alır.
Batıl yönün karşılığı, \\\\\\\\\\\\\\\"hakikattır.
Hakikat insanın gercek mümin haline gelmesinin ifadesidir.

Peygamber.onun kitabında dile getirilen görüşlerin amacı, insani gerçek insan yapmaya yöneliktir.
Anadolu Alevileri, gerçek insan olmaya hakikat ve marifet kapılarından (4 kapı) ulaşıldığına inanirlar.
4. kapı 40 makam esas hedefe giden yol olarak kabul edilir.

Saygilarimla...

Görüntüleme sayısı: 570

alirizaugurlu    09 Ağustos 2008 12:17
8 Mart, Dünya Emekçi Kadınlar Günü

19 y.yılın işçi kadın mücadelesinin sınıf perspektifinden bakmaya başladığı bir dönem olması nedeniyle de ayrı bir önem taşımaktadır.
Dokuma işçisi kadınların grevleri salt bir eşitlik talebinden çok öte anlamlar içeriyor.
8.Mart kadın erkek tüm ezilenlerin cinsel ve sınıfsal her türlü ayırımcılığı besleyen ve ancak bu koşulda varlığını sürdürmeyi başarabilen ayırımcı sistemlere başkaldırı günüdür.
Son y.yılın başında kadın işçileri için yaşam sert ve acımasızdı. Mart 1857 de Nevyorkta 40 bin tekstil işçisi kadın insanca çalışma koşullarına sahip olmak için direnişe geçtiler.
İşveren sendikanın ve diğer işçilerin greve giden kadın tekstil işçileriyle dayanışmasını önlemek için kapılarına kilit vurur. Fabrikada çıkan yangında kapılar kilitli olduğu için sadece birkaç kadın işçi kurtulabildi. Greve gitme kararı alan 129 kadın işçi yanarak can veriyor. Aynı yıl içerisinde tekstilde ve tütünde çalışan kadın işçilerin mücadelesi yükseliyor.
1886. Amerika sokaklarında bu kez Eşit İşe Eşit Ücret talebi ile sesler yükseliyor.
Aralıksız sürdürülen kadın eylemleri sonunda tutuklama ve işten çıkarılmalarla direnişlerin önünü alamayan patronlar Kuzey Amerikada 1919 yılında ilk defa ulusal düzeyde kadınlara bir mücadele günü seçmeye karar veriyor.
129 kadın işçisinin anısına bir günün Çalışan Kadınlar Günü olarak kutlanmasına karar verildi.
Bu günün kazanılmasında en büyük taraftar olan, çaba harcayan alman kadın Clara Zetgkin di
-8 saatlik işgünü
-Eşit işe eşit ücret
-Hamile kadınlara izin hakkı gibi taleplerinin yanında iş yasaları karşısında eşitlik talep edildi.
1910 Kopenhakta 17 ülkeden gelen yüz delegeyle oluşan kadınlar konferansında Alman Kadın Clara Zetkin senede bir günün emekçi kadınların mücadele günü olarak kutlanmasını önerdi ve kabul edildi.
İlk olarak emekçi kadınlar günü 19 Mart 1911 de Danimarka, Almanya, Avusturya, İsviçre ve ABD de kutlandı.
1921 kadın konferansında uluslar arası emekçi kadınlar gününün her yılın 8 Mart da kutlanması kararlaştırıldı.
Bu tarihe kadar emekçi kadınlar günü Şubat ayı ile Nisan ayı arasında değişik tarihlerde kutlandı.
8.Mart bu tarihin seçilmesinde kadınların tarihsel mücadelesinin yanı sıra 1848 -18 Martta Berlin işçi hareketinde can veren işçilerin anısını canlı tutmak Paris Komünü ve Petersburg tekstil işçilerinin büyük grevinin Mart ayında yapılmış olması da, bu tarihin seçilmesinde rol oynadı. Alman kadın haklar hareketinin tarihçesi de 1848 lerden başlar.
BMÖ, 16 Aralık 1977 8. Martı Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilan eder.
Türkiye kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesini konu alan Uluslar arası sözleşmeyi 1985te imzaladı. Uluslararası bu sözleşme kısacası eşitlik sağlayan bir yasadır,takip edilip uyulanması gerekir&


