Anasayfa arrow Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defteri

Ziyaretçi Defterine Yaz


alirizaugurlu    08 Ağustos 2008 13:43
DERVİŞ MUHAMMET VE HAYATI

1071, Oğuzların Anadolu ya girmesiyle dağılıp yer bulma ve köyleşme çabaları bir (500) yıl sürer. Köyleşme olayı diyorum. Çünkü, oğuz Türkmenlerini şehir kent ve benzeri yerlere ne Selçuklular, ve ne de Osmanlı lar, bırakmadılar. Tabi, onlar da bir yerler bulup konup yer edinip yerleşip kalacaklardı. Bir daha gerisin geri, geldikleri yerlere dönecek de değillerdi.
Bunlardan, Oğuzların Boz Oklar, kolundan ayrılan büyük bir bölüm Beğ Dili`ler
Sivas-Tokat-Çorum- Malatya, gibi yörelerde buldukları boş yerlere ,Dağ Bayır yada eski toplulukların bıraktığı yerlerde köşe bucak demeyip, konup köyleşir kalırlar.
Bu yer edinmelerden söz ederken, asıl gelmek istediğim yere gelmek istiyorum. Orası
Arguvan.
Arguvan, 1560 Kanuni Tahrir kayıtlarında olduğu gibi, bu günüyle de, mezralar hariç,
(46) köy olarak varlığı bilinmektedir. Arguvan, kendine has özellikleriyle, yeniliklere açık olduğu gibi, kültüründe, süregelen aşıklık Ozanlık geleneği de sürüp gitmektedir.
Ben birileri gibi, bunların sayılarını verebilirim, diye bir iddia da bulunmayacağım,
çünkü, gün be gün artan bu sayıları takip etmenin o kadar da kolay alacağını sanmıyorum.
Orası Arguvan...
Öyle olunca, öncelikle günümüze dek, kendi geçmişlerinden aldıkları bayrağı elden ele uzatan üç büyüklerin yaşamına sırasıyla değinmekte yarar olacak diye düşünüyorum.

-Derviş Muhammet;

Derviş Muhammet: Aslen 1755 Isaköyü doğumludur.
Kelkük Türkmenlerinden Seyit Hüseyinin oğlu olur.
Seyit Hüseyin, ünü tüm alevi dünyasına yayılan H. Bektaşda dergaha sık sık gelir ve her gelişinde İsaköyüne uğrar misafir olur.
-Peki, neden yörede, hatta yolunun uğradığı onca köy varken, bu köyü İsaköyünü tercih eder, Seyit Hüseyin?
Çünkü, İsaköyü de taliplerinin içinde sık sık bulunan akrabası, Derviş Ali oradadır.
Her ikisinin de, İmam Musa Kazım soyundan seyit oldukları söylenir ve bilinir. İsaköyüde misafir olmasının asıl nedeni de bu olmalıdır, diye düşünüyoruz.
Derviş Ali Baskile bağlı Dabanbükköyünden Süleyman Dedenin oğlu, Teslim Abdalın da torunu olur.
(Derviş Ali )nin, o tarihlerde, İsaköyünün dışında( Gümüşlü- Kışla- Doydum) bu köylerde de taliplerinin olduğu ve uğrayıp oralarla da hizmet icra ettiği bilinir.
Zaman zaman İsaköylü lerle tanışıp ve onlara ısınan Seyit Hüseyin köylülerin ve Derviş Alinin de isteği üzere, Fatma isminde bir Avşar kızı ile evlendirilir. Bu evlilikten 1755 de Derviş Muhammet dünyaya gelir. Derviş Muhammet daha küçük yaşta iken babası vefat eder. Babası, Seyit Hüseyin ve annesi Avşar kızı Fatma, nerde vefat etti, mezarları nerede? Bu konuda bilgim olmadı. Derviş Muhammet babasını kaybettikten sonra kendisi de baba vatanı Kelküke ve oradan da Kerbelaya gidip geldiğini büyüklerimizden dinler duyardık. O yolculuğu ile ilgili okuduğu bir beyiti, tam elli yılı aşkın süredir ben okuyor ve biliyorum. 15 yaşlarımdayken, 75 yaşlarında Ahmet Yalçın (Deli Ahmet) dayıdan da dinlemiştim.
Gönül arz eyledi kendi hanemden
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru
Hüseyne gitmeyi niyet eyledim
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Gemiyi geçince handa yatalım
Gam ile kederi orda atalım
Bir gerçeğin eteğinden tutalım
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Gemiden ötesi Harput ovası
Içerimden çıkmız pirin duası
Bir konak yaptırmış beğler ağası
Gönül kalk giderim Hüseyne doğru