KADINDIR O

Kadındır işte o
Kardeş diye çağrıldığında bir adı da bacıdır Anadoluda
Gül gibi açılırdı yuvada çocukluğunda kız diye de seslerlerdi bazen ona
Severek büyütülür, hatta sakınırlardı da onu aynen iki gözleri gibi
Allı duvaklı gelin olur, kadındır işte o
Eğitilir büyütülür yönetici de olur
Yani o bir doğa güzelidir, bir duygudur bir algıdır
İyi gününde kötü gününde, her yerde her zaman,
gülerken güler, ağlarken de ağlar erkeğiyle
İçlidir de doğal olarak
Sistemin kirli yüzünü hiç mi hiç sevmez
Niçin sevsin ki, haklıdır, horlanmış hırpalanmıştır, hep öylesine işte
Öyleyse 8. martları niçin yaratmasın, hem de yaşatmasın
Sistemin kirli yüzünü yazacak diye, öldürülen gazeteciyi de o doğurmadı mı
İşte kadındır o. Aynen Metin Gök tepenin Annesi gibi
O yolda şehit edilen oğlunun cesedi önce onun önüne kondu
Anadır işte o
Öyle bir yürektir ki ondaki, yakıldığı kadar sağlam ve dayanıklıdır da
Kadın derler ona, evet kadındır işte o

Tarlada, sofrada, makinede, her zaman her yerde, onsuz ne olabilir ki
Saygının kaynağı, sevginin pınarıdır da
Güvenilen odur, güvenen de ta kendisidir
Bayram da seyran da, düğün de, çiçekler gibi süsler etrafını
Bu kadarı mı
Eylemde de o vardır, ta önlerde yürüdü hep,
8 Mart Dünya Kadınlar Gününün altına imzasını koyduğu gibi
Yiğittir, eylemcidir üreticidir de,
Evet, o bir insandır işte...

8 Mart 1997

-Ali RIZA UĞURLU-

alirizaugurlu    08 Ağustos 2008 13:47
Hz. HIZIR Ve Tanımı

Hızır Aleisselam Abu hayat ı (Ölümsüzlük Suyu ) içerek ölümsüzlüğe ermiş diye inanılır.

Kendisine Tanrı tarafından batın bilgisi (Ledün İlmi-Hakikat ilmi-Gerçek ilmi) verilmiş diye anlatılır. Dar zamanlarda imdada yetiştiğine inanılan bir peygamber ermiş kişi olarak anlatılır.
Ölümsüzlüğü ile ilgili bilgi bulunmamakla, halk inanışlarına göre, Hızır İSRAFİL  ölüm meleği ile görüştükten sonra yer yüzünde Allahın dinini koruyup kollamak için ölümsüzlüğe ulaşır.


Yahudi Süryani kaynaklara göre;
Peygamberliğinden bahsedilen (İskender Zulkarney) insana ebedi hayat veren bir çeşme olduğunu alimlerinden öğrenir ve inanır. Bunu aramak için askerleriyle yola çıkar, yolda başına gelen doğal olaylar nedeniyle askerlerini kaybeder, yanında yalnız aşçısı kalır.
Karınlarını doyurup biraz istirahat etmek için bir çeşme kenarında konaklarlar, aşçısı beraberinde getirdikleri yiyecekleri hazırlamak için çeşmenin başına gider, orada olan tuzlu balığı yıkamak için balığı suya uzattığında balık suya değer değmez canlanır ve suya atlar, atlar atlamaz kaybolur. Aşçı bu suyun aranan su olduğunu inanır ve bir miktar içer gelir.
Zulkarney e anlatır. Zulkarney de aynı çeşmeden içmek ister. Kalktığında çeşmeyi yerinde göremez.

İslami Kaynaklarda ki Mevcut metinler Şöyle söyler;
Zulkarney halasının oğlu olan Hızır la, ebedi hayat veren, insan üstü güç kazandıran bu çeşmeyi birlikte aramaya çıkar. Zulkarney halasının oğlu Hızır la askerlerinin refakatında yoculuğa başlar, yolda bir fırtına yüzünden Zulkarney ve Hızır askerlerden ayrı düşerler. Bir hayli maşakkattan sonra buldukları hayat çeşmesinin yeri olan karanlıklar diyarına gelirler, çeşmenin yerini aramak için, Zulkarney bir tarafa Hızır bir tarafa çeşmeyi aramak için ayrılırlar. Uzun macaralardan sonra günlerce yol alırlar. Bir gün Hızır ilahi birses duyar ve bir nur görür. Bu sesin kendini çektiği yerde varınca hayat çeşmesini görür, suyundan içer ve yıkanır. Hem ebedi hayata kavuşur hem de insan üstü güç ve kabiliyetler kazanır.
Zulkarneyi arar bulur durumu ona anlatır. Dönüp çeşmeyi ararlar, fakat bir türlü çeşmeyi yerinde bulamazlar.
Zulkarney makamına döndükten bir müddet sonra ölür.
Zulkarney 124 nebiden birisi olarak Kuran da adı geçer. Yani Peygamber olarak bilinir.
Zulkarney kaynaklarda görüldüğü gibi NUH Aleisselamın torununun YUHAnın soyundan geldiği söylenir.
Bir çok kaynaklarda ve KURAN da dinsel ve din dışı pek çok yapıtlarda,
Hızır dan
İlyas dan
İskender Zulkarney den ilişkilerinden söz edilir.
Hızır Aleisselam, Zulkarney den sonra
-İbrahim Halilüllah
-H.Musa
-H.İsa
-Hatta Haz Muhammet le de buluştuğu görüştüğü yazılır anlatılır.
Haz Muhammed; bir hadisin de, Oturduğu yer otsuz bir yer, o kalkıp gittikten sonra yerleri yemyeşil otlarla dalgalanır der.

Büyük tasavuf adamı Muhiddin Arabi (El fütühat ül mekkiye) adlı yapıtında Hızır la ilgili rumuzlara oldukça yer verir.
Muhuddin Arabi 11 yy sonlarında yaşamış

Hacı Bektaş Veli, adına yazılan velayetname nin 75, sayfasında Hızırın kendini ziyaret ettiği yazılır.

Evliya Çelebi; Seyahatname sinde Hızırın Anadolu da çeşitli yerlerde mucizeler göstermiş olduğu anlatılır.
Evliya Çelebi 16 yy da yaşamış

KURAN da (KEHF) suresinin 60-80 ayete kadar Musa Peygamber i sınava çeken genç görünümlü birisinin HIZIR Aleisselam olduğu söylenir. Bu sınavın yapıldığı yerse (Cebelitarık Boğazı) denilmekte.
Halk arasında anlatıldığı gibi, (Su da -Kara da- Hava da) Allahın halifesi vekilidir. Darda sıkıntılarda kalanlara çağrıldığında yardıma gelir.
Yine rivayete göre,
-İbrahim Ethem
-Maruf Kerhi
-Bisri Hafi bunların Hızır la karşılaştığı denilmekte

Ayağında kırmızı pabuçlar,
Üzerinde çiçeklerden örülmüş cüppesi
Ak sakallı nur yüzlü bir yaşlı olarak göründüğü anlatılır

Eski takvime göre 30 Ocak 2 Şubat günlerinde oruç tutarlar ve sonunda Hızır hediği, Kömbesi pişirip konu komşuya dağıtırlar ve kurban keser cem de yaparlar.
Yetişkin gençler arasında oruç günlerinde su içmeden yatıp rüyada su verecek birisi niyet edilir.
Anadolu Alevilerine göre ayrıca 5-6 Mayıs da her yıl iki günü birbirine bağlayan, kardeşi veya arkadaşı (İLYAS la- HIZIR) yeryüzünde buluşup tabiata canlılık verirler.
Edirne Bektaşileri, batı ve güney Anadolu tahtacıları-Çepniler - Orta Anadolu Kızılbaş Alevileri aşağı yukarı aynı anlamda kutlarlar, Lokmalar edilir oruçlar tutulur ve cemler düzenlerler,
Bu günün adına da, Sohbet ve şenlik bayramı derler. Kutlu ve gelecek güzel günlerin habercisi olsun diyorum.

Saygılarımla&


308
Toplam kayıt bulunuyor
Design: Joomlamarket.de
© 2005 – 2020 www.alirizaugurlu.com