Yakındır harputun köyleri yakın
Şu deve boynunu aşmaya bakın
Yamandır kıcının kurdundan sakın
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Düzgün Baba derler yolun sağında
Uğradı yolumuz Bürhan dağına
Argızı da Diyarbakır önünde
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Yüksek olur Diyarbakır kalesi
Zazadır şenliği başlar belası
Yetişde Mardine haber sorasın
Gönül kalk gidelim Hüseyn e doğru

Kelkükün şehrinde garip eğlenir
Aşkı olan yanıp yanıp dağlanır
Zeynel Abidinde işler sağlanır
Gönül kalk gidelim Hüseyn e doğru

Elif tac takınıp kemer kuşanamak
Yası matem günü kara bağlamak
Bir niyetim şah Necefe uğramak
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Su Musulun şehirine varalım
Erenlerin divanına duralım
Güzel hüseyine yüzler sürelim
Gönül kalk gidelim Hüseyne doğru

Musuldan inice Bağdatın düzü
Erler hümmet edin yolcu edin bizi
Celallı Abbasa sürelim yüzü
Gönül kalk gidelim Hüseyn e doğru

Giderim giderim ne güzel yollar
Sağımda solumda açılır güller
Cenneti alada öter bülbüller
Gönül kalk gidelim Hüseyn e doğru

Deviş Mumammetim böyle söyledi
Yaktı ciğerlerin büryan eyledi
Hüseyn e gitmeye niyet eyledi
Gönül kalk gidelim Hüseyn e doğru

Derviş Muhammet,in Kerbelaya gidip geldiği bu beyitinden de anlaşılmaktadır.
Gitmeden önce H. Bektaş dergahında derviş olarak kayıtlı olduğu da bilinmektedir.
Çünkü beyitin mahlasını Derviş Muhammed`im, olarak yazıp okumuş ve günümüze dek de Derviş Muhammet, olarak bilinmiş ve söylenmektedir.
Derviş Muhammet doğduğu İsaköyü de henüz çocuk sayılacak yaşlarda Derviş Aliden saz eğitimi alır.
Babası Seyit, Anzahar´lı Gani Baba´ nın Babası Kamber Ağa ile dost olduğu gibi, kendisi de, aynı dergahta , H.B. Dergahında Kamber Ağa ile, yola süreğe bağlı gönül birliğine varır.
Derviş Muhammet, Kamber Ağa´nın vefatından sonra oraya gidip, ona bağlı olan taliplere Bektaşi Baba süreği ile ilgili hizmetler verir.
Derviş Farsça bir kelimedir. Bir tarikata girmiş, onun kurallarını, törelerini benimsemiş kimse demektir.
Yoksulluğu, çilekeşliği benimsemiş, her şeyi hoşgörüyle karşılayan, alçak gönüllü, uysal sakin adam. Sufi mutasavvuf... tarikat mensubu olanlara derviş, denir.
Mütavazi, arif, kanatkâr ve rahat düşünceli kimseler.
Derviş Muhammet bu vasıflara haiz ve H.B. Dergahında kayıtlı sazlı sözlü bir derviş, ancak, baba olması için (Bektaşi Babası) dergahta uzun sene kalıp icazet, (Yazılı belge) alması gerekir.
Öyleyken, H.B. Dergahında babalık icazet  izni Ganber Ağa´ya verilmiştir. Kendisi derviş olarak türbede hizmet sunmuştur.
Dergahtan alınan yazılı belgeye, Barat, da denir.

Derviş Muhammet Gamber ağanın vefatından sonra H.Bekataşda dergahtan ayrılır, Anzahar`da Kamber ağanın, türbesinde gelir, baba bendelerine yol ve sürekle ilgili hizmet sunar.
Sunduğu güzel hizmetlerden dolayı da, bir çok köyde talipler edinmiş ve o talip ve sevenlerince günümüzde de, Derviş Muhammete manen bağlılık devam eder.
(Derviş Muhammet´in Mezarı da Kamber ağanın türbesi içindedir)
150 nin üzerinde deyişleri günümüze ulaşmış ve bir kısmı da, bazı sanatçılar tarafından okunmaktadır.

Derviş Muhammet,i,
(Oğuzların Uzantısı Erguvan ın İsaköyü) kitabımda tanıtmaya çalışmıştım. Gününün değerli ozanı, ömrünün büyük bir bölümünü İsaköyü dışında geçirmiştir. 15 yaşlarına kadar İsaköy de kalıp, Derviş Aliden saz ve sürek hakkında bilgi aldıktan sonra, Kerbelaya ve baba yurdu Kelküke gidip geldiği deyişinden de anlaşılmakta. Diğer zamanının büyük bölümünü H. Bektaş dergahında ve Divriği Anzaharda, bahsettiğimiz gibi Kamber Ağanın türbesinde sürdürmüştür.
Ancak; birileri bu zatın içki ve sigara içmeye ve içenlere karşıymış, halka dürüstlüğü anlatırmış, o nedenle köyün ileri gelenleri ile arası açılmış. Bunlar tümden uyduruklardır.

Derviş Ali ise, 18.yy. da yaşamış. 1771 ölüm tarihi, türbesine girişte kapı üstünde yazılıdır.

-Bektaşiler genelde içkiyi sohbetlerinde araç olarak kor ve kullanırlar...
Derviş Muhammet kendiside bir bektaşi dervişidir.
-Beğler bu günkü yere İsaköyü´ne14 yy. ilk çeyreğinde yerleşirler ve ikrarlı Alevi olarak gelmişlerdir, İsa ise Luvi dilinde yerleşim yer adıdır. Başbakanlık arşivlerinden alınma, geniş açıklama kitabımda.
- Köy meydanında bir cami olduğu konuşulur. Ancak, tüm araştırmalara rağmen böyle bir kayda rastlayamadım. Cami yapılmışsa da, Osmanlılar o meydana bir hoca barınağı yapmış olabilir. Böyle birşey varsa da, irabet görmemiş yok edilmiştir.
O tarihlerde (1560) kayıtlarında Arguvan´nın çok köyünde cami, yada cami imamı görülmektedir.
Devir Yavuz Selim ve Kanuni devri. Bu Açıklamaları kitabımda da bulacaksınız


AHMET AŞIKİ

Büyük ozan, baba adı Musa olan Aşıki 1763 İsaköyü doğumludur, Türkmen boylarından olan Kavlaklar ailesine mensuptur. Küçük yaşta  Derviş Ali`den yol, erkân, saz ve söz eğitimi aldığı söylenen Aşıki`nin asıl Adı, Ahmet`tir. Yaşamının büyük bölümünü İsaköyü de geçiren Aşıki sık sık da H. Bektaşi`a gider gelir. Son ziyareti dönüşünde, Türkmen Beğ Dili kolundan olan Kayseri`nin Felahiye`ye bağlı Acırlı
köyünde hastalanır ve yakalandığı hastalıktan kurtulmaz (1821-1822) orada vefat eder.
Mezarı oradadır. Geride bir çok eser bırakan Aşıki Derviş Muhammet`le de müsaip (yol kardeş) olduğu söylenir. Av. Mustafa alpın anlattıklarına göre, Aşıki`nin Acırlı da ki türbesi İsaköyü`lü Ali efendi Ali Alp ve Bektaş Şahin (Beppem) tarafından 1950 li yıllarda ziyaret edilir ve eksikleri tamir ettirilir. Aşıki de Derviş Muhammet gibi toplumsal ahlak kurallarını öğütleyen şiirler yazmış ve okumuş.

Özün engin indir yüceden uçma
Enginlerde biten ayva nar olur
Tekebürlük edip yolundan azma
Iblis`e uyanın işi zor olur

Gafil gözünü aç ömrün geçmeden
Can bülbülü kafesinden uçmadan
Yükünü at kervan gelip geçmeden
Son pişmanlık fayda vermez zor olur

Geldin bu dünya ya bir kâr edesin
Sermayen yok ise ya se n nidesin
Sana sunmazlar o aşkın badesin
Katrana girersin yerin nar olur

Aşıki sıtk ile çağır Bari`ye
Terk eyledin namus ile âriye
Gidip gine geleceksin geriye
Adem sıfatında gelen nur olur

Bu gibi nasihat öğüt edici şiirlerinin yanında, köyünden köylüsünden ve sevdiğinden uzaklarda hasta yatakta iken hasretini şiirli bir hava ile dile getirir.

Felek seni benden cüda düşürdü
Bülbülü olduğum güller elveda
Yüce yüce karlı dağlar aşırdı
Bir zaman gezdiğim iller elveda

Ahı fırak peyda olur özümde
Dertli olan anlamaz mı sözümde
Şol yar için akar iki gözümde
Taşıp taşıp giden seller elveda

Günden güne bakar iken yüzüne
Hasret kaldım ayağının tozuna
Düştüm gideceğim yolda izine
Yüzümü sürdüğüm yollar elveda

Daha bir çok eserler bırakan Ahmet Aşıki bazı kayıtlara göre 1821 de 58 yaşlarında dünyadan göçmüştür.
Ozan Ahmet Aşıkinin hayatı ile ilgili sunduğumuz bilgiler, Inönü Üniversitesi 2 Battal Gazi ve Malatya çevresi halk kültürü sempozyumuna, Öğretmen (Rasim Deniz) tarafından da, bildiri olarak sunulmuştur.




ŞAH SULTAN

Derviş Muhammed ve Ahmet Aşıki gibi İsaköyü doğumludur. Fakir bir aile olan Babo Ahmetin, kızadır.
Şah Sultan İsaköyünde şairleşmiş yetişkin çağında iken, Derviş Muhammed Anzahar;da bektaşi babalarından Gamber Ağa nin, türbesinde hizmet için oraya taşındığı söylenir. Gamber Ağa, Gani Bananın babası olur.
Derviş Muhammede manevi bağı olan Şah Sultan aynı hizmeti göze alarak Anzahara Derviş Muhammedin arkasından gider. Kendisi de o dergahta uzun süre Derviş Muhammedle birlikte yöre halkına yol erkânla ilgili hizmet sunar.
1755 yılında İsaköyü de doğan Şah Sultan, 1848 yılında Bozan köyün de 93 yaşında vefat eder.
Köyümüz yaşlılarından bu aileye en yakın olan Fatma Yalçınoğlu nun anlatımına göre, Sah
Sultan, Memet Mustafa Karaslanın baba annesi Gülüstanın büyük ablalarından olduğu söylenir.
Şah Sultan M.Mustafa Karaslana baba tarafından akraba olduğu kesin olarak bilinmektedir.
Şah Sultanın türbesi Arguvannin Bozan Köyündedir. Şah Sultannın İsaköyü den ayrılışı konusunda farklı söylemler vardır. Ancak, Sah Sultan İsaköyüden kovuldu gibi laflar tamamen uydurmadır. Çünkü, Şah Sultan her ne kadar Derviş Muhammedin yanına Anzahara gitmeyi istemiş İsaköyüden ayrılmış ise de, babası Babo Ahmet İsaköyüden ayrılmamıştır. Kendisi de Derviş Muhammedin vefatından sonra gelir İsaköyüde ailesinin yanında bir süre kalır. Daha sonra Bozan Köyüne Derviş Muhammedin taliplerini içine gider, kendisini de seven ve sayan bu köylülerle yaşamını sürdürür.
Şah Sultan gününün kadın halk ozanıdır, böyle de onura edilmelidir. Edilmiştir de, o ve benzerlerinin değerlendirmesi halk tarafından zaten yapılmaktadır.
Şah Sultan ve Derviş Muhammed 1755 yılında doğmuş aynı yaşta oldukları tüm kaynaklarda görülmektedir.
Bu iki ustanın, hatta çocuk yaşta Ahmet Aşıki de dahil, üç ustanın saz ve sözde temel eğitimini Derviş Aliden almışlardır. Sadık Beğin büyük torunu Ali Turabiye de sorduğumuzda bunu doğrulamıştır.
O tarihlerde, Derviş Ali, Babası Süleyman dede ve Dedesi Teslim Abdaldan aldığı saz söz yol erkan la ilgili bilgilerle İsaköyü de sık sık bulunur. Beğlerin de dedesi Rehber kapısı olan Derviş Ali, Drviş Muhammedin, babası Seyit Hüseyinle akraba olurlar.
Musai Kâzım, kolundan gelen bu iki seyitin İsaköyü de buluşmalarının asıl nedeni de o olsa gerek. Çünkü, H.Bektaş la İsaköyü arasında onca köy varken, Seyit hüseyin her Hünkâra geliş ve dönüşlerinde İsaköyü ne gelip misafir olur, çünkü akrabası Derviş Ali Orada İsaköyü dedır.
şah Sultannın tasavvuf ağırlıklı şiirlerinin yanında çok sayıda aşk, hasret şiirleri de var. Ahmet Aşıkiye gönül bağı olduğu da söylenen Sah Sultan, Ahmet Aşıki, Kayseri Felahiye ye bağlı Acırlı Köyü,nde hasta olduğunda hasretini şu şiiriyle dile getirir.

Urum ellerine bir can gönderdim
Ya Ali sen gönder senden isterim
Bakmaz mısın kebap oldu ciğerim
Ya Ali sen gönder senden isterim

Gariptir bilemez uzak yolları
Kerem edip aşırasın belleri
Çok gezdirmeyesin gurbet elleri
Ya Ali sen gönder senden isterim

Cemi kuşlar konar yerli yerine
Hasbi hal ederler kendi diline
Yad eller değmesin zülfü teline
Ya Ali sen gönder senden isterim

Ahmedim çekmiştir mansur darını
Hakka teslim etti cümle varını
Hıdır arzuluyu hub cemalını
Ya Ali sen gönder senden isterim

Bir söz geldi söyleyeyim dilime
Bakmazmısın fırgatıma zarıma
Bir yaralı geldi düştü koluna
Ya Ali sen gönder senden isterim

Yaralının sınıgını sarmalı
İsteyenin muradını vermeli
Yüz ağıynan sılasına salmalı
Ya Ali sen gönder senden isterim

Sevdiğimdir Alah Muhammed Ali
Tavafa eriyi hep cümle malı
Ahmetin makamı cümleden ulu
Ya Ali sen gönder senden isterim

Derviş Muhammed im Hünkarın canı
Pervane olmuşum yandırma beni
Şah Sultan derdinden delidir deli
Ya Ali sen gönder senden isterim

Şah Sultan bu deyişi Ahmet Aşıkı H.Bektaşa gittiğinde Acırlı da hasta olup köye dönüşü geciktiğinde söylemiş olacak.

Kaynak:
OĞUZLARIN UZANTISI
ARGUVANIN İSAKÖYÖ

alirizaugurlu    08 Ağustos 2008 13:39
Haz: ALİ Ve Hayatı

-Doğumu 21 Mart 596-599
-Haz. Fatime Eşi ile evliliği
-Gadri Hun da, Peygamber tarafından Halife ilan edildi

Alevilere göre, neden Haz. Ali?
Haz Ali´yi aile yapısı ve kökenini, kişiliği ile güzel sözlerinden ve onun hakkında söylenenlerden söz ederken soru yanıtını bulacaktır.

Haz: Muhammed´in öz amcası oğlu ve damadıdır.

Soyu; Haşimi-lerden gelir. Karşı Taraf, Kardeşi
-İbrahim ül Halili (Ümeyye Oğulları)
-Abdul Dara
-Abdi Menafa
-Abdulmutalip Mutalib, Dedesi.
-Abutalip (Babası dır. Ancak, onun asıl adının (Abd´ül Menaf) olduğunu diyenler de var.
-Abdullah -Hamza-Ebu Lehep-Abbas, bunlar da amcalardır.
Annesi, Esat´ın kızı (Fatime) dir. Esat, Mutalibin kardeşidir.
Talip- Akil- Cafer (Caferi Tayyar) adında üç erkek kardeşi, Ümmihanadında bir de kız kardeşi vardır.
İlk eşi, (Fatimetul Zehra) (Peyg: Muhammed Mustafa´nın kızıdır)
- Erkek çocukları (Hasan  Hüseyin)
-Kız çocukları, (Zeynep  Ümmül gülsüm, Fatimetul Zehra´dan olan çocuklarıdır.
Heyber Kalesi alındığında Haz. Ali´ye sığınan kale kumandanının kızı (Hanife) ile Haz.
Fatimetul Zehranın ölümünden sonra ikinci evliliği gerçekleşir.
Hanife´den doğan iki oğlu; (Muhammed Hanifi- Celal Abbas)
Celal Abbas, Büyük abisi Haz. Hüseyin´le Kerbela´da savaştı ve şehit oldu.

Haz.Ali´nin Ünvanları:

-Ebu´l- Hasan Hazreti Muhammed ona Ebu´l- Turabderdi. Annesi ona Haydar Bundan dolayı Murtaza da denildi. Ayrıca Tanrı aslanı anlamında EsadullahYandaşları tarafından Emürel mümin diye de çağrılmıştır.

Kazandığı Savaşlar;
-Bedir Savaşı. Maviyenin kardeşi (Utbe) öldürüldü.
-Uhut Savaşı, (Haz. Hamza) şehit ediliyor
-Hendek Savaşı, (Haz. Muhammed´in) dişi kırılıyor
-Heyber´in alınışı, (Hanife´nin) Haz Ali´ye sığındığı savaş

Haz. Muhammed´in Haz, Ali hakkında hadisleri.
Ben ilmin kapısıyım Ali de onun kapısıdır
 Bilginin 10 da 9 u Ali´dedir diğer birde de, insanlardan üstünüdür

Bana bir harf öğretenin kölesi olurum Bu söz Haz Ali´ye aittir.
İlminin yanında, Haz; Ali; Dürüst- Eşitlikçi ve Mert´di

Haz Ali genelde bir savaşçı olarak iyi kılıç kullanan biri olarak anlatılır,düşünceleri hep ikinci plana atılır, hatta bazı kesimlerde hiç de yer verilmez. Ama Haz. Alinin kişiliğini iyiden iyiye anlayan deyişleriyle övgüler yağdırarak anlatan Anadolu Alevi ozanlarıdır.
Nesimi-Yemini-Hatai-Füzuli-Kul Hümmet, Virani- Pir Sultan Abdal ve bunları takip eden ozanlardır.

Hadislerinden Özdeyişlerinden de anlaşılacağı gibi;

-Akıl gibi zenginlik, bilgisizlik gibi yoksulluk
-Edep gibi miras, danışmak gibi arka olmaz
-İlim maldan hayırlıdır- İlim seni sense malı korursun, mal vermekle azalır, öğrenmekle ilim çoğalır,mal sahipleri malın yitmesiyle yitip giderler.
-İnsanlar bilmedikleri şeye düşmandırlar
-Öfke delilikten bir bölümdür, çünkü sahibi nadim olur
-Bilgi tükenmeyen bir hazinedir
-Akıl eskimeyen yıpranmayan bir elbisedir
-Cahil dostundan ziyade akıllı düşmanına güven
-İnsanlar bilmedikleri şeylerde duraklasalardı sapıklığa düşmezlerdi
-Bilgiyle dirilen ölmez
-Büyük günahların kefareti zulme düşenlere yardım etmek, acze düşenleri ferahlandırmaktır.
-Dindarlığın en üstünü dindarlığını gizlemektir
-Dil yırtıcıdır bırakılırsa parçalar, nice kan vardır ki onu dil döker
-Konuşun ve tanışın, çünkü insan dilinin altında gizlidir
-Gerçekle savaşan elbetteki alt olur gider
-Nice zengin vardır ki yoksuldan da yoksuldur, nice büyük kişi vardır ki her aşağılık kişiden de aşağıdır.
- Utancın en üstünü insanın kendinden utanmasıdır
-İnsan da dil olmasa, insan söz söylemezse,surete bürünmüş bir varlıktan yahut başı boş bırakılmış bir hayvandan başka ne olabilir ki
-Soyluluk babaların anaların mensup olduğu soyla değil, övülecek üstünlükle kazanılır.
-Aç kalmak alçaklıktan hayırlıdır
-Zamane uyun çocuğunuzu zamane göre yetiştirin&

İşte Anadolu ya taşınan erenler bu öğreti ile gelmiş, yaymış yaşatmaya da çaba harcamışlardır. Alevi felsefesinin kaynağı bu zat ( Haz.Alidir)
Haz.Aliyi tanıma ve 21 Martı onun doğum günü olarak anmak, bayram etmek o insancıl öğretiye sahip çıkma anlamındadır.

Saygılarımla&

alirizaugurlu    08 Ağustos 2008 13:32
SOL UNUTULDU MU?

Nereden çıktı o 27 Mayıs la oluşturulan bu yargı organları?, şimdi birbirimizi tek tek yiyene dek, çoktandır toptan hesabımız görülmüş, dinimize göre kıblemiz gösterilirdi, atardık sağ kulağı yerlere, ne aş nede iş, rahatımıza bakardık. AKP liler Dau da yapıyor, cennetlik olur bu dünyanın kavgasından belasından da yakayı alıp kurtulmuş olurduk. Malatya da 16. TEMMUZ 16, Kayısi fuarı açılışında bakanların, İstabnbul Bel.Başkanı ve çok sayıda AKP lilerin hazır bulunduğu resmi yemekte S. Baykal için dua etmişler, akıl istemiş, amin çekmişler. İşte sitemin asıl yüzü. 80 kusur senelik cumhuriyet Türkiyesinde, çağdaşız, aydınız diyen büyük bir kitleyi arkasında sürüklemesini becerebilen birisi için daha ne akıl istedi AKP liler? Şaşılacak şey doğrusu.
Tüm imkanların kaynağını kurutup özelleştirme yoluyla bir çoklarını aşsız işsiz bırakarak emir komuta zinciri oluşturuldu. Hani tek yol devrim demiştik. Şimdiyse, TC Devleti tam anlamıyla bir AKP devleti olmadı mı?
Bu ülke o kadar süreçte adım adım geri alınacak ve insanları gelişen uzay çağında, buna mı teslim olacaktı? Hani biz dünyaya huzuru sosyalist bir sistemle sunacaktık. Çağın ayıbı sistemcilerin sistemini yıkmak için, o mücadeleden vaz mı geçildi? Olur mu kardeşim, Demokrasi dedik, o da araç oldu işte.
Peki şimdi ahı gitmiş vahı kalmış sistemde kim kimi alt edecek, o sonucu mu bekliyoruz?
Emperyalizmin tek yönetmelikle yönlendirdiği yeni dünya düzeninde, kavga bitmez kardeşim.
Küçüklere okul, gençlere iş, yaşlılara bakım ve huzur, bunları akla getirip sözünü eden birilerini duyuyor muyuz? Savaştan, soygundan başka, hangi haberi sunuyor medya insanlara?
Namuslu bazı hukuk adamları köşeye sıkıştırılmaya çalışılıyor.
Sevgili gençler, kıt kanaat okuyabilseniz de, el ayak öpüp yalvara yakala polis yada paralı asker de olabilirsiniz.
Silah beliniz de, hırsız kaçak terör kovalarsınız, yada savaşa derler, can verir can alırsınız. Biraz geçinebilecek para geçer elinize. Ancak işiniz gücünüz bir avuç vicdanı çamurlunun üstüne oturduğu sistemi koruma emrine alınırsınız. Bu gün gidişat bu, tüm dünyada çizilen yolda budur.
Şimdi bazı ağızlara açtık kulaklarımızı, ne dedilerse kapıp kafa arkalarını o boş laflarla şişiriyoruz.
Kısa bir süre önce S. Cavit ÇAĞLAR ettiği işlerden dolayı omuzlara alındı, En büyük sensin başka büyük yok dendi. 15.07.08 günü S.Sinan AYGÜNÜ bırakıldığı yol boyu konvoyda, seninle bu ülke gurur duyuyor dendi, öpe okşaya götürdüler evine. Kasasını açıyorlar 3 Milyon Euro çıkıyor içinden. Allah yürü kulum demiş, o da koşup aldığını koymuş oraya.
Olsun, çalıp kaçırandan, öldüren ve öldürtenlerden kimler omuzlara alınıp kahraman ilan edilmedi ki.
Her neyse. Sanırım farkındasınız. Ben bazen kestirmeden sözü şiire dökerim.
1975 de 33 yıl önce yazmıştım, BBDKG kitabıma koyduğum o şiirden bir dörtlük alayım buraya.

Efeler beyler paşalar
Cihanı sardı tasalar
Para saklayan kasalar
Açlar var.

S.Sinan la ilgili anlattıklarım kesin Ergenekonla alakalı değildir. Adam 3 Milyon Euroyu kasaya kilitleyip çıkmış dibe vurmuş ekonominin dibini anlatıyor halka.
50 yıllık DP.ADP.DYP ve izlenen o politikalarla bu gün buralara gelinmedi mi? S.Sinan sürdürülen o politikaların 2007 genel seçimlerinde son ve yeni adı DP den millet vekil adayı olarak siyasete hazırlanmamış mıydı? Biz bu davulu o bıraksın öbürü çalsın demiyoruz
Sosyalizm diyen diller koparsın o zincirleri artık. Şimdiyse, kirli eli yüzü bellisiz bir düzende yalvarıp yakınmak için AKP li dayı aranıyor.
Bizim insanlarımız bunlara asla laik değildi. Yan yana yaşamanın koşulu, hayatı eşit çağdaş bir hukuk la sistemleştirip, onuru da, gururu da yaşamla uyarlamalıyız, diye yola çıkan o yoldaşlar hani nerede? Bu sistemin adı da çoktan konmuştu, Sosyalizm&
Merhum Turgut ÖZAL satacağım demişti, şimdi rahat yatsın, elde avuçta ne varsa sattılar, kurduğu düzen Emevi din kuralları üstüne oturtuldu, onunla her dedikleri ABD yi de mutlu edecek türden alabildiğine işliyor.
İçinde bulunduğumuz kaygılı korkulu ortamdan dönmek için, yeniden bir çağdaş yapılanma neden akla gelmiyor?
Atı alan Üsküdar ı geçti, bu akılla kır eşeği tımarlasak n olur, çullasak n çıkar?, demesin kimse, bu soruları herkes önce kendine ve sora da birilerine sormalıdır. Çözüm kolay, çare yan yana tüm sıkıntıları birlikte yaşayan halk yığınlarındadır. Çünkü olan asıl onlara oluyor. Gelecek daha da karanlıklara itilmeden, zararın neresinden dönülse kardır. Halk hepsini denedi, demokrat çağdaş hareketin önü açık, sosyalist bir yapı için, el ele, tüm olumsuzlukların üstesinden gelecek net bir programla geç kalınmamalı diyorum&

Ali Rıza UĞURLU    07 Ağustos 2008 15:32
alirizaugurlu@gmx.de
GAZİ OLAYLARI

Tarihinde devamlı yasak ve katliamlarla korkutulmaya çalışılan, Alevi ve Bektaşiler, her dönemde Emeviler, Selçuklular, Osmanlılar, cumhuriyetçiler, hatta çok partili dönemde bile, inanç ve dünya görüşlerinden dolayı apayrı vatandaş olarak kayda geçti ve rahatsız edilirler.
Anadolu ya 11.yy.da giren Türkmen aleviler gizlenebilecekleri köhne dağ eteklerinde boş buldukları yerlerde yerleşmiş ve gizli olarak sosyal hukuksal gereksinimlerini ibadetleri ile birlikte sürdürmüşler. Bu yaşam biçimlerini bulundukları ortamda yasaklara rağmen,Kırklar Meclisi ile özdeşleştirip öğretiyi gizli kapalı da olsa bu güne taşımayı başardılar.
Tarihin derinliklerini irdelemeden, yakının örgütlenme nedenlerine bir bakıldığında,
sözünü ettiğimiz dönemlerden kalma, zihniyet kadrolaştı ve sistemleşti de. Bunlar, şartlanmış, sermayenin böl yönet politikalarına malzeme olan taraflara Kahraman Maraş katliamı yaptırıldı. Arka arkaya Sivas-Malatya- Çorum-Gazi, olaylarında onlarca alevi insan hunharca katledildi.
Bazı demokratız deyip sözüm ona, aydın geçinen kesim, sadece Aleviler Laik Demokratik düzenin sigortasıdır, demekten bir milim öteye gitmediler. Aleviler de kendi inanç ve ibadetlerinde serbest olsunlar, deme cesaretini kimse gösteremedi.
Bunlar çağdaştır, öldürülen ölür, iki laf ederiz kalanlar da yine oylarını bize verir. Bunu diyenler, biz sosyal demokratız, Aleviler de demokrat, çağdaş bir dünya görüşünden yanadır, deyip olayları ve yaşanan acıları unutturma politikaları sürüp gitmektedir. Özde aynı düşünen, alevi ve Bektaşiler bu gelişmeler karşısında, yetti artık, deyip el acele inanç bazında da olsa tabanda birleşmenin gereğini anladı ve örgütlendiler.
Cumhuriyet dönemi Alevi ve Bektaşiler ibadetlerini jandarmadan gizlenerek yaparlardı.
Çok partili dönemlerde iktidarların ona karşı tavrı pek de değişmedi ve değişmemesi için de olağan üstü çaba içindeler. Öyleyken, tüm yasak ve dayatmalara rağmen. Örgütlü 1000 üzerinde Cem ibadet evleri kuruldu ve durmadan da çoğaltılmaktadır.
1995 de Gazi olaylarında, 29 Alevi yurttaş katledildi. Tabi ki olay her yıl kınanacaktır ve suçlular hak ettikleri cezayı çeksin, Ülke demokratikleşsin, bu ve benzeri katliamlar bir daha yaşanmasın, deyip tepkilerini de sürdürmeye devam ediyorlar. Ancak;
Şurasına aleviler önemle dikkat etmelidirler, bazı gruplar olay çıkarmak ve eylemi kendi amaçlarına çekmek için ortalığı karıştırmak isterler, o oyunlara gelinmemelidir. Alevi ve Bektaşiler haklarını hukuk kuralları içerisinde, elde etme çabalarını sürdürdü ve sürdürmeye de devam etmeliler.
Alevi ve Bektaşiler tarihinde hiç bir inanç gurubuyla birlikte yaşamayı sorun olarak görmediler, yobaz anlayışın dışında hoş görüyü birlikte yaşamanın ön koşulu olarak bildiler.
Alevi ve Bektaşilerin sorunu tarih boyunca halklarla ve inançlarla değil, hep sistemlerle olmuştur.
Siyasetin bu güne dek Aleviliği yok etme çabaları fayda vermedi, fakat öğreti belli ölçüde yara almıştır. Bazı Alevi ve Bektaşi çevreler de, Emevi İslam sentezine empoze edilenler az da olsa ne yazık ki var.
Osmanlı padişahı Yavuz S.Selim ve Kanuni, döneminde olduğu gibi, bugün bile alevi köylerine Cem Evi yerine Cami yapma ve buralara Cami imamı atama politikaları devam etmektedir.
Siyasi çıkarlarına dini araç eden çevreler, Osmanlı vaaz fetvaz din adamlarına aleviler hakkında suçlamaları sologan olarak bile kullandırttılar.
Şu anda Alevi ve Bektaşiler dünyanın her yerinde örgütlü güçlerini oluşturdu. Avrupa da 220 dernek 11 Federasyon ve konfederasyon çatısı altında Biz buyuz varız bu varlığımızı sonuna kadar da koruyacağız, deyip kararlılıkla dimdik durmaktalar ve her gün daha da güçlenmekteler. Türkiye de de, örgütlü yapı sağlam ve güçlü olarak varlığını ortaya koymuştur. Dünyanın bir çok yerinde Alevi Bektaşi örgütlenmesinden kimse rahatsız değil.
Bulunduğum Almanya da bazı belediye başkanları Cem evi yapan Alevi Bektaşi derneklerine arsa bağışlıyor ve binanın bitiminde gelip kurdele kesiyorlar.
Türkiye nin laik Demokratik bir hukuk devleti olduğu iddia edilir, aslında var olan kurumlar da kurallar da ters işletiliyor. Bu günkü merkezi ve yerel idareler Sultan beyli de, yapılanlarla ilkel Emevi zihniyetini Alevi ve Bektaşilerce oluşan Cem evlerine karşı ortaya koymuşlardır.
Bakacağız Alevi Ve Bektaşi güçlerinin demokratik talepleri karşısında daha ne kadar direnebilecekler?

Saygılarımla.

yusuf turgut    06 Ağustos 2008 02:13
böyle bir site hazırlamak saygı değer alirza amcamızada yakışır diyor başarıların devamını diler ellerinden öperim


308
Toplam kayıt bulunuyor
Design: Joomlamarket.de
© 2005 – 2020 www.alirizaugurlu.com